• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
11 Şubat 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Duran Kalkan: İmralı sistemi lağvedilmeden barış süreci başarıya ulaşamaz

11 Şubat 2026 Çarşamba - 21:52
Kategori: Güncel, Manşet

Duran Kalkan, İmralı’da 27 yıldır süren tecrit sisteminin devam ettiğini belirterek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarısının Abdullah Öcalan’ın özgür ve çalışır koşullara kavuşmasına bağlı olduğunu söyledi. Kalkan, Rojava’ya dönük saldırıları ise ‘ikinci 15 Şubat komplosu’ olarak değerlendirdi

Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Duran Kalkan, Medya TV’de yayınlanan özel programda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan 15 Şubat Uluslararası Komplosunu, İmralı tecrit sistemi ve Rojava’da yaşanan gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

İmralı’da devam eden 27 yıllık tecrit sistemine dair konuşan Kalkan, şunları söyledi:

“Ben öncelikle tarihi İmralı direnişini ve Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Gerçekten de 27’nci yıl dönümünde İmralı sistemini doğru değerlendirmek ve anlamak gerekiyor. Aslında her anını doğru anlamak gerekiyordu ama 27 yıl nasıl böyle bir sistem oldu ve bu sistemde nasıl bir direniş sürdüğünü, onu bilmemiz lazım. Şu biliniyor; İmralı sistemi bir tecrit, işkence ve soykırım sistemi. 27 yıldır Kürt varlığı ve özgürlüğü İmralı’da boğulmak isteniyor. Önder Apo şahsında tarihe gömülmek isteniyor. Sistem bu temelde oluşturuldu. Önder Apo, Kürt varlığının ve özgürlüğünün temsilcisi olduğu için, özgür Kürt iradesini temsil ettiği için 27 yıldır İmralı işkence ve tecrit sisteminde tutuluyor. Bunlar çok önemli belirlemeler, tespitler. Böyle söyleyip geçmemek, doğru anlamakta gerekiyor yoksa başka herhangi bir nedenle değil. Bu geçen 27 yıl içerisinde herkes gördü, anladı. Daha da iyi bilince çıkardı. Şimdi 27 yıldır böyle bir işkence, tecrit ve soykırım sisteminde nasıl yaşandığı, bunun her anının nasıl geçtiği, nasıl bu sistemin baskısına, zorlayıcılığına dayanıldı, bunu iyi anlamamız lazım.  Ortada normal bir yaşam hatta başka yerlerde var olan normal bir tutukluluk durumu yok. Bir işkence, tecrit ve soykırım sistemi var. 24 saatin her anında psikolojik savaş başta olmak üzere her türlü baskı, her şeyden yalıtılmış, izole edilmiş, tecrit edilmiş bir kişi üzerinde sürdürülüyor ve bu aslında neyi amaçlıyor; düşünülemez hale getirmeyi, bilincini yok etmeyi hedefliyor. Yoksa diğer tutuklanmalar insan ilişkilerini kesmeyi hedefliyor ama İmralı sistemi sadece toplumla, başkalarıyla ilişkileri kesmeyi değil, örgütlüyle örgütle ilişkiyi kesmeyi değil tam tersine ruh, bilinç, duygu olarak aslında kişiliği yok etmeyi hedefliyor. Böyle bir ortamda nasıl duruldu, yaşandı Önder Apo savunmalarda İmralı yaşamına dair önemli değerlendirmeler yaptı.

‘İmralı direnişi ve Önder Apo gerçeğini doğru anlamak…’

Herkes tekrar tekrar incelemeli, anlamaya çalışmalı. Ucuz konuşmamalı hiç kimse. İmralı sistemi üzerine, oradaki yaşam üzerine, İmralı direnişini üzerine, Önder Apo gerçeği üzerine ucuz konuşmaktan herkes vazgeçmeli. En tehlikelisi bu ucuz lafçılıktır. Boş bir anlam ifade etmiyor ama derler ya hani sinekte küçük ama mide bulandırıyor yani. O düzeyde olumsuz etki yapıyor. Bu gerçeği, bu hakikati herkes iyi görmeli. Şimdi Önder Apo 27 yıl böyle bir sistem içerisinde sadece yaşamadığı her gün kendini yenileyerek, yeni üretimler yaparak tarihin en güçlü zihniyet devrimini gerçekleştirerek yaşadı. Paradigma değişimini gerçekleştirdi, ezilenlerin özgürlük, eşitlik mücadelesinde başarıyı getirecek, doğru teoriyi, stratejiyi, mücadele tarzını ortaya koyacak bir yeni paradigmayı, düşünce sistemini geliştirdi.

‘İmralı’da tecrit edilmek istendi, ama düşüncesi küreselleşti’

Önder Apo’yu İmralı’ya koyanlar hiçbir şey düşünemez hale getirmeyi amaçlarken Önder Apo bütün dünyada, dışarıda milyarlarca insanın yaşayıp da düşünemediğini o ortamda düşürdü, ortaya çıkardı ve herkese ışık tuttu, aydınlattı.  Böyle bir üretim gerçekleştirdi. Herkes -son yıllarda çok daha fazla gelişiyor- yönünü İmralı’ya dönmüş. İmralı’da hangi şeyler tartışılıyor, hangi konular. Önder Apo ne söylüyor, ne düşünüyor diye anlamaya, duymaya çalışıyor. Dünyanın dört bir yanından insanlar Önder Apo’nun sesini daha çok duymak, düşüncelerini daha derinden öğrenmek istiyorlar. Çünkü herkesin özgürlük ihtiyacına cevap veriyor. İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemini Önder Apo’nun İmralı direnişi işte bu düzeyde boşa çıkardı. Sadece yeniden ilişki kurdurdu, kopmadı şu bu değil. Onlar olmadı da zaten çoğunlukla. Fakat düşüncesiz kılınıp, bütün bağları koparılmak istenirken küreselleşen, bütün insanlıkla buluşan herkesi aydınlatan tüm ezilenlere kurtuluş yolu gösteren bir düşünce gücü, Önderlik gücü olarak buluş yaptı. Yeni bir çıkış yaptı Önder Apo, Önderlik gerçeğini küresel kıldı. Bu önemli.

Şimdi bunu abartı olarak bazıları değerlendirebilir. Öyle olmadığını görelim. Yani bir süreçten bahsediliyor Barış ve Demokratik Toplum Süreci diyoruz. Bu süreci Önder Apo yürütüyor. Önder Apo’nun mücadelesi ortaya çıkardı. İmralı direnişi bu biçimde gelişmezse ve tecrit, soykırım amaçlarını boşa çıkarmasaydı Barış ve Demokratik Toplum Süreci diye bir süreç olmayacaktı. Kürt halkı için, Türkiye halkları için hatta insanlık için yeni bir kurtuluş yolu, umudu ortaya çıkmayacaktı. Yenilmiş olanın vereceği bir şey olmazdı. Bütün bu süreç İmralı direnişi ve onun başarısı, kazanımı üzerinde gerçekleşti, gerçekleşiyor ve son bir yıldır.

