HTŞ’nin Suriye’deki petrol yatakları ve ticaret yollarının kontrolü noktasında ‘kullanışlı bir aparat’ olduğuna ve Colani’nin emperyalist güçlerin bölgedeki valisi konumunda olduğunu söyleyen Gazeteci Yusuf Karataş, Rojava’ya dönük saldırıları yeniden dizayn planının bir parçası olarak değerlendirdi
HTŞ, DAİŞ ve Türkiye destekli paramiliter grupların, Ocak ayının ilk günlerinde Halep’te Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı mahallelerde başlattığı saldırılar, daha sonra Demokratik Suriye Güçleri (DSG) yönetimindeki Kuzey ve Doğu Suriye kentlerine yöneldi. Bu saldırıların hedefinde ise petrol sahalarının bulunduğu Raqqa ve Dêrazor kentleri oldu.
DSG’nin iki kentten çekilmesiyle bölgedeki petrol sahalarını ele geçiren HTŞ, ilk günden 20 tankerlik ham petrolü Tartus’un Banyas kentinde bulunan Suriye Petrol Şirketi tesislerine ulaştırdı. Petrol kuyularının ele geçirilmesinin hemen ardından açıklama yapan Suriye Petrol Şirketi Başkanı Yusuf Keblavi, İngiliz şirketi Shell’in El Ömer petrol sahasından çekilmek ve payını Suriye’nin devlet şirketlerine devretmek istediğini söylerken, açıklamasında ABD’li şirketlerin Suriye’nin enerji sektörüne ilgi duyduğunu belirtti.
Gerçekleştirilen saldırıların arka planı, ilk günden itibaren enternasyonalist devrimciler, siyasetçiler ve özgür basın tarafından teşhir ediliyor. Süreci yorumlayan siyasetçiler, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarının kontrolü için HTŞ’nin stratejik bir araç olarak kullanıldığına işaret ediyor. Gazeteci Yusuf Karataş, HTŞ, DAİŞ ve Türkiye destekli grupların Rojava’ya yönelik saldırılarını, petrol yatakları ve ticaret yollarının denetimi bağlamında değerlendirdi.

HTŞ’nin Suriye’de etkin hale getirilmesinde uluslararası güçlerin ve Türkiye’nin payı olduğuna dikkat çeken Yusuf Karataş, Türkiye’nin, HTŞ’nin ABD ve İsrail’in beklentilerini karşılayacak politikalar uygulamasında teşvik edici bir rol oynadığını söyledi. Paris’te gerçekleştirilen toplantıyı hatırlatan Yusuf Karataş, şu ifadeleri kullandı:
“Geçici heyet, dış yönetim ve İsrail arasında ABD arabuluculuğunda yapılan toplantıda varılan anlaşmadan sonra Halep saldırısının geldiğini görüyoruz. Sorunu temelinden ele alacak olursak, Esad rejimi, onların Ortadoğu’da kurmak istedikleri düzenin önünde bir engeldi. ‘Direniş Ekseni’ olarak tanımlanan, İran’dan Gazze’ye kadar uzanan ve Lübnan Hizbullah’ını kapsayan hat, kritik bir bölgeydi. Suriye rejiminin sarsılması, bu eksenin kırılmasına ve ardından Haşdi Şabi, Lübnan Hizbullah’ı ve doğrudan İran’ın hedef haline gelmesine kadar uzanan bir yeniden dizaynın önünü açtı. Dolayısıyla bu durumun, bölgesel bir planın parçası olduğunu söylemek mümkün.”
‘Colani oradaki valileri konumunda’
Suriye’nin büyük bir üretici olmasa da ticaret yolları açısından kilit bir geçiş bölgesi olduğunu belirten Yusuf Karataş, “HTŞ bugün bu güçlere fazlasıyla mahkûm durumda ve kontrolü büyük oranda sağladılar. Suriye’nin artık İbrahim Anlaşmaları’na katılabileceğinden, İsrail’in Şam’da büro açabileceğinden bahsediliyor. Bir nevi Colani oradaki valileri konumunda. Ekonomik ve askeri kontrol sağlandığı oranda, kendi memurları olan bir yönetim gerçekliği ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi.
‘Mücadelenin devam etmesi, kuşatmanın kırılması bakımından kritiktir’
Rojava’da ilan edilen “15 günlük ateşkese” değinen Yusuf Karataş, bunun kamuoyu tepkileri sayesinde gerçekleştiğini ancak saldırıların bittiği anlamına gelmediğini vurguladı. Kobanê’nin hâlâ kuşatma altında olduğunu hatırlatan Yusuf Karataş, “Mücadelenin devam etmesi, kuşatmanın kırılması bakımından kritiktir. Trump, Kürtler için ‘Petrol için işbirliği yapıldı’ diyerek meseleyi tanımlıyor. Bu politikaya karşı dayanışma hayati önemdedir. ABD’nin ardından Fransa ve Almanya da sürece dahil oldu. Avrupa Birliği, demokrasi ve sekülerizm değerlerini savunduğunu iddia etse de Colani ve HTŞ yönetimiyle işbirliği halindeler. Macron, tepkiler üzerine Mazlum Abdi ile görüştü ancak bu sahaya somut bir sonuç olarak yansımadı. Colani’ye yapılan yatırımlardan kolay vazgeçmek istemiyorlar” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin Suriye’deki rolüne de değinen Yusuf Karataş, HTŞ’ye sunulan destek karşısında Türkiye’deki muhalif ve seküler kesimlerin tepki geliştirmesi gerektiğini ifade etti. Yusuf Karataş, sözlerini şöyle tamamladı:
“İçeride rejimi durdurmanın yolu, onun bölgede dayattığı politikaya karşı çıkmaktan geçiyor. Suriye Kürtlerine yönelik bu kuşatma ve saldırganlığı destekleyerek, ülke içinde barışçıl ve demokratik bir gelecek inşa edemezsiniz. Demokrasiyi savunanların bu gerçeği görerek tutum alması gerekiyor.”
Haber: Can Kırbaş \ MA









