• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Ocak 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Ertuğrul Kürkçü

Emperyalizm ve enternasyonalizm

29 Ocak 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Ertuğrul Kürkçü, Yazarlar

“[…] ABD-SDG ortaklığının gerekçesi değişiyor: SDG’nin sahadaki birincil IŞİD karşıtı güç olarak asıl [işlevi] büyük ölçüde sona erdi; çünkü Şam artık IŞİD gözaltı tesisleri ve kamplarının kontrolü dahil, güvenlik sorumluluklarını devralmaya hem istekli hem hazır. Son gelişmeler, ABD’nin SDF’nin ayrı rol üstlenmesini sürdürmek yerine geçişi aktif olarak kolaylaştırmakta olduğunu gösteriyor”

Washington’ın Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack’ın Şam ve Haseke arasındaki halen sürmekte olan kırılgan ateşkesi gerekçelendirirken sergilediği buzdan soğuk emperyalist mantık fazla söze gerek bırakmıyordu.

Çatışan ultra-milliyetçi tarafların son on yıldır, hemen her gün tamamen zıt amaçlarla ama hararetle tekerlediklerinin aksine görüyoruz ki, ABD Suriye’de “Kürtlerin baş müttefiki” değil, tam da olması gerektiği gibi, kendi çıkarlarının bekçisiymiş.

ABD’nin Barrack’tan önceki Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey de birkaç gün önce “Kürtlere ihanet” suçlamalarına karşılık “SDG ile ilişkileri[nin] ‘geçici, taktiksel ve karşılıklı çıkara dayalı” olduğunu hep ifade ettiklerini anımsatırken 2018’de Atlantik Konseyi’ndeki vaazını tekrar ediyordu.

Anadolu Ajansı o tarihteki haberinde Jeffrey’in “Devletaltı yapılarla kalıcı işimiz olmaz” dediğini kapsamıştı: “SDG ile ilişkimiz taktikseldir, karşılıklı çıkara [IŞİD ile mücadeleye] dayalıdır.”

İşin aslı, Jeffrey’in o sözleri de esasen, bir yıl önce Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Jonathan Cohen’in Washington’daki Orta Doğu Enstitüsü’nde bir panelde söylediklerinin tıpkı basımıydı: Ona göre de ABD’nin YPG ile ilişkisi  “geçici, karşılıklı çıkara dayalı ve taktiksel”di.  Cohen daha da ileri giderek şöyle demişti: “YPG’ye hiçbir şey vaat etmiş değiliz.”

Yeni dönem

Medyada malumatfuruşluk taslayan yarı-aydınların kopardığı gürültü aklımızı karıştırmasın: Suriye, Irak, İran ve Türkiye’de -ya da daha özgül bir ifadeyle dört parça Kürdistan’da- içinden çıkamayacağımız, aklımızın ermediği kurnazlıklar, hileler, kandırmacalar, alış satışlarla karşı karşıya değiliz. Şam-Tahran-Moskova ekseninin çökmesini izleyen iktidar boşluğunun Şam-ABD-Türkiye-Avrupa ekseniyle doldurulmasının doğurduğu sarsıntıların sonuçlarıyla yüzleşiyoruz.

15 yıl önce Arap İsyanları başladığında Ankara Esad rejiminin karşısına geçerek Müslüman Kardeşleri silahlandırırken merkezi koruma derdine düşen Şam yönetimi Rojava’yı (Batı Kürdistan) IŞİD istilasıyla baş başa bırakmış, güçlerini sahil bölgesinin savunmasına odaklamıştı. Ama Kürt halkı istilaya teslim olmadılar, kendi güçleriyle önce Kobanê’yi, ardından Cizîre’deki tüm Kürt kentlerini kurtardılar. Güneyde Deyrezor’a kadar olan bölgelerde on binlerce kayıp pahasına IŞİD’i püskürttüler. Rojava devrimcileri, yaşam alanlarını özgürleştirdikçe ABD, Türkiye’yle birlikte kışkırttığı İslami ayaklanmanın zıvanasından çıkarak Batıya yayılmasına set çekmek için bölgenin en radikal gücüyle taktik ittifaka zorunlu kaldı. Bu süreç Suriye’de yeni bir güç dengesi oluşturdu.

