Rojava Kürtleri, yüzyıllardır Suriye’nin kuzeyinde, Cizîrê, Kobanê ve Efrîn bölgelerinde yaşamlarını sürdürüyor. Ancak bu tarihsel varlık, Suriye devleti içinde inkâr, yok etme ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldı
Kürtlerin varlığını ve özgürlüğünü savunan bir hareket doğuyordu. Bu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önderliğindeki Kürdistan Özgürlük Hareketi’ydi. Rojava bölgesi, Özgürlük Hareketi’ni tanıyarak kendini yeniden var etti ve kurtuluş mücadelesinin ilk öncüsü oldu
Dilleri ve kültürleri yasaklı olmasına rağmen Kürtler yaşamlarını ve kültürlerini koruma çabasını sürdürdü. Bu çabada dengbêjlik geleneği, halk stranları ve hikâyeleri kültürel kimliğin korunmasında önemli rol oynadı
Serdar Altan
Dünya üzerinde statüsüz bırakılan yegâne halklardan biridir Kürtler. Kürdistan’ın en küçük parçası olarak bilinen Rojava’da son 14 yıldır özerk bir yönetim sistemi kuruldu. Kürtler bu sayede ilk kez Suriye’de bir statüye kavuşmuştu. Ancak bölgesel güçler, uluslararası güçlerle iş birliği halinde bu kazanımı ortadan kaldırmaya çalıştı. Kürtler direniş sayesinde bu kuşatmayı kırdı; şimdi ise bu kazanımları kalıcı hâle getirme uğraşında.
Kürtler tarih boyunca yaşadıkları coğrafyada kendilerini var etme çabası içerisinde olmuşlardır. Varlığını korumak, dilini, kültürünü yaşatmak, savaşlara, barbar istilalarına, yok etme çabalarına karşı ayakta kalabilmek belki de insanlık açısından da önemli bir evreydi. Ancak Kürtler bunu sadece ayakta kalabilmek için değil, aynı zamanda insanlık tarihine kazandırılacak özgürlük tutkusunun da öznesi olma çabasını ortaya koydu.
Zagros dağlarından, Ninova çölünden, Dicle-Fırat havzasından, Şam eşiklerinden, Anadolu bozkırlarından ve de yayıldıkları bütün coğrafik gerçeklikten bir nevi kendini bir yere konumlandırma, özerk yapısını koruma, dilini-kültürünü yaşatma uğraşı içerisinde oldu. Kawa’dan başlayarak, Selahaddin’e, Ebu Müslim’e, direniş ve isyan süreçlerine kadar bir arayış içerisinde oldular.
Yüreği büyük küçük parça
Kürtlerin yaşam ve kimlik mücadelesi ile varlıklarını koruduğu bölgelerden biri de Kürdistan’ın en küçük parçası olarak bilinen Rojava’dır. Rojava Kürtleri, yüzyıllardır Suriye’nin kuzeyinde, Cizîrê, Kobanê ve Efrîn bölgelerinde yaşamlarını sürdürüyor. Ancak bu tarihsel varlık, Suriye devleti içinde inkâr, yok etme ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kaldı.
2011’de Suriye iç savaşının başlamasıyla birlikte burada yaşayan Kürtler bir kez daha tarih sahnesine çıktı ve çağın en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirdi. Bu devrimin adı Rojava Devrimi’ydi.
Rojava Devrimi ve bugün yaşanan gelişmelere geçmeden önce, Suriyeli Kürtlerin geçmiş tarihini ve mücadelelerini geniş kapsamlı irdelemek gerekiyor. Özellikle son dönemde HTŞ ve Türk devletine yakın kesimlerin, bu kadim toprakların Kürdün yurdu olmadığını ileri sürmelerine karşın, Suriyeli Kürtlerin tarihini incelemek yerinde olacaktır.
Şunu hatırlatmak gerekir ki Suriye, ulusal bir devlet olarak 20. yüzyılın sonunda kuruldu. Yakın tarih öncesi dönemlerde bu bölge farklı isimlerle adlandırılırdı; Yukarı Mezopotamya, Büyük Şam, El-Cezire…
Cizîrê, Kobanê ve Efrîn bölgeleri bugün ayrı Kürt bölgeleri olsa da tarihsel olarak genellikle Kuzey ve Güney Mezopotamya’daki Kürt bölgeleriyle tek bir parça olarak var olmuşlardır.
Med, Mitanni ve Zagros halkı dönemi
Pek çok tarihsel kaynak, bugün Kürtlerin atası olarak bilinen halkların Zagros ve Mezopotamya halklarından olduğunu göstermektedir. Mitanni Devleti (MÖ 16–13. yüzyıl) Suriye’nin kuzeyinde ve Mezopotamya bölgesinde kurulmuştu. Bu bölge, özellikle Cizîrê, Kürt halkı için merkezi bir alan olmuştur.
Med İmparatorluğu (MÖ 7. yüzyıl), çoğu zaman Kürtlerin tarihsel temeli olarak kabul edilen bu imparatorluğun etkisi, Mezopotamya’nın kuzeyine kadar uzanmıştır. Bu bölgeyle kabilevi ve dilsel bağlar mevcuttu. Bu veriler, bugünkü Kürtlerin atalarının binlerce yıl bu coğrafyada yaşadığını göstermektedir.
Roma ve Bizans dönemi
Roma ve Bizans dönemlerinde Kürtler farklı isimlerle anılmışlar (Gordyene, Karduchi vb.). Yaşadıkları topraklar Dicle ile Fırat arasındaki bölge olarak kayıtlara geçmiş, Toros-Zagros dağlarında yaşayan halklar olarak tanınmışlardır. Bugün Cizîrê ve Kobanê’nin bulunduğu bölge, dışarıdan gelen göçmenler olarak değil, yerli halklar olarak yaşayan toplulukların alanı olarak kabul edilmiştir.
İslami dönem
İslam’ın yayılışıyla birlikte (7. yüzyıl) Kürtler siyasi yeni koşullarla karşılaştı. Şam ve Cizîrê bölgelerinde pek çok Kürt emirlik ve yapıları kuruldu. Eyyubiler döneminde (12. yüzyıl) bir Kürt, İslam ordusu komutanlığını üstlendi. Bu kişi Kürt Selahaddin’di. Her ne kadar iktidar gücü olarak Arap Eyyubiler olsa da Kürt Selahaddin, bu hanedan ve halifeliğin ayakta kalmasının yegâne mimarıydı ve adını İslam tarihine altın harflerle yazdırdı. Bu dönemde Şam, Halep ve Cizîrê bütünüyle Selahaddin’in akrabaları olan Kürtlerin yönetimi altındaydı. Kürtler o dönemde temel siyasi güç olarak varlığını ispat etmişti. Bu durum, Kürtlerin yalnızca bölgede yaşamadığını, üstelik bu toprak üzerinde kendi yönetimlerini de kurduğunu göstermektedir.
Osmanlı dönemi
Osmanlı hanedanlıkları döneminde Suriye’nin kuzey bölgeleri Kürdistan’ın diğer bölgeleriyle tek bir parça hâlindeydi. Kürt aşiretleri Afrin’de, Cizîrê’de ve Fırat boyunca özerk bir şekilde yaşıyordu. Osmanlılar çoğu zaman Kürtleri bölgesel bir anlaşma gücü olarak tanıdı ve aşiret yönetimini kendi koşulları dahilinde kabul etti.
Tarihe müdahale: Kolonyal sınırlar (1916–1923)
20’nci yüzyılın başlarında Kürtler için durum artık farklı bir hal aldı. Şiddet ve acı, yağma ve katliam dönemi başladı. Kürtlerin varlığını dünya üzerinden silmeye yönelik girişimler Ortadoğu’da ulus-devletlerin kurulduğu sürece tekabül eder. Bu dönemde İngiliz aklı devreye giriyor ve önce gizli bir anlaşma olarak bilinen Sykes–Picot adlı meşhur anlaşma, ardından da Lozan. Elbette Lozan’da tabuta konulan Kürtlerin üzerine son çiviler de çakıldı diyebiliriz. Bu iki plan ve anlaşmayla Kürdistan dört parçaya bölündü. Binlerce yıldır tek bir parça olan ve Kürtlerin bölgesel düzeyde egemenlik kurduğu topraklar, bir anda dört parçaya ayrılmıştı. Bu yolla Kürtler birbirinden koparıldı ve “Suriye Arap Cumhuriyeti” adıyla yeni bir devlet kuruldu. İşte bu, Kürtlerin tarihsel olarak var olduğu bir bölgede artık yeni bir devlet içinde “azınlık” hâline geldiği dönemdir.
Suriye Kürtlerinin yakın tarihteki varlığı
Yukarıda da belirttiğimiz üzere, Osmanlı döneminde Suriye’nin kuzey bölgeleri doğrudan Kürdistan ile bağlantılıydı. Kürt aşiretleri, özellikle Cizîrê’de temel sosyal ve ekonomik rol üstlenmişti. Yeni ulusal sınırlar oluştuğunda, özellikle Kuzey ve Güney Kürdistan’daki isyanların ardından binlerce Kürt Suriye’ye göç etti. Bu dönemde Suriye Fransız mandasıydı. Fransa, 1920–1946 yılları arasında bu ülkede hüküm sürdü. Fransızlar, kendi koşulları çerçevesinde, sınırlı düzeyde de olsa Kürtlere kültürel ve ifade özgürlüğü çerçevesinde haklar tanıdı.
Baas rejiminin inkâr ve yok etme politikası
1962’de Suriye rejimi, Cizîrê bölgesinde özel bir nüfus sayımı gerçekleştirdi. Sonucunda yaklaşık 120 bin Kürt “yabancılar” olarak sınıflandırıldı. Bu karar Kürtlerin vatandaşlık haklarını, toprak mülkiyetini ve resmi belgelere erişimini ellerinden aldı; eğitim, seyahat ve kimlik alma hakları yasaklandı.
Kısa bir süre içinde “Arap Kemeri” (Arab Belt) projesi hayata geçirildi. Rejim, demografik dönüşüm amacıyla Kürt bölgelerinde Arap köy ve kasabaları kurdu. Kürtlerin topraklarına el koydu ve bölgenin sosyal yapısını, yani demografisini bozdu.
Dilleri ve kültürleri yasaklı olmasına rağmen Kürtler yaşamlarını ve kültürlerini koruma çabasını sürdürdü. Bu çabada dengbêjlik geleneği, halk stranları ve hikâyeleri kültürel kimliğin korunmasında önemli rol oynadı. Newroz, resmi olarak olmasa da gizli bir şekilde ama direniş ruhu içerisinde kutlandı. Siyasi yapılar, gizli ve olağanüstü koşullar altında varlıklarını sürdürdü. Devletin bu yönelimine rağmen Kürtler kimliklerini toplumsal birliktelik ve dayanışma içerisinde korudular.
Öcalan’ın Rojava’daki tarihi etkisi
Rojava Kürtleri 1970 yılların sonu ve 80’li yılların başından itibaren yeni bir mücadele sürecinin içerisine girdi. Kürtlerin varlığını ve özgürlüğünü savunan bir hareket doğuyordu. Bu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önderliğindeki Kürdistan Özgürlük Hareketi’ydi. Rojava bölgesi, Özgürlük Hareketi’ni tanıyarak kendini yeniden var etti ve kurtuluş mücadelesinin ilk öncüsü oldu. Abdullah Öcalan, 8 Ekim 1998’e kadar Suriye’de kaldı ve kendi kişiliği, ideoloji ve örgütleme tarzı Rojava’daki Kürt halkı üzerinde büyük bir etki yarattı. Afrin’den Haseke-Qamişlo’ya kadar Özgürlük Hareketi ideolojisi çerçevesinde halk örgütlendi ve Rojava Kürdistanı’ndan binlerce genç kadın ve erkek Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Öcalan’ın Rojava-Suriye’deki kalıcı mirası ve örgütsel varlığı, Rojava halkı üzerinde ekstra bir etki yarattı.
Nitekim HTŞ saldırıları sonucu gerçekleşen son direnişte de Öcalan, DEM Parti İmralı Heyeti aracılığıyla gönderdiği mesajda “Rojava benim kırmızı çizgim, mutlaka savunulmalı” diyerek oraya verdiği önemi gözler önüne serdi. Bu söz Rojava’daki direniş hareketi içinde bir slogan olarak yaygınlaştı.
2011 iç savaşı: Suriyeli Kürtler yeniden sahnede
Suriye’de Beşar Esad rejimine karşı “Arap Baharı” olarak nitelendirilen halk isyanları, 2011 yılında başladı. Bu süreç Kürtler için de yeni bir dönemin başlangıcıydı. Kürtler hemen kendi bölgelerini koruma altına aldı ve halkın güvenliği için öz savunma birimleri oluşturdu. Suriye iç savaşında Kürtler üçüncü bir cephe olarak ne rejimle ne de kendini “isyancı” olarak gösteren taraflarla ilişkilendiler. 2012’de rejim kuvvetleri kuzeydeki birçok şehirden çekilince Kürtler örgütlü yapıları aracılığıyla kendi yönetimlerini kurdu. Bu, 19 Temmuz Devrimi olarak tarihe geçti.
Devrimle birlikte siyasi alanda bölgede güçlü bir zeminin oluştuğunu söyleyebiliriz. İlk kez hayata geçirilen ve emsal teşkil edecek olansa Özerk Yönetim sisteminin kurulmasıydı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın felsefesine dayanan bu sistem, Kürtler ve bölge bileşenleri için son derece çekici bir yapı oldu. İlk kez halk, savunma, eğitim ve örgütlenme alanlarında kendi belirlediği çerçevede ilerledi.
Devrimin kazanımları ve saldırılar
Kuzey ve Doğu Suriye’de devrim meşalesi yakılınca, düşman kuvvetler de boş durmamış siyasi, fikrî, askeri, kültürel ve ekonomik alanlarda devrim ve kazanımlarına yönelik saldırılar başlamıştı. Devrim ilan edilmesinden sonra, yani 2012–2018 yılları arasında, batıdaki Afrin’den doğudaki Haseke’ye kadar, Öz Yönetim bölgelerinin büyük bölümüne yönelik Türkiye destekli çete grupları tarafından yoğun saldırılar gerçekleştirildi.
DAİŞ çeteleri bu silahlarla 3 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırdı. Şengal halkından binlercesini katletti, kadınlara tecavüz etti ve binlerce kadını da kaçırdı. 15 Eylül 2014’te DAİŞ çeteleri Kobani’ye yöneldi; amacı Kürt savaşçılarının direnişini kırmaktı. Kobanê’de 134 gün süren direniş dünya genelinde yankı uyandırdı. Tüm dünyada güçlü bir dayanışma oluştu ve Kobanê direnişi, DAİŞ çetelerine karşı zafer kazandı.
Ancak başta Türkiye olmak üzere bu kazanımlara göz diken yapılar Rojava üzerindeki saldırılarını sürekli diri tuttular. Nitekim 2018 yılında Afrin, 2019 yılında da Serêkaniyê ve Girê Spî, Türkiye ve bağlı çete grupları tarafından işgal edildi.
Saldırılar yalnızca askeri nitelik taşımıyordu; sınır kapılarının kapatılmasıyla Rojava, adı konulmamış kapsamlı bir ambargoyla yüz yüze bırakılmıştı.
HTŞ eliyle Kürtlerin yok edilme girişimi
Bu denli saldırı ve işgal girişimlerine rağmen, Rojava 2026 yılına kadar Ortadoğu ve tüm dünya için bir örnek model olarak varlığını sürdürdü. Suriye rejimi 2024 yılında uluslararası güçlerin karar vermesi sonrası HTŞ eliyle yıkıldığında, Rojava bölgesi bir kez daha hedef tahtasına konuldu. Özellikle Türkiye, Kuzey Doğu Suriye Kürtlerinin statüsüz bırakılması için elinden geleni yaptı. Demokratik bir Suriye için, başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmak üzere, Kürt tarafı önemli girişimlerde bulundu. Nihayetinde 10 Mart 2025’te Rojava Özerk Yönetimi ile Suriye geçici hükümeti arasında kapsamlı bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma Türkiye’nin istediği gibi olmasa da uluslararası güçlerin garantörlüğünde hayata geçirilecekti.
Ancak Türkiye’nin baskıları sonuç verdi ve HTŞ, anlaşmaya uymamak için gerekçeler yarattı. Daha sonra ise Paris’te ABD gözetiminde HTŞ ile İsrail arasında bir anlaşma sağlandığında, çetelere saldırı kapısı da açıldı. Sonucunda 6 Ocak’ta Halep’te, Kürt mahalleleri olan Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik ağır bir saldırı başladı. Mahallelerin iç güvenlik güçlerinin direnişiyle karşılaşan saldırılar sonrasında silahlı güçlerin geri çekilmesi sonucu her iki mahalle HTŞ çetelerinin eline geçti.
Kürtler dünya çapında ayaklandı
Halep’teki saldırıların ardından saldırılar durmadı ve Suriye’nin Kuzey-Doğusundaki diğer bölgelere doğru devam etti. QSD güçleri, Rakka ve Deyrazor’dan çekilerek kuvvetlerini Fırat’ın doğusuna taşıdı. Ancak saldırılar devam edince direniş kararı alındı; QSD güçleri, Kürt bölgelerine açılan kapılar önünde çete saldırılarını durdurdu. Bu arada Özerk Yönetim de genel seferberlik ilan etti.
Kürdistan’ın dört parçasında ve tüm dünyada Kürtler ayaklandı. Çok sayıda etkili eylemsellikler gerçekleşti. Özellikle Güney Kürdistan’da halk, raperîn (başkaldırı) ruhuyla ayaklandı ve saldırıları protesto etti. QSD savaşçılarının direnişi, Kürt halkının mücadelesi ve Kürt Halk Önderi Öcalan’ın girişimleri sonucu uluslararası güçler geri adım atmak zorunda kaldı. Suriye geçici hükümeti de Kürt kazanımlarını güvence altına alan yeni bir anlaşmayı imzalamak zorunda kaldı.
Kürtler statüsüz yaşama ‘hayır’ diyor
Kuşkusuz bu kazanım, mücadele ve direnişle sağlandı. Burada tarihi bir ilk de yaşandı ve Kürtler hegemon güçlere geri adım attıran direnişleriyle tarihe geçti. En önemlisi de Suriye Kürtleri, yani Rojava bölgesi, statüsü konusunda önemli bir adım atmış oldu.
Sonuç olarak; dosya haberimizde de görüldüğü üzere, Kürtler Suriye’nin yerli ve özgün halkı olarak binlerce yıldır burada yaşıyorlar. Son 50 yıllık mücadele tarihinde ve özellikle 15 yıllık devrim sürecinde, bu toprakların kadim halkı olduklarını kanıtladılar. En önemlisi de Rojava deneyiminden de anlaşılacağı üzere, bu yüzyılda Kürtler artık statüsüz kalmayı kabul etmediklerini bütün dünyaya ilan ettiler.