‘Sürecin başarısı, İmralı sisteminin lağvedilmesine bağlıdır’

Evet, İmralı sistemi 15 Şubat 1999’da oluşturuldu yani 27’nci yıl dönümü. Barış ve Demokratik Toplum Süreci de 27 Şubat 2025’te yapıldı onunda birinci yıl dönümü oluyor. Böyle tarihi yıl dönümlerini yaşıyoruz. Bir yıldır herkesin ne olacak diye merakla baktığı, takip ettiği, anlamaya çalıştığı, Kürt halkının, kadınların, gençlerin, Kürt dostlarının, sosyalist, demokratik güçlerin başarısı için çalıştığı bir süreç ortaya çıkartıldı.  Sonuçlar nedir? İmralı’daki durum da bir değişiklik var mı? Evet bir yıllık bir süreç var. DEM Parti Heyeti görüşüyor, çeşitli görüşmeler oluyor. Meclis Komisyon heyeti gitti görüştü. Önder Apo’nun mesajları daha çok duyulur oldu. Avukatlar görüştü. Çeşitli kesimlere Önder Apo bunlara mesajlar verdi. Bu yönlü bir değişiklik var. Önder Apo halka, sosyalist güçlere mesajlar verdi. PKK’yi de yönlendirdi yani. 12’nci Kongre oldu ve değişim dönüşüm temelinde hiç kimsenin aldırtamayacağı kararları bu süreçte Önder Apo aldırttı fakat bu kadardır yani. Bundan öteye bir sonuç oldu mu, henüz değil. Evet komplocuların İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemini yaratanların amaçları başarısız kılındı İmralı direnişiyle. Fakat İmralı sistemi ortadan kalkmadı. İmralı sistemini ortaya çıkartan uluslararası komplo tümden yok olmadı. Bu anlamda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’de beklenen, istenen sonucu henüz vermedi. 15 Şubat komplosunun tümden yenilgisi İmralı ortamının yok olması neyle olacak tabi ki İmralı sisteminin lağvedilmesiyle olacak. Bu devam ediyor hala. Diğer yandan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi, başarı yolunda ilerlemesi neyle olacak, Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullarıyla olacak. Burada başarı ölçütü kesinlikle o.6 Bunu görmek lazım. Başka türlü değerlendirilemez. Bu anlamda sonuç ortaya çıktımı henüz değil ama geçen bir yılda yapılanlar az da değil yani. Hiç küçümsememek lazımdır. Hiç kimsenin aklından geçirmediği, hayaline bile getirmediği olaylar, gelişmeler yaşandı; bu geçen bir yıl içerisinde İmralı’da Önder Apo’nun yönlendirmesiyle bunlar oldu.  Bunları elbette küçümsememek gerekiyor.  Fakat tabi daha hızlı olmalıydı. Başlangıçta hızlı ilerlenmesi, sonuç alınması değerlendirmeleri var. Çünkü uzarsa provokasyonlar, sabote edenler çok olur denildi. Çünkü rantçı çevreler var. Yani İmralı işkence, tecrit sisteminden, Kürt soykırımından beslenen kan emici, rantçı çevreler var. Bunlar Türkiye’de, dünyanın dört bir yanında her yerde var. Bunlar sabote etmek için yarışıyorlar. Bu bir yıl içerisinde söylemedik söz, yapmadık provokasyon bırakmadılar aslında süreci ortadan kaldırabilmek için. Bu anlamda bazıları tartışıyormuş, hala süreç devam ediyor yani. Elbette bizim açımızdan bir dğeişim dönüşüm süreci. Biz zaten kendi çalışmalarımızı yürütüyoruz olması gerektiği çerçevede. Karşı tarafta da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamaları oldu.  Başta da çağrıları olmuştu.  Geçen haftada onları da da ileri düzeyde teyit eden, kamuoyuna duyuran,  deklere eden açıklamaları oldu. Süreci Önder Apo’nun yürüttüğü, herkesten çok Önder Apo’nun sahip çıktığı, dolayısıyla ‘umut hakkı’ çerçevesinde haklarından yararlanması gerektiğini söyledi ki zaten iki yıl önce Önder Apo’nun çıkması gerekiyordu. İmralı sisteminin hukuki açıdan dağılması gerekiyordu.

İki yıldır fazladan kalıyor yani. Bunu şimdi böyle de olsa ‘umut hakkı’ benzeri yaklaşımlarla gidermek çağrısı yapıyor. Bunlar oldu ama pratikleşme yönünde adımlar yok. Bu çağrıları önemsedik, hareket olarak önemsedik, Önder Apo önemsedi. Şimdiye kadar zaten o temelde gelindi fakat onların pratikleşmesini bekliyoruz elbette. Boş sözler olmaması gerektiğini düşünüyoruz, inanıyoruz, temenni ediyoruz en azından. Öyle olmalı. Bir partinin genel başkanı, Türkiye’de işte bazıları daha fazla milliyetçi şey etmek istiyorlar. Kürtlere karşı siyaseti en çok geliştiren, 40 yılı aşkın süredir Kürtlere karşı savaşta en çok rol oynayan, en önde olan parti, onun genel başkanı gerçeklere ulaştı. Kürt Türk kardeşliği dedi. Önder Apo’nun değerlendirmelerinin Türkiye açısından ne kadar önemli olduğunu ifade etti. Bunlar önemliydi ama söz yetmiyor, pratik gerekiyor. Bu bakımdan birinci yıl dönümü yaşanıyor Barış ve Demokratik Toplum çağrısının. Artık İmralı sisteminin lağvolması lazım. Önder Apo’nun özgür çalışır ve yaşar koşullara kavuşması  gerekli. Bu sürecin yürümesi açısından bu gerekli. Biz defalarca söyledik. Arkadaşlarımız ifade ediyorlar durmadan. Toplum, Kürt halkı, demokratik çevreler bizden daha ilerisini söylüyorlar. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan, özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmadan, Önder  Apo süreci yönetmeden, öncülük etmeden sürecin ilerleyip sonuca gitmesi mümkün değil yani. Bunu bir kere daha yıldönümü vesilesiyle altını çizerek ifade edelim.

‘Daha güçlü mücadele etmeli’

Meclis komisyonu oluşturuldu. Önder Apo’yla da görüştüler yetersizde olsa. Herkesi de dinlediler şimdi rapor hazırlıyor. Yani son toplantılarını yapacaklarını açıkladılar. ‘umut hakkı’ yer alacak dediler. Mutabakat olduğu söyleniyor. Bilemiyoruz yani. Meclis’te olan partiler hangi konularda ne tür bir mutabakata vardılar. Raporlarda ne ye yer verecekler biz bilemiyoruz ama mutabakat olmuşsa oradan bir demokratik yaklaşım çıkar diye düşünüyoruz yani. Beklentimiz bu çerçevede ama ne çıkacak bilemeyiz. Dolayısıyla öyle görmeden konuşma doğru değil. Madem hazırlıyorlar şunu bilsinler yani. Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması, 12. PKK Kongresi’nin de kararıydı. Süreci Önder Apo’nun yönetmesi olamadan hiçbir kalıcı gelişme ortaya çıkmaz. Süreç devam edebilir ama kalıcı sonuçlar vermez. Bunu herhalde bu birkaç aylık tartışma, çalışma içerisinde meclis komisyonun rapor heyeti de anlamıştır. Öyle sonuç çıkabilir diye bekliyoruz. Devlet Bahçeli’nin çağrıları da bu konuda netti. Zaten AİHM’nin, AK’nin de ‘umut hakkı’ noktasında Türkiye’ye uyarıları var yani. Onlar olacakta aslında onların ötesinde bunlara da gerek yoktu. Türkiye siyaseti bir karar verebilirdi, vermeliydi yani. Cumhurbaşkanlığı madem ki böyle bir süreci inanarak yürütmek istiyor, barış, kardeşlik istiyor, silahların durmasını, çözüm istiyor o zaman Önder Apo bunu başarıyla yürütüyor. O zaman yürütmenin önünü açması gerekir. Rahatlıkla yapabilir yani. Bçyle olması gerekliydi. Bunları ifade edebilirdik. Sonuç olarak Önder Apo’nun fiziki  özgürlüğü için mücadele eden herkesi  selamlıyorum. Halkımıza, dostlarımıza,  kadınlara, gençlere herkese bir kere daha çağrım şu:  Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması için eylemleri kesintisiz, daha da büyüterek sürdürmek lazım. Bu iş mücadele işi. Dolayısıyla ne kadar mücadele edersek sonucu  o kadar erken ve yeterli düzeyde alırız. Başka yerden beklememek gerekiyor. Bu bakımdan da İmralı sistemininin de 27’inci yıl dönümü vesilesiyle İmralı sistemini ortadan kaldırmak, Önder Apo’nun özgür yaşar, çalışır koşulları kavuşmasını sağlamak için her kes daha etkili daha güçlü mücadele etmeli.”

27 Yıllık İmralı direnişi

Komploya dair de değerlendirmelerde bulunan Kalkan, şunları söyledi: “Ben öncelikle komployu ve komplocu güçleri lanetliyorum.  Komploya karşı 27 yıl İmralı’da 4 ay da daha öncesinde büyük bir mücadele verdi Önder Apo. Önder Apo’nun bu mücadelesi etrafında Kürt halkı, kadınları, gençleri, tüm demokratik çevreler, dostlarımız 267 yıldır durmadılar. Yemediler, içmediler, yorulmadılar büyük mücadele yürüttüler. Bu mücadeleyi kutluyorum. Bu mücadele bizi bugün konuşturuyor, umutlu kılıyor, geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor, bizi yaşatıyor. Bu kadar mücadele ettik de ne oldu dememek lazım. İmralı sistemini ortadan kaldırma, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlama yönünde  henüz yeterli bir sonuca ulaşamadık ama bu mücadele bizi  ayakta tuttu, var etti.  İrade verdi, umut verdi inanç verdi, bilinç verdi, örgütlü kıldı. Birbirimizi tanımamızı, birbirimizle dayanışma içerisine girmemizi, toplumsallaşmamızı sağladı. Buda çok büyük bir kazanımdır. Bütün bunların hepsi de önemlidir. Küçümsememek lazım. Bu bakımdan bu mücadeleyi hep doğru anlamak ve  takdirle anmak lazım. Selamlamak gerekli. Bu mücadelenin büyük şehitleri var tabi. Bu 27 buçuk yılda kahramanca, fedai çizgisinde mücadele yürütüldü.  Önder Apo etrafından bir fedailer ordusu, örgütü, halkı, insanlığı oluştu. ‘Güneşimizi karartamazsınız’ şiarıyla insanlar gerçekten de herşeylerini özgürlük ve demokrasi için verdiler. Halit Oral ve Aynur Artan yoldaşlar şahsında  ‘Güneşimizi karartamazsınız’ fedai direnişçilerini,  şehitlerini, 27 yıllık bu büyük direniş şehitlerini saygı, sevgi  ve minnetle bu yıl dönümünde de anıyorum. Amaçlarını başarma ve anılarını yaşatma sözümüzü yineliyorum. Komploya gelince uluslararası komplo 9 Ekim 1998’de başladı. Bunu herkes biliyor. Birçok belgesel yapıldı, kitap yazıldı, deşifre edildi. En çok da Önder Apo savunmalarda komployu deşifre etti. Kimlerin yaptığını biliyoruz. Küresel kapitalist modernite sistemi. ABD, İsrail, İngiltere ortaklığı öncülük etti ve bütün iktidarcı devletçi sistemi kullandılar.  İhtiyaç duydukları herkesi kullandılar. Örgüt içinde etkiledikleri, kendilerine bağladıkları kişileri bile kullandılar. Herkes bu anlamda buna katıldı. 15 Şubat komplosu haline 9 Ekim komplosu, Önder Apo’yu fiziki olarak da imha etmek isteyen saldırıları başarısız kılındıktan sonra karar verildi. Komplo 15 Şubat kaçırma eylemine dönüştürüldü o da 27 yıldır İmralı işkence ve tecrit sistemi olarak devam ettiriliyor. Bu 27’inci yılında baktığımızda ne görüyoruz.  Bu 27 yılında yaşananlara bakmak gerekiyor. Ortadoğu kan gölü halinde, Türkiye beka sorunum var’ diyor. İran ne durumda Irak ne durumda, Suriye ne hale geldi. Ukrayna’da, Asya’da Afrika’da durum ne? İnsanlar açlıktan ölüyorlar. Ekmek bulabilmek, Avrupa’ya ulaşabilmek için kendilerini denize atıyorlar. Akdeniz’de boğulanların sayısı bile tutulamıyor artık. İş o sekteye geldi. Bütün bunların olmaması içinde Önder Apo’nun büyük çabası, direnci. Yani Avrupa’ya çıktı, Kürt sorununun demokratik, siyasi çözümümün önünü açmak istedi. Bu temelde de istediki bütün sorunlar çözüm bulsun. Bir örnek oluştursundu. Şimdi komployu kimler yaptı, hangi amaçla yaptılar. 27 yıldır by temelde neler yaşandı, nerle engellendi, insanlığa neler yaşatıldı çok iyi görüyoruz. Kürt sorununun çözümü bu hale getirildiği gibi Ortadoğu’da sorunların çözümü değil kangrenleşmesi ortaya çıktı. Dolayısıyla  uluslararası komployu doğru anlamamız, yıl dönümü vesilesiyle daha doğru değerlendirmemiz gerekiyor. Bunu hepimiz doğru  anlamlıyız. Komployu ne kadar doğru ve yeterli anlarsak bilincimiz o kadar açık olur. İrademiz o kadar güçlü olur. Nereyi nasıl yapmamız, nasıl yaşamamız gerektiği sorusuna o düzeyde doğru ve yeterli cevaplar veririz. Çünkü herşey uluslararası komplo saldırısına bağlı. Bu dünyada iktidar ve devlet sistemi,  kapitalist modernite düzeni nasıl bir düzen ve ne yaşatıyor insanlara bu en iyi bir biçimde Önder Apo’ya yöneltilen uluslararası komplo saldırısıyla ortaya çıktı. Net oldu, açığa çıktı. Komployu anladığımızı ölçüde bunları iyi görürüz. Bu hepimiz için gerekli. Bu komployu yapanlar, ortak olanların da acaba vicdanları sızlıyor mu? Değerlendirme yapıyorlar mı diye insan düşünmememizlik edemiyor. Yani biraz vicdanları varsa düşünebilmeliler. Neye yol açtı yaptıkları. Önder Apo ne istiyordu da bu kadar saldırdırlar.  Kürt halkının var olması, bu dünya halkları içinde bir renk olarak yaşaması, özgür olması kendilerine ne zarar veriyordu da buna bu kadar saldırdılar. 27 yıllık eşi görülmeyen İmralı soykırım sistemini ortaya çıkardılar. Biraz soygun yaptılar, sömürdüler, çaldılar. Kar üzerine kar ettiler denebilir ama ne yapacaklar mezara mı  götürecekler o karı. Şimdi hepsinin yarım ayağı mezara gitmek üzere. Biraz vicdanları sızlasa iyi olur. Kürt halkı ona rağmen yine de çizgisinden vazgeçmedi. Önder Apo’nun  Avrupa’ya gittiği amaçlarından vazgeçmedi. Gericiliğe karşı durdu. Demokrasiden yana barıştan, siyasetten yana oldu. Çözüm geliştirmeye çalıştı hem de en büyük bedeller ödeyerek. Hergün şehitler vererek. En değerli evlatlarını, kız ve oğullarını şehit vererek bu insanlığa hizmet etti. Bu bakımdan gerçekten de bunda sorumluluğu olanların durum değerlendirmesi yapma, daha açık yüreklilikle açığa çıkma ve en azından Kürt halkından özür dileme, özeleştiri yapma sorumlulukları var.

 Eylemlere katılım çağrısı 

Dönemin ABD, İsrail, İngiltere, Fransa, Almanya yönetimi… Bunların hepsi sorumlu. Eğer Önder Apo Roma’ya gittiğinde Fransa ve Almanya bir Kürt sorununun çözümü için Avrupa inisiyatifi geliştirebilseydi, -İtalya yönetimi Kürt konferansı düzenlemişti bunun için- o konferansa ‘Evet’ deseydi, durumlar bambaşka olacaktı. Avrupa’nın hali de böyle olmayacaktı. Şimdi neo-naziler gelişiyor, şu oluyor, bu oluyor diye korku içinde yaşamayacaklardı. Bu açık bir gerçek. Herkesin bunu görmesi lazım. Bu bakımdan uluslararası komplo barışı, demokrasiyi, sorunların çözümünü engellemek, çelişkileri daha çok derinleştirip, daha fazla çatışır hale getirmek için yapıldı. Önder Apo barışı, demokrasiyi, siyasi çözümü, özgürlüğü temsil etti. Önder Apo’ya saldırı barışa, demokrasiye, çözüme, Kürt varlığına saldırı oldu. Bu açık gerçek 27 yıldır aydınlandı. Herkes değerlendiriyor; komplo çözülmüştür. Ben 27’nci yıl dönümü vesilesiyle şunu diyebilirim; biz yoldaşlar topluluğu olarak komplodaki payımızı görme, anlama, ondan ders çıkarmak için daha çok yoğunlaşıyoruz, özeleştirel yoğunlaşmamız güçlüdür, derindir. Bir daha böyle kara bir günle karşı karşıya kalmayalım diye, daha doğru sonuçlar, dersler çıkarmaya çalışıyoruz. Büyük bir direniş, mücadele de oldu. On binlerce şehit verdik 27 yıllık mücadele içerisinde. Hepsini bir kere daha saygıyla anıyorum. Gerçekten de büyük bir mücadele verildi. Tarihin en anlamlı, en büyük mücadelesiydi. Şimdi 27’nci yıl dönümünde 15 Şubat komplosunu daha güçlü protesto etmek lazım. Daha doğru anlamak, daha güçlü protesto etmek, komplo gerçeğine daha güçlü karşı çıkmak gerekiyor. Bu temelde kadınlar, gençler, halkımız ayakta. Dört parça Kürdistan’da, dünyanın dört bir yanında, Avrupa’da her yerde öyle anlaşılıyor ki, bu 27’nci yıl dönümü Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin de bir etkilemesi olarak, komployu daha güçlü protesto eylemleriyle geçecek. Şimdiden bu eylemler yapılıyor, planlandığı açıklanıyor. Ben halkımızı, dostlarımızı, bütün demokratik güçleri 27’nci yıl dönümünde 15 Şubat komplosunu daha güçlü protesto etmeye, daha fazla sokakları, meydanları doldurmaya, 15 Şubat komplosu protestosu eylemlerine çok daha güçlü katılmaya çağırıyor, şimdiden herkesi selamlıyorum.”

 Rojava’daki gelişmelere dair

6 Ocak ve sonrası Suriye’de yaşanan gelişmelere dair de konuşan Kalkan, şöyle devam etti:

“İkinci 15 Şubat komplosu denmesinin doğru anlaşılması, çözümlenmesi lazım. Özellikle 6 Ocak’ta Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê’yle başlayan saldırılar, Suriye’de son bir aydır yaşananlar, Şam yönetiminin saldırıları bunu ifade etti. Bu saldırılar bir yerde durduruldu. Böyle bir saldırının 4 Ocak Paris Anlaşması’yla gündeme geldiği, kararlaştırıldığı, -önceden hazırlanmış ama kararının o zaman verildiği- açığa çıktı. Bu da bir gerçek. Neden bu saldırıya ikinci 15 Şubat komplosu dendi? Benzerlikleri var da onun için. O benzerlikleri görmek lazım. Sayalım bazılarını: Bir; 15 Şubat 99 komplosunu gerçekleştiren güçlerle, Paris’teki anlaşmaya ev sahipliği yapan, anlaşmayı yapan güçler aynı güçler. ABD orada da var, Fransa orada da, İsrail orada da var. 15 Şubat 99 komplosunu yürütenlerle, 6 Ocak saldırısını yapanlar aynı güçler. Arkasındaki güçler aynı. İki; 15 Şubat 99 komplosu neye saldırdı? Roma’ya çıkmış, Kürt sorunun siyasi çözümü için 8 maddelik proje sunmuş Önder Apo’ya saldırdı. Yani Kürt sorununun çözümüne saldırdı. Türkiye’nin demokrasisine saldırdı, çözüme saldırdı. Şimdi 6 Ocak’ta başlayan saldırı neye saldırdı? 27 Şubat 2025 Barış ve Demokratik Toplum Çağrı’sıyla ortaya çıkan sürece saldırdı. Bu süreci sabote etmek, bozmak için bir saldırı yürütüldü. Demek ki 15 Şubat komplosu da 4 Ocak Paris anlaşması da aslında barışa, Önder APo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik siyasi çözüm arayışına bir saldırı oluyor. Onu engellemeyi, boşa çıkarmayı hedefliyor. Amacı bu kadar ortak, yapanlar ortak. Evet bu saldırı Suriye Kürtleri şahsında, Kürtleri hedefledi. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi olarak örgütlenmiş Rojava Kürdistan toplumu şahsında bütün Kürtleri hedefledi. Yani bir yanı bu. 15 Şubat komplosu da zaten Kürtleri hedeflemişti. Bu da bir gerçek. Şimdi bir başka hedefi var mı, oraya değinmek istiyorum. Aslında bunları böyle anlatırken bilinen şeyleri tekrar etme amacında değilim. Şunu anlatmak istiyorum; 15 Şubat 99 komplosu neydi? Kürt varlık ve özgürlük iradesini kırmayı, Kürt soykırımını sürdürmeyi hedefliyordu. Ama komplo sadece Kürtlere karşı değildi. Önder Apo, “Kürtlere karşı olduğu kadar, Türkiye’ye karşı da bir komplodur” dedi. Dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, “Amerika Apo’yu bize niye verdi bir türlü anlayamadık” diyerek, öldü gitti. Aldı ama anlamadı yani. Neyi anlamadı? Komplonun Türkiye’yi hedefleyen boyutunu anlamadı. Önder Apo’nun Türkiye’ye o tarzda verilmesinin Türkiye’ye ne yükler getirdiğini anlayamadı. Nasıl bir yükümlülük altına koyduğunu anlamdı. Türkiye’de bu rantçı, savaştan beslenen, Kürt karşıtı, düşmanı güçler; “Suriye’de Ahmet Şara yönetimi saldırı yaptı, Kürtler Şêxmaqsûd, Eşrefiyê’de yerinden yurdundan edildi, kanları döküldü, Fırat’ın doğusunda karışıklıklar çıktı, Kürt iradesi zayıfladı” diye seviniyorlar. Zil çalıp oynayanlar var. “Suriye’de olanlarla Türkiye büyük başarılar kazandı” diyorlar. Ben kesinlikle o kanaatte değilim. Bunu söyleyenler yarını görmeyen, gözü kör olanlardır. Burunlarının ötesini göremiyorlar. Halbuki aynı 15 Şubat komplosu nasıl Türkiye demokrasisini de hedeflediyse, aslında 4 Ocak Paris anlaşması, 6 Ocak’taki saldırı Türkiye’nin barışını, demokratikleşmesini, Barış ve Demokratik Topum Süreci’ni hedefledi. Onu sabote etmeyi ön gördü. Türkiye’nin demokratikleşmesini engellemeyi hedefledi. Bu son derece açık.

Şimdi başarı kazanılmış gibi görülüyor. Öyle bir şey yok. Kendilerini kandırıyorlar. Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024’te ifade ettiği beka sorunu, 4 Ocak Paris anlaşmasıyla iki kat artmıştır. Türkiye’ye ne getirecek bütün bunların sonucu? Hala görülemiyor yani. Kürt iradesi zayıflatılırsa, Kürt varlığı bu kadar tehdit altına girerse, nasıl Türk varlığı gelişecek? Hani Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmazdı. Ziya Gökalp bunu söyledi. Hani Türk-Kürt kardeşliği esastı? Ki biz buna inanıyoruz. Eğer böyleyse, zayıflayan Kürt, güçlenen Türk olamaz yani. Olmaması gerekiyor. Ama öyle olduğunu sanan, iddia eden, savunanlar var. bu büyük bir yanılgı, yanlış bir hesap. Evet, biraz ön açtılar, Türkiye’yi Suriye’de biraz daha etkin hale getirdiler, 4 Ocak anlaşmasında Hakan Fidan’da oradaymış, ortaklık etti. Güya Kürtleri biraz zayıflattılar Suriye’de diyelim. Bu kadar mı? Böyle mi oluyor? Türkiye beka sorununu çözdü mü? 3’üncü Dünya Savaşı’nda Türkiye’ye biçilen şeyler ortadan kalktı mı? Hayır, bir yıl önce de Ahmet Şara’yı Baas yönetimini yıkmak için Şam’a gönderenler bunu Türkiye eliyle yaptılar, şimdi de yaptırıyorlar. Türkiye’ye yaptırıyorlar, yaptırıyorlar, sonuna sıra kime gelecek? Türkiye’ye gelecek. Türkiye’yi seven, biraz düşünebilen, bu iktidar ve devlet sistemini, kapitalist modernite düzenini anlayan herkes, biraz daha iyi görebilmeli, anlayabilmeli. Türkiye’ye daha ağır bedeller ödetecekler. 2’nci Sevr geliyor. Şimdi İran üzerinde baskılar oluşuyor, Türkiye üzerinde daha neler olacak, Türkiye’yi ne duruma getirecekler insan çok net görüyor. Bu bakımdan Suriye’deki olup bitenler aslında 15 Şubat komplosundan hiç farklı değil. Sadece Kürtlere dönük şeyleriyle değil; Türkiye’ye dönük yönüyle de öyle. Ama bunu kimse değerlendirmiyor, görmek, anlamak istemiyor. Kötü, yanlış, tehlikeli olan bu. Böyle olmamalı. Gerçekten böyle yaklaşanlar, en büyük yanılgıyı yaşıyorlar. Öncede bazı şeyler söylemiştik. Şimdi tartışıyorlar. 22 yıl geçtikten sonra, ‘Vay bunlar nasıl olmuş?’ Yarın sorunlar, zorluklar kapıya gelince görecekler ama iş işten geçmiş olacak.”

‘Rojava direnişi tarihi bir deneyimidir’

Kürtlerin Suriye’de son aylarda büyük direniş gösterdiğinin altını çizen Duran Kalkan, devamında şunları söyledi:

“Rojava Kürt halkının, onlarla ittifak yapan Süryani, Arap halkların bu direnişini selamlıyorum, kutluyorum. Büyük bir direnişti. DAİŞ saldırganlığına karşı direnişin anlamı, önemi neydiyse, bu bir ayda Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê’den başlamak üzere gösterilen direnişte, aynı rolü oynadı, aynı anlamlara sahipti. Şehitler verme pahasına yaptılar bunu. Şehitleri Ziyad Halep ve Deniz Çiya şahsında saygı ve minnetle anıyorum. Halep’in onurunu temsil ettiler. Kürt halkının, insanlığın onurunu temsil ettiler. Aslında Kürtler Halep’in güvenliğini sağlamak için Osmanlı yönetimi tarafından yerleştirilmişler. ‘Biz Osmanlı’yı sürdürüyoruz, onun devamcısıyız’ diyenlerin bunu hiç görmezlikten gelmeleri utanılması gereken bir durum aslında. Ders çıkarılması gereken bir durum. Bir defa gerçekten de, Kuzey ve Doğu Suriye halkları, Kürt halkı öncülüğünde DAİŞ barbarlığına karşı tarihi en önemli muzaffer savaşlarından birini verdi, insanlığı DAİŞ belasından, faşizminden kurtardı. Herkes bu halka borçludur. Onun özgürlük savaşçılarına borçlu. Bunun altını çizmek lazım. Orada Kürtler diye değerlendirilen insanlar, birkaç yıl önce onur abidesi olarak ifade ediliyorlardı. Herhalde bunlar unutulacak durumlar kesinlikle değildir. Bir defa bu gerçeğin altını çizmemiz lazım. Diğer yandan 13-14 yıllık Rojava varlık ve özgürlük mücadelesi deneyimi -Rojava Devrim deneyimi- gerçekten zengin dersleri olan önemli bir deneyim. 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıktı ve insanlığa umut oldu. Gerçekten bir yıldız gibi parladı. Dünyanın dört bir yanından görüp-anlamak için gençler kadın, erkek, aydınlar, filozoflar koşup geldiler. 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde Rusya’da gelişen devrim gibi. Orada da insanlık bir kurtuluş aramıştı. Çok küçük, dar bir alanda olmasına rağmen Rojava Özgürlük Devrim’i de kesinlikle böyle bir etki yaptı. Böyle büyük bir olaydı, gelişmeydi, büyük bir hamleydi, devrimci iradeydi, inisiyatifti. Çok önemli dersler, sonuçlar ortaya çıkardı. Önümüzdeki süreçte bunlar daha çok tartışılacak, değerlendirilecek, başarıları da başarısızlıkları da, olumlulukları da, olumsuzlukları da değerlendirme konusu olacak, tartışacağız. Onun hepsini şimdiden yapamayız. Bu dersler mutlaka çıkartılacak. Bu anlamda çok insanlık bilincini geliştirecek çok zengin bir dersleri olan bir deneyim yaşandı. Onu da görmek lazımdır. Diğer yandan bu son bir ayda da gerçekten de DAİŞ faşist saldırganlığına karşı direnişte ortaya çıkan -Kürt bilinci, iradesi, birliği, Kürt halkının komşu halklarla birliği, Kürt varlığının ve özgürlüğünün dünyaya taşırılması, dünyadan destek bulması, özellikle de özgür kadın iradesinin öne çıkması, belirginlik kazanması, kadın özgürlük devriminin bir düşünce olmaktan çıkıp, fiiliyata dönüşmesi düzeyinde- gelişmeler yaşandı. Nedense bazıları QSD’nin sayısını, silah gücünü görüyorlar, hükümranlığını görüyorlar, devimi bunlardan ibaret sayıyorlar. Halbuki bana göre bunlar bir şişkinlikti aslında. Bunlara dayanarak da, bunlarda yaşanmış gerilemeye dayanarak demokratik ulus paradigmasının hayat bulmadığını, demokratik modernite çizgisinin gelişme yaratmadığını, somut koşullara uymadığını söyleyenler çıkıyor ortaya. Bunlar kendilerini iktidar ve devlete tümüyle hapsetmiş kesimler. Zihniyet, duygu, çizgi olarak her şeylerini iktidara ve devlete bağlamışlar, orduya ve silaha bağlamışlar. Ama demokratik modernite paradigması böyle değildi aslında. Önder Apo şunu net tanımladı; ‘Dünyayı yenecek gücümüz olsa hiç kimseye saldırmayacağız. Dünya birleşip üzerimize gelse demokratik haklarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Direneceğiz.’ Rojava Kürtleri şimdi dünya birleşmiş üzerlerine geliyor. Bu çizgi gereği olarak kahramanca direniyorlar. Ama hiç kimseye de saldırmadılar. DAİŞ barbarlığına karşı ABD ve Avrupa’yı da içine alacak kadar çok geniş bir ittifak oluştu. Çok önemli bir deneyim oldu. Yanlış değildi. Fakat bu deneyimin birkaç yıldır artık işlemediği ortadaydı. Durum kesinlikle böyledir.

 ‘Askeri gerilemeye rağmen Rojava’da halk gücünü ortaya koydu’

Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê’de yapılan saldırılara karşı neden önlem alınmadığı hususuna değinen Duran Kalkan, şunları söyledi:

“Niye tedbir alınmadı? deniliyor. Evet, gerçekten de Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê halkına dönük saldırı vahşetti. Bu dünyada ben insanım diye yaşayanlar için vicdan azabı olmalı. Biz Paris’teki bu kara anlaşmayı bilmiyorduk. Açığa çıkınca gerçek durumu gördük. Bazı bilgiler söylenenler yanlıştı. QSD kendisi açıkladı, ‘biz çekildik’ diye. Birçok alandan kendileri çekildiler. Araplar ayaklanıp bu yönetimi yıkmadılar. Hiçbir yerde Kürt-Arap çatışması olmadı. Arap toplumundan hiç kimse Kürtlere, Kürt özgürlük savaşçılarına kurşun sıkmadılar. Bunları net söyleyebilirim. Birçok Arap kesim Kürtlerle birlikte direnmek üzere Rojava Kürdistan’a çekildiler. Şam yönetiminin güçleri geldikçe bazı bu aşiret ileri gelenleri reisleri, ağaları rejimle hemen işbirliği yaptılar. Geri çekilen güçlerin arkasından kurşun sıktılar. O kadar. Şunu söylemek istiyorum; bir, QSD kendisi çekildi. Zaten öyle durması, o biçimde pozisyonunu yürütmesi tartışmalık bir durumdu. Demokratik modernite paradigması açısından tartışmalık bir durumdu. Demokratik modernite paradigmasını uygulamaya çalıştı. Rojava özgürlük güçleri de, PYD’de, fakat ne kadarını uyguladı? Yüzde kaç uyguladı? Ne kadar doğru ve başarılı uyguladı? Bunlar tartışma konusudur yani. Uygulama düzeyi yüzde 5, 10’u bile geçmedi. Sanki çizgi uygulanmış da, başarılı olmamış gibi gösteriyorlar. Yok. Öyle değil. Uygulanma düzeyi çok yetersiz olduğu gibi farklı yönlere kaydı. Bir de bir Kürt-Arap çatışması yaratmadı. Bunu yaratmak isteyenler vardı. Ama örneğin hala halkların kardeşliği devam ediyor. Demokratik ulus bilinci Kürtlerde de Araplarda da kardeşliği duygusunu tutumunu sürdürüyor. Biraz da Şam yönetiminin uygulamalar geliştirmedeki saldırılar geliştirmedeki zorlanmasının altında aslında bu yatıyor. Gerçek durum budur. Bütün bunlara bakıp sadece askeri etkinlik ve yönetim olma, gelişmeyi ona bağlayan, gerilemeyi ona bağlayan yaklaşım zaten demokratik paradigmasının yaklaşımı değil. Onu net ifade edebilirim ben. Bu noktada şunu görmek lazım; öyle bir gerileme oldu evet, 30 günde bir ayda Rojava halkı Kürtleri neler yaşadı? Dünya neler yaşadı? DAİŞ’e karşı mücadeledeki gibi dört parça Kürdistan ve dünyanın dört bir yanındaki Kürtler ve demokratik çevreler ayağa kalktılar. Onu kat kat aşan düzeyde ayağa kalktılar. 1 Kasım Kobanê günlerini kat kat aşan yürüyüşler oldu. Bir aydır Kürt toplumu, demokratik çevreler, dostları ayaktalar. Sokakları, meydanları dolduruyorlar. Dünyanın dört bir yanında büyük bir devrim yaşanıyor. Büyük ulusal birlik ortaya çıktı. Halk tutumu ortaya çıktı. Bunların hepsine kadınlar öncülük ediyor. Bu yürüyüşlerle dört parça Kürdistan’a ve dünyanın dört bir yanına daha fazla yayıldı. Bu gerçekleri görmemek, bu mücadeleyi mücadele saymamak çok yanlış bir şeydir. Devrimci gücü silaha ve orduya indirgeyen halkın gücüne, kadının gücüne, gencin gücüne, kitlelerin gücünü görmeyen yaklaşım doğru bir yaklaşım değil. Aslında evet askeri olarak, yönetim olarak değişiklikler oldu. Kuzeydoğu Suriye yönetiminde gerilemeler oldu. Ama Kürtler yeniden bir duygu, ruh, , ulusal birlik devrimi yaşadılar. Kendilerini nereye dağılmış olurlarsa olsunlar Kürt iradesi olarak yeniden çok güçlü bir biçimde birleştirdiler. Toplum Kürt siyasetinin çok önüne geçti. Siyasete talimat verir hale geldi. ‘Kürdistan birdir, Kürt halkı birdir, birlik olacaksınız. Mücadele edeceksiniz’ diyor halk. Halkın, mücadelenin gücü bir kere daha kendini net ortaya çıkardı, gösterdi. Şimdi bunlar bizim için çok önemli. Büyük bir devrimci hareket, eylem yaşanıyor. Suriye buna vesile oldu. Başka kimse, hiçbir güç yapamazdı bunu. Araplar da Kürtlerde demokratik ulus çizgisine sadık kaldılar. Kürt-Arap çatışmasından çok Kürt-Türk çatışması yaratılmak isteniyordu. Türkiye’de Türk milliyetçi geçinen çatışmaları körükleyenler bir ajan gibiydiler. Yani bütün bunları önledi önledi. Bu direniş yürüyüş tabii.

 ‘Rojava’ya yönelik saldırıları halkın kalkışı ve Önder Apo’nun rolü boşa çıkardı’

Rojava’ya dönük saldırıları Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önlediğini kaydeden Duran Kalkan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önder Apo mevcut koşullarda bile sürecin doğru yürüten, gelişmeleri doğru yöne akıtan rol oynadı. Elinde bu kadar, sınırlı çok az imkan varken onları bile kullandı ve olumlu sonuç çıkartacak şekilde kullandı. Bunu görmek, anlamak gereklidir. Sonuç olarak şunu söyleyeyim; gerçekten de, bu bir ay içerisindeki halk kalkışı böyle hiçbir çalışmayla gerçekleştirilemezdi. Onu söyleyebilirim. Biz hep düşünüyoruz. Acaba nasıl, ne kadar çalışsak, ne yapsak bunu sağlayabilirdik? Bu sağlandı. Toplumun kendi ayağa kalkışıdır. Kendi refleksidir. Duygusu düşüncesidir, iradesidir. Öyle hiç kimsenin zoruyla olmuyor. Elbette ki gelişmeler etkiliyor. Özgürlük mücadele bilinç verdi, yön verdi. Tecrübe kazandırdı. O temelde ilerleme oluyor. Bu bütün bu yürüyüşler böyle ortaya çıkıyor. Bu en üst düzeye çıktı. Kürt düşmanı parçalayacağız diyenler, dört parçaya bölenler, Kürtleri dünyanın dört bir yanına dağıtanlar, soykırıma uğratacağız diyenler, bunun için uluslar komplolar düzenleyenler; boşa çıktılar. Kürtler demokratik ulus olarak en güçlü bilinçlenmeyi, örgütlülüğü, ruh birliğini, duygu birliğini Rojava Kürdistan’ı sahiplenmede gösterdiler. Gerçekten de bu bir ayda sokakları dolduran, Rojava Kürdistan’a sahip çıkan, bunun için eyleme kalkan herkesi başta kadınlar ve gençler olmak üzere yine dostlarımızı, halkımızı kutluyorum, selamlıyorum. Büyük bir kalkış içindeler. Bu Gerçeği görsünler. Büyük bir devrim kapanış oldu, tırmanış oldu. Bir yeni yeni devrimler yaşanıyor devrim içerisinde. Bu gerçekleri görmemiz gerekli. Bu bakımdan Kürtlerin bu duruşu nasıl ki 15 Şubat komplosunu Önder Apo’nun mücadelesi ile etkilerini ortadan kaldırdıysa, bu oyunlara -4 Ocak Paris Antlaşması’nın oyunlarına- karşı dünyanın dört bir yanında dört parça Kürdistan’da ayağa kalkan halkın direnişi de bozdu. Komployu bozdu. Boşa çıkarttı. Daha şimdiden etkisiz kıldı. Böyle devam ederse çok daha fazla olacak. Bunun doğru anlaşılması açılmasını, gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de böyle bir mücadele içinde olan herkes böyle görmeli, böyle anlamalı, kendilerini daha çok bilinçlendirmeli, örgütlemeli ve bu devrimci kalkışı, kadın devrimini, halk özgürlük devrimini her yere yaymak, daha da geliştirmek, örgütlü kılmak için, herkes elinden gelen çabayı kat kat arttırarak sürdürmeli. Doğru olan budur. Bu temelde çalışan, mücadele eden herkesi selamlıyorum.”

‘Daha çok örgütlenmek lazım’

Rojava’ya karşı yapılan saldırılar ile halkların tutumunu ortaya koyduğunu kaydeden Duran Kalkan, devamında şunları söyledi:

“Büyük bir devrim yaşanıyor. Bu devam edecek. Süreç gereği de böyle. Bunu doğru anlamak lazımdır. Bunun için de daha çok örgütlenme ve daha çok mücadele gerekli. Daha çok cesaret ve fedakarlık gereklidir. Bunu böyle görebilmeliyiz. Yani güç silahta, parada değil yani. Gerillanın gücü de silahından gelmiyordu. Onun bilincinden, cesaretinden, fedakarlığından, toplumsallığından, ortaklaşmasından, ideolojik duruşundan, yaşamından geliyordu. Esas olan budur. Güç buradadır. Bunu geliştirmek lazımdır. Yanlış yerde güç aramamak lazım. Bu iktidarcı, çıkarcı, maddiyatçı yaklaşımlardan uzak durmak gereklidir. Onlar ne kadar geliştirsen de bir gün aynı hızla geri düşersin. Dünya tarihi böyledir. Bu bakımdan daha çok bilinçlenme kendini eğitmek, daha çok örgütlenmek, daha çok toplumsallaşmak, dayanışmak, paylaşmak, komünleşmek gerekli. Daha çok toplumsallaşmalıyız. Bireyciliği daha fazla azaltmalıyız, üzerine gitmeliyiz. Bireyci, maddiyatçı yaklaşımlardan bir sonuç çıkmaz. Halk, Kürt siyasetine eylemleri ile talimat verdi. Kürt siyaseti bunu değerlendirmeli. Bunu değerlendirmezse toplumun gerisine düşer. Bu bakımdan da Demokratik Kürt Birliği çok acil, ertelenemez, önemli bir görev haline gelmiş durumda. Biz bu bilinçteyiz. Önder Apo’nun çağrısı da bu temeldedir. Hareket olarak yaklaşımımız bu yönlü ve bu temelde her türlü çabayı harcamaya hazırız. Ama bütün siyasi hareketler -Güney Kürdistan’da yönetim olan partiler başta olmak üzere dört barça Kürdistan’daki- böyle olmalı. Örgütler, aydınlar, kurumlar demokratik Kürt birliğini mutlaka yaratabilmeliler. Şunu söyleyeceğim; böyle bir birlik olursa halkın ayağa kalkışı, koşulların sunduğu imkanlar, her türlü özgürlükçü gelişmeyi sağlamak için yeterli. Ama böyle olmazsa da tehlikeler büyük. Rojava’ya saldırı tehlikenin ne kadar ciddi olduğunu net gösterdi. Herkese gösterdi. Buradan ders çıkartmak lazımdır. Bunun için de yani işte ulusal birlik tartışmaları çağrıları oluyordu hep. Bunu demokratik çerçevede herkesin eşitçe özgürce katılacağı sorumluluk duyacağı temelde Kürt aydınları siyaseti gecikmeden birlik yaratabilmeli. Hem tehlikeleri önlemek hem de imkanları doğru değerlendirmek böyle bir demokratik birliğe bağlı. Rojava Kürt direnişi bir kere daha bütün dünyayı etkiledi. Dünyanın dört bir yanındaki gençleri harekete geçirdi. Enternasyonal dayanışmalar, her tarafta eylemler olduğu gibi Rojava’ya gelmek üzere gençler sınıra kadar geldiler, geri çevrildiler. Dünya halklarını kadınlarını, gençlerini, sosyalist, demokratik güçlerini, DAİŞ’e karşı direniş kadar mevcut bir aylık halkın direnişi etkiledi. Bu dünyanın dört bir yanında özgürlükçü, demokratik eğilimlerin, akımların gelişmesi için zemin sundu. İmkan yarattı. Bunun değerlendirilmesi lazım. Bu anlamda bir şeyler kaybetmiyoruz. Aslında bu bir aylık direnişle Fırat’ın doğusundaki bir adada kalan değil, dünyanın her tarafına yayılan bir anlayış, hareket, bir ideolojik duruş, yaşam tarzı haline geldik. Bunun önü açıldı. Bu bakımdan tabii uluslararası dayanışmayı daha çok geliştirmeliyiz ‘Internacional çalışmalar’ deniliyor. Bunları daha çok arttırmalıyız. Dünyanın dört bir yanında bu direnişin anlamını, önemini, bunun her alanda nasıl temsil edileceğini kadınlara, gençlere, işçilere, emekçilere, halklara yaymalıyız yani. Gerçekten de demokratik Kürt Birliği ne kadar elzemse güncel açıdan uluslararası dayanışma, enternasyonal dayanışma da sol, sosyalist, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi güçler açısından o kadar elzemdir. Bu hale geldi. Bu da çok önemli bir durum, çok önemli bir gelişme. Çok önemli bir sonuçtur. Bunun zemini çok güçlü hale getirdi. Bu anlamda hem Kürt siyasi güçlerini hem de tüm uluslararası demokratik, sosyalist, özgürlükçü çevreleri bunları doğru değerlendirmeye ve üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeye çağırıyorum.”

 

Kaynak: MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Amed’den gönderilen yardımlar Kobanê’ye ulaştı

Sonraki Haber

ESP’ye yönelik operasyonda bir kişi daha tutuklandı

Sonraki Haber

ESP’ye yönelik operasyonda bir kişi daha tutuklandı

SON HABERLER

Dünyanın bütün kara parçalarında 

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Rêya Heq Kürt Alevi inancında Xızır kavramı ve toplumsal hafıza

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Sürgündeki bilgenin sessiz vedası

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Bulanıklıktan açıklığa doğru

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Ferîde Şengalî: Önderliğin fikri nereye girse kayıp olmaz

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Hibrid savaş taktikleri

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Kobanê’de Reqa’lı bir bebek hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır