• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
1 Ocak 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Dr. Abbas Mansouran: ‘Umut ilkesi’ni uygulamamak siyasi tıkanıklığı uzatır

1 Ocak 2026 Perşembe - 11:22
Kategori: Güncel, Manşet

Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için başlattıkları imza kampanyasının hedeflerini anlatan Dr. Abbas Mansouran, ‘Umut ilkesi’nin uygulanmaması sosyal ve siyasi tıkanıklığı uzatır. Barışçıl çözümler olasılığını sınırlar’ dedi

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması için ulusal ve uluslararası kampanyalar devam ediyor. Uluslararası aktivist, akademisyen, entelektüel ve insan hakları savunucularını bir araya getiren bağımsız ve gönüllü bir girişim olan “Abdullah Öcalan ile Görüşmek İçin Uluslararası Komite”, 20 Aralık 2025 tarihinde change.org sitesinde Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için bir imza kampanyası başlattı.

Halk sağlığı ve epidemiyoloji uzmanı olan insan hakları savunucusu Dr. Abbas Mansouran,  kampanyanın amacı ve Abdullah Öcalan’ın tutukluluğuna dair Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirmelerde bulundu.

‘Barış odaklı ufukların temsilcisi’

Kampanyanın devam eden İmralı tecridi ve “umut ilkesi” kararının uygulanması amacıyla başlatıldığını belirten Abbas Mansouran, komitenin ise Abdullah Öcalan’a yönelik tecride yanıt olarak kurulduğunu söyledi. Tecridin uluslararası insan hakları hukuku ve insan onurunun temel ilkelerinin açık bir ihlalini teşkil ettiğini dile getiren Mansouran, “Bakış açımıza göre, Öcalan sadece bir siyasi tutsak değil, aynı zamanda halkların tarihsel taleplerinin ve bölgede barış odaklı ufukların temsilcisidir. Bu 27 yıllık esaret süresi boyunca özellikle de geçen yıl yaptığı halklar arası barış, bütünleşme ve dayanışma, çatışmanın sona erdirilmesi çağrısı sonrasında Öcalan’ın konumu salt ‘bireysel bir dava’ sınırlarını aşmıştır. O, diyalog talebi ve çatışmaların siyasi çözümü için bir sembol haline gelmiştir” diye belirtti.

Kampanyanın amacı

Komitenin “umut ilkesi, ziyaret hakkı ve fiziksel özgürlük” talebinin olduğunu söyleyen Mansouran, şu anki süreçte ziyaret hakkının bir “hükümet tahsisi” veya “ayrıcalık” değil, hukuki ve insani bir gereklilik olduğunu belirtti. 27 Şubat Çağrısı’ndan sonra başlayan süreçte Abdullah Öcalan’a dönük tecridin sınırlı ve geçici şekilde azaltılmış olsa da uygulanan politikalarda temel bir değişiklik olmadığını söyleyen Mansouran, ziyaretlerin şeffaf ve yasal bir süreç yerine seçici, zorlayıcı ve politik şekilde uygulandığını belirtti. “Umut ilkesi”nin uluslararası hukukta, insanlık dışı muameleyi yasaklayan ilkeye dayandığını anımsatan Mansouran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) de bu hakkı onayladığını vurguladı. Mansouran, “İmza kampanyasıyla konuyu daha da uluslararası kamuoyuna taşımayı, otoriter ve hukuksuz uygulamaların normalleşmesine karşı çıkmayı ve uluslararası kurumları başarısızlıkları ve gecikmeleri konusunda hesap vermeye zorlamayı hedefliyoruz” dedi.

