ABD’nin bölgede radikal Sünni İslam’ı destekleyerek kaos siyaseti ile yeni çatışma merkezleri oluşturmaya çalıştığına dikkat çeken gazeteci Nihat Kaya, ‘Kürtler bir olabilirlerse güç olurlar, birlik olabilirlerse karşı duruş sergileyebilirler. Parçalı duruş Kürtleri daha da zayıflatan bir durumdur’ dedi
Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ), DAİŞ ve Türkiye’ye bağlı paramiliter yapıların Rojava’ya yönelik saldırıları, bu saldırılara karşı direniş de, tepki de devam ediyor. Çatışmalar yaşanırken, diğer taraftan diplomasi görüşmeleri de sürüyor. HTŞ ile DSG arasında Uluslararası Koalisyon Güçleri’nin arabuluculuğunda yapılan son görüşmenin ardından DSG Genel Komutanı Mazlum Ebdî ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Eşbaşkanı İlham Ehmed, Hewler’de ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barack ile Federe Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin henüz detayları açıklanmazken, Rojava’daki kazanımların korunması için ilan edilen seferberlik hali ise sürüyor.
Bölgede gelişmeleri takip eden gazeteci Nihat Nihat Kaya, yaşanan gelişmeleri ve son duruma dair konuştu.
‘DAİŞ şuan nerede?’
HTŞ’nin saldırılarına dair birçok teorinin ortaya atıldığını belirten Nihat Kaya, ancak bu teorilerin mevcut tabloyu açıklamaya yetmediğini söyledi.
Nihat Kaya, şunları belirtti:
“Görünenin çok daha ötesi söz konusu. DSG veya Kürtlerin ABD ile ortaklığı DAİŞ’e karşı mücadele ile başladı. Bu hiç bir zaman DAİŞ’e karşı ortak mücadele ve askeri bir işbirliğini aşmadı. ABD de açıkça belirtti zaten. ‘Biz bunun ötesine geçmeyeceğiz, siyasallaştırmayacağız’ diye. Hala da DAİŞ ile mücadele deniyor. Şimdi asıl mesele DAİŞ nerede şu anda? Bunu hepimiz de biliyoruz. DAİŞ şu anda Şam’da iktidarda. Bu belgelerle ortaya konuldu, gösterildi. Birçok kişinin geçmişte DAİŞ’de yer aldığı ortada. Herkes biliyor bunu. Geçen yıl Esad rejimine yönelik saldırılar başlatıldığı zaman birçok kişinin omuzunda DAİŞ armasıyla Halep’e girdiği, Lazkiye’ye yönelik saldırılarda olduğu belgelendi, bunlar bilinen şeyler. Yani şu anda DAİŞ iktidarda ve Şam’da. Peki, DAİŞ’e karşı mücadele ne oldu? Şu an ortaya çıkan tabloda bu mücadele ABD ve koalisyon için, özellikle de ABD için hiç önemli değilmiş.”
‘ABD’nin kaos siyaseti’
ABD’nin DAİŞ’lilerin tutulduğu cezaevlerine yönelik saldırılarda dahi müdahale etmediğini, en son Iraklı DAİŞ’lileri Irak’ın almak zorunda kaldığını hatırlatan Nihat Kaya, şöyle devam etti:
“Irak niye götürmek istiyor? Irak kendinden korkuyor. Çünkü; ‘bunlar bırakıldığı zaman bize saldıracak’ diyor. Geçmişle bir intikam durumuna dönüşüyor. Kürtlerin de korkusu budur. Bunlar bırakıldığı zaman geçmişin intikamını alacaklar. Bunun endişesini yaşıyorlar. Burada kafa karışıklığı yaratan sorun şudur; DAİŞ ile ABD ilişkisi nedir? ABD neden bunları böyle meşrulaştırdı. Başına 20 milyon dolar para koymuştu Colani’nin. Birden ismini Ahmet Eş-Şara yaptı. Bunu bir tarafa bırakalım. Birkaç yıl önce Taliban’ı, 11 Eylül saldırısından dolayı Afganistan’da vurdular. Afganistan’ı yerle bir ettiler. Sonra Afganistan’ı Taliban’a bıraktılar. Neden Kürtler desteklendi? DAİŞ yok edildi. Kürtler, DAİŞ ve radikal İslamcılar çatıştırıldı. Şimdi neden yeniden tersinden yapılıp HTŞ desteklenerek, Kürtlere ve diğerlerine saldırıp destekleniyor? Afganistan’da da benzeri yapılıyor. Dünyanın her tarafında bu yapılıyor zaten. Küçük gruplardan birini destekleyip diğerlerine karşı kışkırtmak, bu şekilde birbirine kırdırma. Afrika’nın hemen hemen her tarafında Somali’de, Nijerya’da öyle oluyor. Birini destekleyip diğerine kırdırma. Dünyanın tamamında neredeyse böylesi bir siyaset izleniyor. Bu şöylesi bir düşünceyi doğuruyor. Kaos teorisi, kaos siyaseti. Özellikle ABD kaos yaratarak hükmünü sürdürme, iktidarını sürdürmek istiyor. Böylesi bir siyaset, yeni bir siyasi oluşum yaratmaya çalışıyor.”
‘Kaos Türkiye’ye sıçrayacak’
Suriye, Venezuela, Ukrayna, Afganistan ve daha birçok yerde yaşananlarda sermayenin etkisine dikkat çeken Nihat Kaya, “Siyaset içerisinde hani hep derler ya sermaye istikrarı sever. Şu an gelinen aşamada tam tersi olmuş. Sermaye kaosu seviyor. İstikrar sermayenin zayıf düşmesine neden oluyor. Niye çünkü sermayenin en fazla getirisi olan silah sanayisi ve teknolojidir. Şu an teknoloji ve silah sanayisinin en fazla kar yarattığı şey savaştır. Askeri teknolojidir. Bunu nerede yapacak? Sürekli toplumları birbirine kırdırarak, sürekli çatıştırarak. Böylece bir çatışma ortamı yaratmak. Bu şekilde bir taraftan kaosu derinleştirme, diğer taraftan farklı oluşumları sürekli zayıf tutmak. İran biraz başını kaldırdı. O da zayıflasın. Irak zayıflasın. Mısır zayıflasın. Bu kaos durumu Türkiye’ye de sıçrayacak” dedi.
Rojava’daki saldırıların Arap-Kürt çatışmasına doğru ilerlediğini söyleyen Nihat Kaya, Suriye için asıl tehlikenin burada olduğuna dikkat çekti. Suriye’nin demografik yapısının Irak’a benzemediğini, Kürtlerle Arapların iç içe yaşadığını belirten Nihat Kaya, milliyetçi duyguların devam etmesi durumunda bu durumun riskli olduğunu, “soykırım saldırılarına” kadar varabileceğini dile getirdi.
Koalisyon ile ABD’nin de bunu gördüğünü ve radikal Sünni İslam’ı destekleyerek, bölgede yeni çatışma merkezleri oluşturmaya çalıştığına dikkati çeken Nihat Kaya, “Bu şekilde radikal Şii’ye karşı harekete geçirmeye çalışıyorlar. Colani ve HTŞ bunun için Haşdi-Şabi’ye karşı, Irak’a karşı savaşmaya da hazır. Ciddi bir Sünni ve Şii radikalizmi arasında bir çatışma ortamı yaratılmaya çalışılıyor. Bu kaos teorisiyle de bir taraftan etnik çatışma diğer taraftan mezhepsel çatışmayla bölgedeki kaosu çok daha derinleştirme planları yürütülüyor. Bölge çok daha büyük bir tehlikenin, çok daha büyük kaosun içine doğru gidiyor” diye belirtti.
‘Küresel karşı duruş sergilenmeli’
Yaşananlardan çıkış yolunun sadece Kürtlerle olmasının mümkün olmadığını söyleyen Nihat Kaya, bunun küresel bir karşı duruşla mümkün olduğunun altını çizdi. Dünyanın henüz olayın farkında olmadığına dikkati çeken Nihat Kaya, “Çünkü saldırı küresel. Bunun karşısındaki duruş da küresel bir karşı duruş olmalı. Bu konuda halen bir ortaklaşma yok. Çoğumuz; bizden uzak olanı izliyoruz ama bizden uzak olan da artık bizi ilgilendiriyor. Çünkü dünya küreselleştikçe mesafeler kısaldıkça her şeyimiz ortaklaşıyor. Bu nedenle Türkiye’ye de sıçrayacak. Herkes Kürt sorunu diye tahmin yürütüyor. Sorun Kürt sorunu değil bence. Çünkü Trump’ın bir Kürt sorunu yok. Kürtlerle bir derdi yok. Trump sermayeyi geliştirmek istiyor. Bölgede kaosu derinleştirmek istiyor. Buna eski ulus devletçi anlayışla karşı koyamaz Türkiye. O ulus devletçi anlayışı kırması lazım” dedi.
‘Kürtler direniyor’
Rojava’da şu an halkın silahlanıp sokak sokak nöbet tuttuğunu belirten Nihat Kaya, şöyle devam etti:
“Özellikle Kürt bölgelerinde hemen hemen herkes kendi sokağını tutar durumda. Çünkü Kobanê özgürlüğünde 2014’teki gibi Türkiye’ye gidebilmenin şeyi yok. Ya ölecek ya direnecek. Direnmek zorunda, başka gidecek bir yeri kalmamış. Ondan dolayı şu an Kobanê’de ateşkesten kaynaklı olarak çok büyük çatışma yok. Halk bir bekleyiş içerisinde. Artık Araplara karşı güvensizlik var ve bu sokak başlarını tutmalarına neden oluyor. Herkes kendi güvenliğini sağlıyor. DSG güçleri de dış cepheyi tutuyor. Ateşkesin durumuna bağlı olarak nasıl olur, o biraz ateşkesin sonucuyla birlikte daha çok belli olacak. Fakat ateşkesin kabul edilmesi durumunda bile çatışmaların durabileceğini düşünmüyorum. Hatta ateşkesin hayat bulmama ihtimali de söz konusu. Çünkü sürekli yeni şartlar sunarak, Kürtleri, bölgeyi teslim almak istiyorlar. İnsanlar da kaçış yolu olmadığı için direnmek zorunda olduklarını biliyorlar.
Türkiye bir piyon
Türkiye bu işin içerisinde sadece bir piyon. Uzun süredir devam eden bir konsept vardı. Bu sürdürülüyor. Türkiye’nin bu konsept içerisindeki yeri daha fazla kendi öncelikleri olan, özellikle de Kürt karşıtlığı temelindeki şeyi bu konseptin içerisine yedirmek, bunun karşısında gerekirse bazı tavizler almak. Bu sürecin esas yürütücüsü, planlayıcısı Britanya ve İsrail’dir. Türkiye’de İbrahimi Anlaşma’ya önemli oranda onay vermiş. Kürtleri yok etmek karşısında onay vermiş olabilirler. Ama Doğu Akdeniz’de geri adım attılar. Kıbrıs tehdidini gördüler. Libya heyetine saldırıyı gördüler. Suriye’nin güneyinin İsrail’e terk edilmesini kabul ettiler. Evet, Kürtler burada bastırılıp, soykırımdan da geçirilebilir. Ama büyük plan bunun daha ötesinde. Büyük plan, bölgenin tamamında kaos yaratarak, bölgeyi kontrol altında tutma, bölgeyi küresel sermaye güçlerinin kontrolü altında tutmadır. Sorun Kürtleri kullanarak Türkiye’ye karşı bir şey yapmak değil. Kürtler olmasa da Türkiye’ye bir yönelim olacak. Çünkü plan öyle işliyor, kaos yaratarak. Türkiye; Kürtleri yanına alırsa daha fazla direnç gösterebilir. Daha fazla örgütlenebilir. Böylesi bir birliktelik zaten bu saldırılar karşısında bir direnç oluşturabilir. Kürtler üzerinden Suriye siyasetinde etkili olabilecekken, tam tersine Kürtleri yok ederek Suriye siyasetinde küreselleşeceklerini, bölgesel güç olacaklarını düşünüyorlar. Bu bir yanılgıdır. Bu siyasetin sonu Türkiye’ye dönecek. Türkiye’ye daha fazla zarar verecek. Türkiye’yi daha fazla savunmasız hale getiren bir yaklaşım var.
Kürtler birlikte hareket etmeli
Kürtlerinde birlikte hareket etmeleri gerekiyor. Çünkü parçalanmaları durumunda farklı kesimlerle savaştırılmaya zorlanacaklar. Kürtleri, İran ile savaştırma gibi bir arayış söz konusu. Yani Kürtleri bir biçimiyle başkasına saldırtma, başkasıyla savaştırma. Ama ‘Kürt kendisi olarak nasıl var olacak’ bunun tartışmasını kimse yürütmüyor. Türkiye’de yürütmüyor, ABD’de yürütmüyor. Türkiye hesabına geldi mi Mesut Barzani’yi Saray’da ağırlıyor, hesabına gelmedi mi bir ‘aşiret reisi’ diye aşağılıyor.
Oluşan hava heyecan yaratıyor
Kürtler bir olabilirlerse güç olurlar, birlik olabilirlerse karşı duruş sergileyebilirler. Parçalı duruş Kürtleri daha da zayıflatan bir durumdur. Bu son günlerde ortaya çıkan hava ve iklim Kürtler açısından olumlu bir şeyi estiriyor ancak yıllarca bu yanılgıya da gittik geldik yani bir gel git yaşadık, umutlandık, son bir anda umutlarımız boşa çıkıyordu. İnşallah bu sefer öyle değildir. Olumlu bir hava esiyor birlik anlamında. Rojava’da kaybedilse bile, Güney Kürdistan’da kaybedilse bile birlik olurlarsa kazanımlarını yeniden yaratabilirler. Ama birlik olamazlarsa olan kazanımlarını da koruyamazlar. Rojava’da şu andaki saldırılar bir yıl önceki parçalı duruşun çok derin olmasından kaynaklıydı. Rojava’dan sonra sıra Federe Kürdistan’a gelecektir. Bu birlik Kürtler açısından önemli. Bu son günlerde oluşan havanın sürdürülmesi Rojava’da şu anda mevzilerinde bulunan insanlara, halkta da büyük bir umut ve heyecan yaratıyor. En azından kardeşlerinin, en azından dışarıdan insanların onların desteklediğini bilmeleri heyecan yaratıyor. Bu tür eylemlikler, bu tür destekler sürerse, buradaki insanların direniş ruhunun daha da artacağını düşünüyorum. Bu yönlü tüm Kürtlerin, tüm demokrasi yanlılarının bu mücadeleyi desteklemeleri gerektiği düşüncesindeyim.”
Haber: Ahmet Kanbal / MA









