Eğitim Sen’in Üçüncü Anadil Sempozyumu’nun ön sonuç bildirgesinde, eşit yurttaşlığın güvence altına alınmadığı koşullarda kalıcı ve onurlu bir barış inşa edilemeyeceğine vurgu yapılarak, ‘Anadil hakkının tanınması demokratik çözüm süreçlerinin temel koşuludur’ ifadelerine yer verildi
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim Sen), Türkiye Barolar Birliği konferans salonunda düzenlendiği Üçüncü Uluslararası Katılımlı Anadil Sempozyumu tamamlandı. Üçüncü oturumun ardından ön sonuç bildirgesi açıklandı.
Üçüncü ve son oturumda Ermeni Yazar Pakrat Estukyan’ın, çok dilli eğitim uygulamaları örneklerine dair sunumu ile devam etti. Ardından Mezopotamya Vakfı Koordinatörü Mikail Bülbül ise “Kürtçe öğretimi ve eğitimi için tedrici bir yol haritası” başlığındaki sunumu ile sempozyum devam etti. Bülbül, Kürtçenin eğitim dili olması için yalnızca mevzuatlarda yapılacak değişikliğin yeterli olduğunu belirtti. Bülbül, “İstanbul’da ben Kürtçe konuştuğumda ‘Ne konuşuyorsun’ demişti bir kadın. Birinci aşama bu durumu yumuşatacaktır. Sadece Kürtçe değil Kürt edebiyatının ve folklorunun da öğretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de kanuni bir değişikliğe ihtiyaç yok. Üçüncü aşama, çok dilli temel üzerine Kürtçe. Kürtçe birinci dil olacaktır ve Türkçe bunun üzerine öğretilecektir bu dil federalizmine tekabül etmektedir. Dil elden gidiyor yok oluyor. Dil federalizminin Kürt mücadelesiyle şekillenmesi gerekiyor. Kanunda mı değişiklik olur merkezi mi olacak bilmiyorum Kürtlerin tutumu bunu belirleyecektir” dedi.
“Anadili ne işimize yarar? Saha araştırmasından izlenimler” kısmında ise Eğitim Sen Araştırma Ekibi olarak yaptıkları görüşmelere değinen Barış Akademisyeni Esengül Ayyıldız, okullarda anadilin öğrencilerin kendi aralarında ve teneffüslerde konuştukları bir özel alana sıkıştığını ifade etti. Aynı zamanda bunun akran zorbalığına da sebep olduğuna işaret eden Esengül Ayyıldız, “Ayrımcılığın ve ötekileştirmenin en görünür olduğu yerlerden biri okullardaki anadil konusu. Anadilde konuşan çocukları en fazla ortaokulda görüyoruz, ilkokulda biraz var anadolu liselerinde Türkçe yüzde 98’e çıktı. Anadolu liselerinde, ‘görece iyi eğitim’ veren liselerde anadilinin konuşulmadığını görmemiz eğitime erişim ve eğitimde başarıyla ilgili anadilden kaynaklanan sınırlılıkları görüyoruz. Öğretmenler, anadil gruplarından bazı çocukların kendi aralarında konuştuklarında yeni bir ayrımcılığa uğradığını söylüyor” dedi.
‘Lazcanın yeniden canlanma süreci’
“Lazcanın Yok Oluş ve Yeniden Canlanma Süreci, Lazca Seçmeli Dersler, Zorluklar, Engeller” bölümünde konuşan Armağan Serdaroğlu ise Lazca selamlama yaparak, “Lazcamız yaşıyor yaşayacak” dedi. Lazcanın eğitim dili olmaması, bilimsel ve teknolojik gelişmelerde geri planda bırakılmasıyla daha az konuşulur duruma geldiğini söyleyen Serdaroğlu, Lazcanın seçmeli ders olarak verildiğini ancak bunun da kişi sayısı ile sınırlandırıldığını ifade etti. Serdaroğlu, “Önümüzdeki dönemde yok olma sürecinden kurtulabilmesi için kamu idarelerinin aktif sorumluluk alabileceğini düşünüyoruz. Ders materyallerinin hazırlanması, kısıtlanmaların aşılması için çalışmalar yapılması ve buna bir toplumsal seferberliğe dönüştürülmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Çerkezce yok olma tehdidi altında’
“Çerkezler Bağlamında Çokdilli Eğitimin İmkanları” kısmında ise Çerkez araştırmacı ve aktivist Kuban Kural konuştu. Kural, Çerkezlerin anadil konusunda politikleşmesi gerektiğini vurgulayarak, müdahale edilmezse Çerkezce gibi Kürtçenin de yok olacağını söyledi. Ulus-devletçi yapı ve bu yapının halka verdiği korkuların yıkılmasının kamu otoritesi tarafından çok kolay olduğunu ifade eden Kural, Çerkezlerin diğer halklarla dayanışmayı büyütmesi gerektiğine işaret ederek, “Anadil üzerinden muhatabı diğer halklar, etnisiteler olarak belirleyerek dayanışmayı öncelemek gerekir. Demokrasinin yolu da merkezi yönetimin özerkleşmesi ve yerel yönetimlerin idari, ekonomik emniyet güçleriyle güçlenmesiyle ortaya çıkacak bir şey. Çerkezler ve onlarla birlikte bütün halklar için de çıkış yolu bu” diye konuştu.
Son oturumun ardından sempozyum forum ile devam etti. Forumda söz alan yurttaşlar, anadil mücadelesinin yaşamlarına etkisi ve sonuçlarını değerlendirdi. Üç oturum ve forum kısmının ardından sona eren sempozyumun sonuç bildirgesi, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak tarafından okundu. Irmak, anadil meselesinin yalnızca pedagojik bir konu değil aynı zamanda eşit yurttaşlık, demokratik toplum, kültürel haklar ve toplumsal adalet meselesi olduğunu vurguladı.
‘Eşit yurttaşlık güvence altına alınmalı’
Bilimsel araştırmaların ve uluslararası deneyimlerin tek dilliliğe dayalı eğitim politikalarının eşitsizlik ve toplumsal dışlanmayı derinleştirdiğini belirten Irmak, “Anadili hakkının tanınması ve çokdilli, demokratik, özgürlükçü bir eğitim sisteminin inşası için bilimsel bilgiye, pedagojik birikime ve toplumsal barış ile dayanışmaya dayalı ortak mücadeleyi sürdürmek, bu sempozyumun en temel ortak iradesi olarak ortaya çıkmıştır. Anadili temelli çokdilli eğitim meselesi, aynı zamanda toplumsal barışın inşasıyla doğrudan ilişkili bir demokratikleşme sorunudur. Dilsel ve kültürel hakların tanınmadığı, eşit yurttaşlığın güvence altına alınmadığı koşullarda kalıcı ve onurlu bir barışın tesis edilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle anadili hakkının tanınması ve eğitim sisteminin çoğulcu bir perspektifle yeniden düzenlenmesi, Türkiye’de barışın toplumsallaşmasının ve demokratik çözüm süreçlerinin güçlenmesinin temel koşullarından biridir” diye konuştu.
Talepler
Anadilini savunmanın yaşamı savunmak olduğunu söyleyen Irmak, Eğitim Sen olarak taleplerini şu şekilde sıraladı: “Anadili temelli çok dilli eğitim hakkı üzerindeki tüm engellere son verilmeli; ‘tek dil’ dayatması yerine ‘eşit diller’ anayasal güvence altına alınmalıdır. Öğretmen yetiştirme programlarından müfredata, okul öncesinden başlayarak eğitimin tüm kademlerinde anadili temelinde çok dilli bir eğitim sisteminin oluşturulmalıdır. Türkiye, anadilinde eğitim hakkını tanımlayan, uluslararası sözleşmelere koyduğu çekinceleri derhal kaldırmalıdır. Yerel yönetimler tarafından laik, bilimsel, anadilinde kreşler, gençlik merkezleri, kütüphane ve kültür merkezi açma konusunda özgür bırakılmalı; kayyım politikalarına son verilmelidir.”
Bildirgenin tamamı önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacak.
Kaynak: MA