Tecridin etkileri

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin sıradan bir cezaevi uygulaması olmadığının altını çizen Mansouran, istisnai ve politik olarak tasarlanmış bir rejim olduğunu söyledi. Uzun süreli ve belirsiz izolasyonun sürdürülmesinin sadece birey için değil toplumun tamamı için derin psikolojik ve sosyal zararlar ürettiğini söyleyen Mansouran, şunları belirtti: “Bu izolasyonun sonuçları bir kişiyi aşar. Öcalan’ın davası, istisnai tutuklama rejimlerinin siyasi diyaloğu nasıl bastırmak, fikirleri suçlamak ve barışçıl çözümleri engellemek için kullanıldığını simgeler. Bu anlamda izolasyon sadece ‘ceza’ değil, siyasi süreçleri donduran ve diyalog olasılığını susturan işkence benzeri bir araçtır. Dünyanın farklı yerlerinde Supermax cezaevlerinde uzun süreli tek kişilik hücre veya siyasi tutsaklar için özel rejimler gibi benzer örnekler bulunabilir. Ancak İmralı’daki durumu ayıran özellikler sürekliliği, kapsayıcılığı ve açık siyasi amacıdır. Uzun süreli izolasyon, anlamlı hukuki denetim ve hesap verebilirlik yokluğu ile birleşmiştir. Bu nedenle Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit güvenlik gerekçesiyle haklı gösterilemez. Bu, yapısal bir insan hakları ve insan onuru ihlalidir, devamı yalnızca bireysel hakları değil, aynı zamanda uluslararası hukuki ve insan hakları mekanizmalarının güvenilirliğini de aşındırır.”

Umut ilkesi

Politik olarak “umut ilkesi”nin uygulanmasının, kalıcı istisnai uygulamalardan uzaklaşmayı ve hukukun üstünlüğüne yönelimi simgeleyeceğini, kutuplaşmayı ve toplumsal gerilimi azaltmaya yardımcı olabileceğine işaret eden Mansouran, AİHM’in Türkiye’ye yaptırım uygulamak yerine yeniden süre vermesini de eleştirdi. Mansouran, “Bu yaklaşım, insan haklarının uygulanmasında ciddi bir güvenilirlik ve siyasi irade krizini yansıtır. Bağlayıcı bir kararı uygulamaktan sürekli kaçınılması ve sürekli tolerans temel hak ihlallerinin gerçek bir maliyeti olmadan devam edebileceği mesajını verir. Hukuki açıdan umut ilkesi isteğe bağlı değildir. Bu durum ayrıca çifte standart oluşturur. Bazı devletler, jeopolitik ağırlıkları nedeniyle hesap vermekten kaçınır ve bu durum gözetim kurumlarına olan kamu güvenini aşındırır. Her uzatma aynı zamanda Öcalan için değil, aynı yasal çerçeveye bağlı kaderde olanlar için de hukuksuz koşulların ve izolasyonun devamı anlamına gelir. Uluslararası mekanizmalar, kendi kararları göz ardı edildiğinde kararlı davranmazsa, tamamen sembolik kurumlar haline gelme riski taşır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin “umut ilkesi” kararını uygulamamadaki ısrarının da baskı ve “güvenlik” politikalarına bağlı ceza rejimini korumayı amaçlayan bilinçli siyasi bir strateji olduğunu belirten Mansouran, “Umut ilkesi’nin uygulanmaması, sosyal ve siyasi tıkanıklığı uzatır ve diyalog, uzlaşma ile barışçıl çözümler olasılığını daha da sınırlar. Umut ilkesinin uygulanması yalnızca hukuki bir yükümlülük değil, hukuki tutarlılığı, siyasi sorumluluğu ve insan onurunu geri getirmek için gerekli bir adımdır” dedi.

Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü

Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün bireysel ya da sadece Kürt meselesine indirgenemeyeceğini vurgulayan Mansouran, “Öcalan’ın tutukluluğu, Türkiye’nin siyasi yapısına ve Ortadoğu’daki tarihsel Kürt sorununa kök salmıştır. Özel koşullar altında devam eden tutukluluğu, milyonlarca insanın yaşadığı dışlanma, inkar ve çözümsüz çatışmayı yansıtan bir ceza ve kamu rehin alması sembolü haline gelmiştir. Öcalan’ın özgürlüğü, Kürt meselesinin ötesinde olağanüstü hal uygulamalarının, keyfi cezaların ve seçici hukuk uygulamasının normalleşmesine ‘hayır’ der. Açıklık ve yasallığa doğru politik bir yeniden yapılandırmaya katkı sağlayabilir. Öcalan’ın haklarının tanınması toplumsal düzeyde, yıllarca dışlanma ve kriminalizasyon yaşayan toplumsal kesimlerde adalet ve olanak hissini yeniden sağlayabilir. Mesaj açıktır; siyasi sorunlar tecrit, sessizlik ve şiddetle çözülmez. Tanınma, diyalog ve kamu katılımı gerektirir” diye belirtti.

Uluslararası mekanizmaların tutumu

Uluslararası mekanizmaların tutumunun yeterli olmadığını söyleyen Mansouran, sorunun hukuki standart eksikliği değil, “norm ve uygulama” arasındaki uçurum olduğunu belirtti. Uluslararası kurumların Abdullah Öcalan’ın davasında izleme, raporlama ve süre uzatma ile yetindiğini dile getiren Mansouran, “Bu etkisizliğin kökeninde politik tereddüt vardır. Jeopolitik çıkarlar ve güvenlik odaklı anlatılar, insan hakları taahhütlerinin önüne geçmekte ve bu mekanizmaları seçicilikle suçlanmaya açık hale getirmektedir. Etkili olmak için net bir zaman çizelgesi, doğru uygulama talebi ve uyumsuzluk durumunda anlamlı sonuçlar gereklidir. Yalnızca ara sıra açıklamalar ve tekrar eden raporlar yeterli değildir. Aynı zamanda her şey kurumlara veya soyut kavramlara bırakılmamalıdır. Gerçek baskı gücü, kamuoyunda ve toplum vicdanında, ihlalleri tolere etmeyen, sessizlik ve pasifliği sorgulayan etik, politik hassasiyette yatar” ifadelerini kullandı.

Amaç sosyal ve politik bir yanıt yaratmak

Kampanyalarında Abdullah Öcalan’ın davasına odaklanmalarını, İmralı gibi istisnai rejimler altında tutulan bir siyasi tutsağın durumunu temsil eden sembolik bir davaya odaklanmak olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Mansouran, şöyle devam etti: “Bu çağrı, uluslararası kamuoyuna ve toplum vicdanına yöneliktir. Umut ilkesi, ziyaret hakkı ve nihayetinde özgürlük, seçici olarak askıya alınamayacak evrensel haklardır. Her imza, sessizliğin tarafsızlık olabileceği fikrini reddeder. Böyle bir kampanyanın toplumsal etkisi, bireysel kaygıyı kolektif bir yanıta dönüştürmekte yatar. Bu yanıt, sembolik ve kamusal düzeyde izolasyonu kırmak ve adaletin yalnızca ‘kurumlar’ tarafından değil, etik hassasiyet, katılım ve sürekli kamu ısrarıyla da üretildiğini güçlendirmek. Amacımız tam olarak budur. Umudu paylaşılan bir insan değeri olarak canlı ve talep edilebilir tutan, ilkesel, sosyal ve politik bir yanıt yaratmak.”

Haber: Hivda Çelebi / MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Hüseyin Aykol’un son sözleri: Bu bayrak yere düşmesin diye buradayım

Sonraki Haber

Tahran’da üniversite öğrencisi Sarira Karimi tutuklandı

Sonraki Haber

Tahran’da üniversite öğrencisi Sarira Karimi tutuklandı

SON HABERLER

IFJ: 2025’te 128 gazeteci öldürüldü

Yazar: Heval Elçi
1 Ocak 2026

Wan’da çığ altından kurtarılan kadının durumu ağır

Yazar: Aziz Oruç
1 Ocak 2026

ABD’den Karayipler ve Pasifik’te yeni hava saldırıları: En az 8 ölü

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

İran’da protestolar sürüyor: 1 can kaybı, 15 kişi gözaltında, üniversiteler kapatıldı

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

TKDF: 2025’te 391 kadın erkekler tarafından katledildi

Yazar: Aziz Oruç
1 Ocak 2026

HTŞ’li 2025 Suriye’si: Kadınlara yönelik şiddet, saldırı ve katliamlar arttı

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

‘Hüseyin Aykol, karaya oturmuş bir ülkeyi anlattı, ama hiç umudunu kaybetmedi’

Yazar: Bedri Adanır
1 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır