• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
6 Şubat 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Sebahat Tuncel

Emperyalist planlara alternatif çözüm

6 Şubat 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Sebahat Tuncel, Yazarlar

Kapitalist emperyalist sistem Ortadoğu coğrafyasını savaş ve çatışma zemininde tutarak Ortadoğu halklarının geleceğini rehin alma politikasını her fırsatta güncellemektedir. Ortadoğu, yüzyılı aşkın süredir emperyalist paylaşım anlaşmalarının, manda yönetimlerinin ve vekalet savaşlarının merkezi haline getirilen bir coğrafyadır. Özellikle İngiltere ve Fransa günümüzde yaşanan Kürdistan ve Filistin sorununun ortaya çıkmasında ve çözümsüz bırakılmasında önemli rol oynamıştır. Zamanla bu ikiliye İsrail, ABD, Türkiye ve diğer Avrupa ülkeleri de dahil olmuştur.

Suriye’de yaşanan gelişmeleri, Kürtlere karşı geliştirilen saldırıları tarihsel perspektifler ışığında değerlendirdiğimizde Ortadoğu’nun ve Suriye’nin son yüz yıllık tarihine baktığımızda ve bugün savaş ve çatışma üreten politikaların emperyalist paylaşım savaşı ve bunun ürünü olan anlaşmalardan kaynağını aldığı görülecektir. Osmanlı’nın dağılma sürecinde emperyalist paylaşım ve Ortadoğu’nun şekillenmesinde, halklar arasına çizilen yapay çizgilerle ulus-devletçiklerin oluşturulmasında  kuşkusuz ki İngiltere ve Fransa arasında imzalanan, Rusya’nın, daha sonra İtalya’nın da ortak olduğu, Ekim Devrimi sonrası ifşa edilen Sykes-Picot (1916) anlaşmasının büyük rolü var. O döneme denk gelen Hüseyin-MCMahon yazışmaları (1915-1916), İngiltere’nin yayınladığı Balfour Deklarasyonu (1917),  yine 6 Ocak 1920 Faysal-Clemenceau Anlaşması ile Suriye’nin Fransız Mandası’na bırakılması gibi bir dizi gelişme ile emperyalistler sömürgeciliği ve mandacılıkla Ortadoğu halklarının iradesinin kırılması ve sürekli bir emperyalist müdahale ile karşılaşmasının yapı taşlarını örmüştür. 2011 Arap Baharı sonrası iç savaşlarla müdahale daha da derinleşmiştir. Bugün, 2026 başlarında Suriye’de yaşanan gelişmeler ve 5-6 Ocak’ta Paris’te İsrail ve Şam arasında imzalanan, ABD’nin arabulucu olduğu ve Türkiye’nin masada resmi olarak olmasa da Kürtlere karşı saldırı için yeşil ışık yakılması sonrasında Ahmet el Şara’nın (Colani) Halep’te Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şêxmeqsut’a yönelik saldırıları ve sonrası yaşananlar Kürtlere saldırının uluslararası çıkarların sonucu gerçekleşmesini bu tarihi döngünün hem bir devamı hem de potansiyel bir kırılma noktası olarak okumak gerekir.

Suriye’de yaşanan siyasi, toplumsal ve ekonomik gelişmeleri anlamak ve halklar lehine, kadınlar lehinde bir çıkış yapabilmek için bölgedeki emperyalist politikaları hatırlamak ve Ortadoğu’da savaş, çatışma üreten politikalara hayır demek ve demokratik bir Ortadoğu inşa etmek mümkün. Sayın Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” stratejisi sadece Türkiye açısından değil tüm Ortadoğu’nun bu savaş ve çatışma girdabından çıkışının yolunu göstermektedir. 6 Ocak ve sonrası yaşananları Sykes- Picot anlaşmasının güncellenmesi olarak değerlendirilen sürecin boşa çıkarılması ancak Kürt halkı başta olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının bu emperyalist paylaşım politikasına ve Arap-Kürt, Kürt- Türk çatışmasını önümüzdeki yüzyıla yaymak isteyen savaş stratejisine karşı Sayın Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik birliği, halkların, inançların eşit ve özgür yurttaşlık ilkesini esas alan Demokratik Ortadoğu’nun inşası da Barış ve Demokratik Toplum programının en uygun çözüm modelidir.

Ortadoğu’nun en kadim halkı olan Kürtlerin coğrafyası Sykes-Picot anlaşması Kürtlerin kendi iradeleri dışında parçalanmış coğrafyaları, İran, Irak, Suriye ve Türkiye arasında dörde parçalanmış, savaş ve çatışma zemininde ve Kürtler bu dört ulus devletin baskı, zor ve zulüm politikaları altında yaşamak zorunda bırakılmıştır. Bu politika günümüzde Kürt halkının sürekli güvenlik tehdidi altında yaşamasına ve ulus devletlerin saldırısına açık tutmaktadır. En son Rojava’ya yönelik saldırılar da göstermiştir ki, Kürtler Ortadoğu’da tanınmadan ve hukuki bir güvenceye alınmadan Kürtler “güvercin tedirginliğinde” yaşamaya devam edecektir. Her ne kadar ABD’in Irak müdahalesi sonrasında Irak Kürtleri açısından ortaya yeni bir durum açığa çıkmış ve Kürtler federatif bir yönetim oluşturmuş olsalar da Irak’ta 2003’ten bugüne henüz demokratik bir sistemin kurulamaması, Kürt, Arap, Türkmen, Hıristiyan, Sünni ve Şii halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir sistemi geliştirmemesi Iraklı Kürtler açısından da riskin geçmediğini unutmamak gerekir.

Suriye Kürtleri açısından da durum kritik bir aşamaya taşınmış durumda. 10 yıldan fazladır Kürt halkı bir yandan birlikte yaşadıkları Arap, Türkmen, Ermeni, Alevi, Dürzi ve diğer halklarla birlikte demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir sistemi inşa ederken diğer yandan IŞİD, El Kaide ve türevleri olan cihadist çetelere karşı özgürlük mücadelesi yürütüyorlar. 6 Ocak’ta Fransa’nın ev sahipliğinde Paris’te ABD, İsrail ve Şam hükümeti tarafından imzalanan güvenlik anlaşması Suriye, Rojava ve Ortadoğu için yeni bir siyasal denklem kurulmuştur. Sayın Öcalan’ın son saldırıları Kürtlere karşı “15 Şubat uluslararası komplosunun yeni bir versiyonu” olarak değerlendirmesi ve anlaşmanın esas amacının halklar arası çatışmayı körüklemek olduğunu ifade ederek, Ortadoğu’yu bir yüz yıl daha savaş ve çatışanın zemini yapmak isteyen bu emperyalist anlaşmaya karşı başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarını uyarmış ve 21. yüzyılı savaş ve çatışma, çözümsüzlük yüzyılı değil barış ve demokratik toplumun yüzyılı yapmak için diyalog ve müzakerenin esas alınması gerektiğini ifade etmiştir. Suriye’de yaşanan gelişmeler elbette ki sadece Rojava ile sınırlı değil. Türkiye’de yürütülen Kürt sorununu çatışma zemininden hukuki ve siyasi zemine çekmek için yürütülen süreci de hedeflemiştir. 30 0cak 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan ve 2 Şubat’ta yürürlüğe konan anlaşma ile Kürtlere karşı yürütülen soykırım saldırısı durdurulmuş olsa da Rojavalı Kürtlerin hak ve özgürlükleri, kendi kaderini kendi belirleme hakkı güvence altına alınmadığı sürece Kürtlerin özgürlük ve güvenlik hakkı hep tehlikede olacaktır. Saldırıların durdurulmasında ve anlaşma imzalanmasında, “Rojava kırmızı çizgimizdir” diyen Kürtlerin ulusal birlik ruhuyla sokağa çıkması ve mücadeleyi yükseltmesi ve demokratik dayanışmanın büyük rolü olduğu inkar edilemez bir gerçekliktir. Bu aynı zamanda demokratik halk muhalefetinin, kadın özgürlük mücadelesinin değiştirme, savaş ve çatışmayı durdurma gücünü göstermesi açısından da tarihte yerini almıştır.

Kürtlerin ortak mücadelesi Kürtlerin dostlarını tüm dünyada harekete geçirdi. Rojava ve Kobanê kuşatmasının yarılması bu direnişle mümkün oldu. Bu gerçeklik bize örgütlü halk gerçekliğinin sistemleri değiştirme ve dönüştürme gücünü dikkate almadan siyaset yapılamayacağını bir kez daha hatırlatmış oldu. Söz buraya gelmişken Rojava ile birlikte İran’da yaşanan halk isyanını da unutmamak gerekir.

Ortadoğu’un geleceğinin nasıl şekilleneceğini Kürt halkı ve Ortadoğu halklarının eşitlik, özgürlük mücadelesi belirleyecektir. Önümüzdeki süreçte sadece Suriye’deki gelişmelere odaklanmak değil İran’daki gelişmeleri de yakından takip etmek gerekir. İran rejiminin baskıcı, faşizan politikalarına ekonomik ve toplumsal krizlere karşı bütün İran halkı, kadınları yeni bir hayat ve yaşam talepleri umut veriyor. Kürtler açısından bu direnişle Kürt halkının kendi kaderini kendisi belirlemesi, Kürt kimliğinin, kültürünün, dilinin özgürleşmesi ve kadın özgürlüğü ekolojik bir yaşam mücadelesinin emperyalist müdahale ile değil Kürtlerin, Fars, Azeri halkların kendi öz güçleri, öz örgütlülükleri ile değişimi sağlaması Ortadoğu’nun geleceği açısından değerli önemli bir siyasal sonuç olacaktır.

Kürtler açısından mücadele bitmemiş, yeni bir aşamaya taşınmıştır. Suriye Şam rejimi ile Rojava yönetimi arasında bir anlaşma imzalanmış olsa da tehlike geçmiş değildir. Sadece Kürtler açısından da değil, Aleviler, Dürziler, Arap halkları, Hristiyan halklar açısından da tehlike sürmektedir. Suriye başta olmak üzere Kürdistan’ın tüm parçaları ve Ortadoğu halklarının barış ve güven içinde yaşayabilmesi için örgütlü mücadelenin süreklileşmesine ihtiyaç var.

Suriye ve Kürtlerin yaşadığı bütün parçalar için çözüm Kürt kimliğinin tanınması ve hukuk içine alınması gerekir. Kürtler ve birlikte yaşadığı halklarla ortak bir gelecek için yapılması gereken özgürlükçü bir anayasadır. Suriye farklı etnik, inanç kimlik ve kültürlerin tanınarak eşitlik ve özgür yurttaşlık temelinde hukuki güvenceye kavuşturulması ve yerel demokrasinin önü açılarak güçlü yerel yönetim, demokratik güçlü bir merkezi yönetimin geliştirilmesi savaş ve çatışma zeminini ortadan kaldırmakla kalmayacak, barış içinde ortak bir gelecek de inşa edecektir.

Sonuç olarak, emperyalistlerin 21. yüzyıl planında da Ortadoğu’yu savaş zemininde tutmasına karşı Sayın Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” programı güçlü bir alternatiftir. 2026 Suriye’si, Ortadoğu barışının kırılgan bir laboratuvarı haline gelmiştir. Eğer barış anlaşmaları ve demokratik entegrasyon süreci kalıcı istikrara dönüşürse, bu, sömürgeci paylaşım döngüsünden çıkmanın ilk adımı olabilir. Ancak dış dayatmalar ve iç adaletsizlikler (Kürtler, Dürzüler, Filistinliler) göz ardı edilirse, yeni bir “Sykes-Picot travması” riski taşır. Gerçek barış, ancak toplumun kendi geleceğini belirleyeceği güçlü yerel demokrasi ve merkezle yerelin ilişkisinin iyi belirlendiği demokratik bir merkezi yönetimle mümkün olur. Hukuki ve siyasi olarak güvence altına alınmayan uzlaşmalar, anlaşmalar uygulanmadığı gibi yeni çatışmaların tohumu olarak kullanılabilir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yüreğimize dağlananlar, 6 Şubat

Sonraki Haber

Rojava’da yaşam nasıl olacak?

Sonraki Haber

Rojava’da yaşam nasıl olacak?

SON HABERLER

Rojava’da yaşam nasıl olacak?

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

Emperyalist planlara alternatif çözüm

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

Yüreğimize dağlananlar, 6 Şubat

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

Kürt artık son sözünü idam sehpasında değil çözüm masasında söylemiştir

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

Ben de Öcalan ile röportaj yapmak istiyorum!

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

6 Şubat 3’üncü yılında: Yıkımın failleri serbest, adalet enkaz altında

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

Kürt uluslaşması, Kürt birliği ve evrensellik

Yazar: Yeni Yaşam
6 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır