Kuzey İrlanda’daki çatışma ve barış sürecini yakından takip eden gazeteci Emma DeSouza, ‘Barışın ne olduğunu anlatmak da medyanın görevleri arasındadır. Barışın hayatımızı nasıl etkilediği, sosyoekonomik açıdan insanlara nasıl dokunduğu ve ne gibi etkiler yaratabileceği anlatılmalıdır’ dedi
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin çatışmaları sonlandırılarak, barışla sonuçlanması deneyimlere ilgiyi artırdı. Bu deyimlerin arasında İngiltere ve IRA arasında çatışmaların sonlandırılmasında yapılan “Hayırlı Cuma Anlaşması” diye nitelendirilen barış anlaşması da var. İngiliz egemenliği altında yaşayan İrlanda’da Katolik azınlığın kurduğu İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) 1960’da İngiliz yönetimine karşı silahlı mücadele başlattı. Böylece İrlandalıların The Troubles diye adlandırdıkları İngilizlere karşı uzun yıllar sürecek çatışmalar da başlamış oldu.
Çatışmalarda, 3 bin 700 kişi yaşamını yitirdi, 2 binden fazla sivil, binden fazla İngiliz güvenlik görevlisi ve 500’den fazla IRA mensubu yaşamını yitirdi. Taraflardan 50 bin kişi ise çatışmalarda yaralandı. 500 bin kişinin çatışmalardan etkilendiği tahmin edilen süreçte, bu sayılar 1.5 milyonluk küçücük bir toplum olan Kuzey İrlanda için oldukça ciddi bir sayı olarak kayıtlara geçti.
Yaşanan ağır tahribatın ardından çatışmaların bitmesine giden süreç ise 1994’te başlatıldı. IRA ve İngiltere hükümeti arasında ara ara görüşmeler yapılsa da barış sürecine giden yol 1994’te başlatıldı. 1998 yılı Nisan ayının bir cuma günü barış anlaşması “Hayırlı Cuma Anlaşması” tüm tarafların katılımı ile imzalandı. Hayırlı Cuma Anlaşması’nda birçok konu için ayrı komiteler kuruldu. En önemli sorunlar silahsızlanma, tutsaklar ve polis kuvvetleri oldu.
‘İnsanlar medyadan objektif ve ön yargılı olmayan bilgiler edindiler’
İrlanda’daki çatışma, çatışmaların sonlandırılması ve barış anlaşmasını yakından takip eden gazeteci Emma DeSouza, barış süreçlerinde medyanın dilinin önemli olduğunu söyledi. Emma DeSouza “Tüm çatışma süreçlerinde medya zaten çok önemli bir yer edinir. Çünkü insanların bilgi edindiği, çatışmaların taraflarını dinlediği yer burasıdır. Hayırlı Cuma Anlaşması, sırasında insanlar burada objektif, ön yargılı olmayan bilgiler edindiler. Şu an durum aslında Hayırlı Cuma Anlaşması dönemine göre çok daha farklı. Çünkü artık sosyal medya ve yapay zekâ var. Bu yüzden medyanın doğru habercilikle bilgi yayma konusunda çok daha kritik bir rolü bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Barış süreçlerinde medyanın doğru bilgi aktarması gerektiğini kaydeden Emma DeSouza, “Barış süreçlerinde medyanın bir diğer önemin de hükümetin ya da politik tarafların vermek istediği mesajları sunmasıdır. Ancak medya, aynı zamanda bu süreçlerden etkilenen, mağdur olan kişilerin gerçek hikâyelerini de aktarabilmelidir” diye konuştu.
‘Medya kuruluşlarında da güvenli alanlar inşa edilebilir’
Barışın oluşması için karşıt görüşlü medyanın bir araya gelmesi ve barışı inşa etmek için bir plan oluşturması gerektiğini kaydeden Emma DeSouza, “Medya kuruluşlarında da güvenli alanlar inşa edilebilir. Yani sadece yayın yapmak adına değil, insanların birbirleriyle iletişim kurabileceği, arka planda görüşebileceği ve güvenli ilişkiler geliştirebileceği ortamlar oluşturulabilir” diye belirtti.
Emma DeSouza, “Kuzey İrlanda örneğinde medyanın etkili bir rolü vardı. Tarafların farklı medya kuruluşlarına baktığımızda, örneğin İngiltere tarafında BBC ya da Kuzey İrlanda’daki bölgesel televizyonlarda kullanılan dil ve kelime tercihleri üzerinden bu etkiyi görmek mümkün. Ancak sonrasında bağımsız medya çok önemli bir rol oynadı ve bu farkın giderek azaldığı gözlemlendi. O dönemde sosyal medya ve yapay zekâ yoktu. Yalnızca televizyon, yazılı basın ve radyo vardı. Dolayısıyla çok farklı bir medya ortamından bahsediyoruz” şeklinde konuştu.
‘Basın barışı topluma anlatmalı’
Basının topluma barışı anlatması ile barışın inşa edilebileceğini kaydeden Emma DeSouza, “Barışın ne olduğunu anlatmak da medyanın görevleri arasındadır. Barışın hayatımızı nasıl etkilediği, sosyoekonomik açıdan insanlara nasıl dokunduğu ve ne gibi etkiler yaratabileceği anlatılmalıdır. Kısacası medya, barışın ne olduğunu anlatmanın da bir parçasıdır. Kullanılan dilin barış diline uygun olması ise barışa önemli bir katkı sağlayacaktır” dedi.
Haber: Fethi Balaman \ MA