Esad rejiminin 2024’te devrilmesi, bu dengenin kökten değişmesine yol açtı. SDG öncülüğündeki güçlerin, aradan geçen 10 yılda ülkenin üçte birini kontrol etmesine olanak veren iktidar boşlukları Türkiye-Avrupa ve ABD’nin desteğini arkasında bulan HTŞ önderliğindeki Selefi ittifak tarafından dolduruldu. Arap aşiretlerinin, IŞİD’den korunmak için SDG’ye ihtiyacı azaldıkça, Şam’ın yeni sahiplerinin Esad’ın terk ettiği bölgeleri geri alma iştahı kabardı. İç savaşın ortasında Rojava devriminin itici gücüyle kurulmaya başlanan yeni toplum, bu kez ABD, Türkiye ve Avrupa’nın Suriye’de merkezi devleti ihya ve kapitalizmi yeniden inşa programının dayatmalarıyla karşı karşıya.

Murat Karayılan’ın Suriye’deki durum ve gidişata ilişkin tespitleri bu tarihsellikle örtüşüyor:

“Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. QSD’ye [SDG] sırtını dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz, Arap şeyhleri, kim güçlüyse onun tarafını tutuyorlar. Vakti zamanında Baas rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar.”

Karayılan ABD’nin Şam’la hizalanmasını da serinkanlı bir biçimde değerlendiriyor:

“Zaten ABD’li yetkililer onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktik ilişki ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı–sattı denilemez ve öyle bir şey de yok.”

Karayılan, içine girilen dönemin karakteristiklerini belirlerken Uluslararası Koaliyonun yeni statükoyu “El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgüt”e dayandırdığından hareketle “IŞİD’in  tekrar dünyanın başına bela olmasına yol verildiğine” işaret ediyor.

Yeni dönem çizgisi olarak da “sürekli kendi öz gücümüze dayanmalıyız ve devletlerin değil kamuoyunun desteği temelinde hareket etmeliyiz.” diyor.

Ne yapmalı?

Bir geçiş anında bulunduğumuza kuşku yok.  Ne var ki, siyasal mücadelelerde en yanıltıcı dönemler, sonuçların henüz tam olarak görünmediği, fakat yönlerin çoktan belirlenmeye başlanmış olduğu geçiş anlarıdır. Kürt özgürlük hareketinin ve onunla stratejik ittifak hâlindeki toplumsal ve siyasal güçlerin konumlandığı alanlar, tam olarak bu geçişle şekillendiriliyor. Kırılgan, çok aktörlü ve maliyetlerin gecikmeli olarak açığa çıkacağı bir momentteyiz.

Bugün Rojava deneyimi etrafında açığa çıkan tabloda, bu geçişin küresel boyutu örtülerinden arınarak önümüze koyuluyor. Kapitalist merkezler, Kürtlerin kendi kaderini belirleme hakkının gerçekleşmesi konusuyla ilişkilerini açıkça “taktik ve geçici” olarak tanımlıyor, unutmuş olanlara Marx’ın kendileriyle ilgili tanımını bir kez daha fiilen -hatta bizzat kendi sözleriyle- hatırlatıyorlar: “Benden sonra tufan, her kapitalistin ve her kapitalist devletin düsturudur.”

Orta Doğu’da Trump Amerikası’nın kuyruğuna takılan emperyalist ittifak Suriye’de Kürtler’e sızıltı çıkarmadan Kobanê öncesine iade olmaları için bin dereden su getiriyor. Bu arada başka parçalarda ve çevrelerde, zor zamanlarda maddi ve manevi ihtiyaçların öncelemesi zorunluluğu gerekçesiyle Rojava’daki mücadelenin devrimci karakterinin geri plana atılmasını vaz eden; on yıl boyunca kendi kendisini yönetmiş olan halkı, rüştünü ispat etmiş bir özne değil, himayeye muhtaç bir akraba gibi çerçeveleyen sağcı ve vesayetçi yönelişlerin vitrine yerleşme çabalarına tanık oluyoruz.

Bu görünüşte karşıt iki yönelim —kaderine terk ediş ve himaye suretindeki kuşatma— esasen Kürt özgürlük hareketini tarih yapan bir özne değil, küresel denklemlerde konumlandırılacak bir nesne olarak çerçevelemekte ortaklaşıyor.

Günümüzün ihtiyacı, ne terk edilişe tepkiyle içe kapanmada ne de himayeye rıza ifadesi olan bir siyasal geri çekilişte karşılanabilir. Bunlara kapılmak siyaseten ölümle eşittir. Asıl ihtiyaç, kendi radikal programının izini mevcut koşullara düşürebilen ve yerellikle kuşatılmayı uluslararası alandan hareketle kırmaya dönük yeni bir ortaklaşma ufku çizebilen bir enternasyonal siyasal yönelim inşasında.

Bu noktada enternasyonalizm, romantik bir dayanışma çağrısı ya da geçmişin nostaljik mirası olarak değil, son derece maddi bir siyasal zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. Ne var ki, enternasyonalizm, ancak somut mücadelelerin birbirlerini karşılıklı güçlendirmesi nipetinde uluslararası boy ölçüşmelerde hesaba katılacağı bir anlam kazanabilir.

Bugün yeniden sorulması gereken soru şu: Kürt özgürlük mücadelesi, küresel ölçekte hangi toplumsal ve siyasal dinamiklerle yan yana durduğunda hem kendi haklılığını hem de ortak mücadeleleri ileri taşıyabilir?

Bu soru aynı zamanda bir iç muhasebenin de tüketilmiş olmasını gerektiriyor. Çünkü enternasyonalizm, yalnızca dışarıdan içeriye doğru anlamlı bir desteğin akışını sağlayacak bir ilişki olarak tahayyül edilemez. Enternasyonalizm, içeriden dışarıya doğru böyle bir dünya-tarihsel ilişkiyi bütünleyecek güçte ve nitelikteki bir siyasal hattın kendisini açık ve yalın halde ortaya koyuşuyla da bağlantılıdır. Enternasyonalizm hak edilmesi gereken bir var olma halidir.

21. yüzyılda çok özneli ve çok kerteli bir hareket olarak yeniden doğmakta olan enternasyonalizm ne merkezî bir komuta modeline ne de dağınık bir iyi niyetler toplamına tekabül edebilir. Bu, daha ziyade, farklı coğrafyalarda ve farklı toplumsal ve politik mekanlarda süre giden mücadelelerin kendi özgünlüklerini koruyarak, ortak düşmanlara ve ortak yapısal sorunlara karşı bilinçli bir eşzamanlılık kurabilmeleri ve yeni bir uygarlık iddiasını ileriye taşıyabilmeleriyle ilgilidir. Kürt Özgürlük Hareketi yeni dönemdeki asli muhataplarıyla bu süreçte buluşacaktır.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Kobanê’de insani kriz derinleşiyor, koridor açılsın: Dünya Rojava’ya ses oluyor | Canlı Blog

Sonraki Haber

Kırılgan fay hatları

Sonraki Haber

Kırılgan fay hatları

SON HABERLER

Fransa İran Devrim Muhafızları’nın ‘terör listesi’ne almayı destekleyecek

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ocak 2026

Umudun diyalektiği ve bir halkın dirilişi

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ocak 2026

Dilan Dîlok: Kürt halkı topyekûn serhildana gitmeli

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ocak 2026

Rojava’daki saldırılar yeni Emeviciliğin saldırısıdır

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ocak 2026

Kırılgan fay hatları

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ocak 2026

Emperyalizm ve enternasyonalizm

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ocak 2026

Kobanê’de insani kriz derinleşiyor, koridor açılsın: Dünya Rojava’ya ses oluyor | Canlı Blog

Yazar: Yeni Yaşam
28 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır