Halen tutuklu olan gazeteci arkadaşımız Öznur Değer, sürgün edildiği Erzincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden gönderdiği 16 Mart 2025 tarihli mektubunda şöyle diyor: “Bu defa tutuklanışım benim açımdan biraz zorlayıcı oldu. Fiziksel baskının yanı sıra, ciddi bir psikolojik işkence ile karşı karşıya kaldım. Gözaltı anından cezaevine getirilme anına kadar da sürdü bu işkence hali. Zaten evin basılma biçiminden tutalım, gözaltına alınma şekline ve tutuklama kararına kadar sistematik çerçevede süren işkence boyutu, durumun bir intikam operasyonu olduğunu gözler önüne seriyordu.
Midyat’ın intikamını bir şekilde alacaklardı. O nedenle böylesi bir muameleyi, işkence halini beklemiyordum da diyemem. Bir ‘öç alma’nın ötesinde hukukla izah edilecek bir durum yok. Bir kadının, bir gazetecinin, üniformaya sığınan ahlâksızlığına verdiği haklı tepkinin sonucu tüm bunlar. Elbette ülkede süren baskı sarmalından bir şekilde nasiplenmemek Özgür Basın olarak mümkün değil sanırım.
İddianamem hazırlanmış ve Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmiş. Elbette iddianame demeye bin şahit gerek. X hesabımdaki paylaşımlardan iddianame hazırlamaya çalışmışlar. Hatta iddianame yerine polis fezlekesi demek daha doğru olur. Talimatla tutuklama veren yargıçların vicdanı belki sızlamayabilir ama hukuk dışı bir dosyada yargılama yapacak heyete de sabırlar diliyorum. İlk duruşmam 22 Mayıs 2025 günü yapılacak, duymuşsunuzdur herhalde.
Genel olarak durumum iyi. Oldukça moralliyim. Süreci iyi değerlendirmeye çalışıyorum. Daha çok okuma şansım oluyor. Mardin’de kısa bir süre kaldıktan sonra, burada arkadaşlarla birlikte olmak bana ilaç gibi geldi. Onun dışında cezaevi bir öncekini aratır noktada. Burası sanırım ilk yüksek güvenlikli kadın cezaevi. Bu durum, çok yaygın hak ihlallerini beraberinde getiriyor. İletişim yok denecek kadar az. Sohbet hakkımızı kullanamıyoruz. Tek etkinlik saz kursu. Ona da sadece 6-7 kişi çıkabiliyor…”
* * *
Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulmakta olan kadim mahpuslardan Bêhrûz Şûcayî, 10 Mart 2025 tarihli mektubunda 8 Mart ve Newroz Bayramını kutladıktan sonra şöyle yazıyor: “Size epeydir yazamadık, bir selam yollayamadık ve hatırınızı soramadık. Sizi unuttuğumuzdan değil, size iş çıkarmak ve değerli zamanınızı almak istemediğimizdendir.
Ama her şeye rağmen sağlık ve diğer durumlarınızın iyi olmasını dileriz. Bizim durumlarımızı merak ediyorsanız, ne çok iyi ne de çok kötüdür diyebilirim. Aslında düzenli paylaşmalıydım; sizleri düzenli bilgilendirmeyip, sizi merakta bırakmak bizi mahcup ediyor. İleride belki daha detaylı paylaşımlarda bulunacağım.
Gazetemizi alamıyor oluşumuz yüzünden Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştum. Başvurum ‘dayanaksız’ olduğu için reddedildi. BİK’ten ilan almıyor oluşunuz yüzünden, bize gazetemiz verilmiyor oluşu yasalmış. Burada dergileri okumak için de, idare üzerinden abone olmamız isteniyor.
Böylece Demokratik Modernite ve Dilop dergilerine abone olduk. Dilop dergisini bize vermeye başladılar; ancak henüz Eğitim Kurulu’nun denetiminde bulunan Demokratik Modernite dergisini göremedik. Onu da alabilirsek iyi olacak. Destar isimli dergi de Bakanlığa sorulmuş.
Bize alıp-okuyabileceğimiz dergi isimleri ve adresleri gerekli. Onları da okumak için idare üzerinden abone olmak istiyoruz çünkü. Sonsuz sevgi ve saygılarımla…”
Okurlarımız kendi okudukları kitaplardan Behruz Şucayi’ye gönderebilir. Adres şöyle: Behruz Şucayi / Yüksek Güvenlikli Cezaevi / BURDUR
* * *
Adana-Kürkçüler F Tipi Cezaevi’nde tutulmakta olan kadim mahpuslardan Zeki Kayar, Adil Okay’a gönderdiği mektubunda şöyle diyor: “İnfazımın yakılması konusunda Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve tüm ilgili mercilere yaptığım başvurudan şimdiye kadar olumlu bir cevap almış değilim. 5 Ocak 2025 tarihinden sonra her iki dosyamdan da cezam tamamlanmış olur, ondan sonra ‘infaz’ süresinden yatmış olurum.
Bazen bir gazeteci bir ifadeye çağrılıyor ya da birkaç gün cezaevinde kalıyor, günlerce birçok basın-yayın organı üzerinde durup teşhir ediyorlar. En son Özlem Gürses örneğinde böyle oldu. “Ev hapsi” aldı diye birçok “muhalefet” partisi peş peşe açıklama yapıyorlar, tamam yapsınlar, tepki göstersinler, demokrasi için kim ne yaparsa yerindedir ama ben tek bir makaleden dolayı (yarım sayfalık bir makaleden) tam yedi buçuk (7,5) yıl ceza almışım, şu an o cezayı yatıyorum, sizin gibi birkaç değerli aydın-yazarı istisna tutarsak, kimseden bir söz duymadım, samimi olmadıklarını düşünüyorum.
Eğer amaç, “basın-ifade özgürlüğü” ise “en ağır” ceza alan kişiyi gündemleştirmeleri gerekmiyor mu sizce? Ki, şu an Türkiye’de tek bir yazıdan dolayı yedi buçuk yıl ceza alıp, 30 yıldan sonra kesintisiz o cezayı da yatan sadece ben varım. İbretlik bir örnektir gerçekten. Bu örneğe dikkat çekmek artık sizin ve toplumun gerçek vicdanı olan sizin gibi değerli aydın-yazarların görevidir. Size güvenim tamdır.”
* * *
Burhaniye T Tipi cezaevinden 4 arkadaş (Hayrettin Adak, Mahsum Arslan, Faruk Taştan ve Muhammed Ahmed) mart ayı başında Samsun-Çarşamba S Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sürgün edildi. Bu mahpuslara cezaevinin girişinde çıplak arama dayatıldı. Ancak onlar bunu kabul etmediler ve gardiyanlarla aralarında sözlü sürtüşme oldu.
Bunlara daha sonra gardiyanlara hakaretten soruşturma açılmış ve 1 ay disiplin cezası verilmiş. Ayrıca geçen Newroz Bayramı’nda da kaldıkları 3 kişilik koğuşlarında halay çekip Newrozu kutlamışlar. Yine haklarında soruşturma açılmış. Gerekçe ise örgüt propagandası. Bu sefer hücre cezası verilme ihtimali var. Soruşturma devam ediyor. İfadelerini verdiler. Amaçlarının sadece Newrozu kutlamak olduğunu söylemişler.
Bu cezaevi yeni açıldı ve birçok yerden mahpuslar oraya sürgün gönderilmeye başlandı. Çok ciddi baskılar var. Mahpuslar cezalarla yıldırılmaya çalışılıyor. Mahpuslar arasında iletişim yok. Koğuşlar birbirinden uzak bu yüzden kaç siyasi mahpusun bulunduğu belli değil.
MEKTUBU GELENLER:
Öznur Değer – Erzincan Kadın Kapalı Cezaevi
Hakan Gökcan – Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi
Bêhrûz Şûcayî – Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevi
Hayrettin Adak – Çarşamba S Tipi Cezaevi
Zeki Kayar – Kürkçüler F Tipi Cezaevi