• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
12 Mart 2026 Perşembe
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Emek-Ekonomi

Gelir sorunu değil bir sistem sorunu: Kadın yoksulluğu

12 Mart 2026 Perşembe - 00:00
Kategori: Emek-Ekonomi, Kadın, Manşet
  • Kadın yoksulluğunun kapitalizmle birlikte aynı zamanda toplumsal cinsiyet normlarıyla daha derin yaşanması, kadınların hem yoksulluk deneyimlerini daha derin yaşaması hem de çalışıyor olsalar bile, ücretli emeğin karşılığının daha düşük olmasından kaynaklı ayrı ele almak gerekiyor
  • Kadınlar dünyanın her yerinde yoksul ama özellikle Kürdistan ve Ortadoğu gibi feodal yapının hâkim olduğu kadının geleneksel yaşam çerçevesinde yaşamını sürdürdüğü toplumlarda kadına biçilen rol ev içindeki etkinlikler ev alanı içindedir
  •  Kadın kurumlarının temel hedefi de bu işi çok ciddi bir şekilde desteklemektir. Yani kadınlarla temas kurmak, kadınlarla birebir görüşmek, kadındaki o zihniyet değişimi sağlanıncaya kadar ilgilenmektir. Tüm bu hak ihlallerine, kadın yoksulluğuna karşı sistem bu yönde inşa edilmelidir

Şirin Bayık

Kadın yoksulluğu kavramı, yalnızca gelir eksikliği üzerinden tanımlanan geleneksel yoksulluk anlayışının ötesine geçerek, toplumsal cinsiyet eşitsizliği perspektifiyle ele alınan bir tartışma alanı olarak gelişti. Akademik literatürde yapılan çalışmalar, yoksulluğun salt ekonomik göstergelerle ölçülmesinin kadınların gerçek yaşam deneyimlerini görünmez kıldığını ortaya koyuyor.

Sosyal politika araştırmacısı Mary Daly’nin 1992 tarihli çalışması, yoksulluk araştırmalarının uzun yıllar boyunca kadınların özgül koşullarını yeterince analiz etmediğini ortaya koyarak bu eksikliğe dikkat çekti. Daly, kadın yoksulluğunu anlamak için farklı metodolojik yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Feminist ekonomi alanının önemli isimlerinden Marilyn Waring ise ulusal hesaplama sistemlerinin kadınların ücretsiz bakım emeğini görünmez kıldığını belirterek, ekonominin ölçülme biçiminin dahi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden ürettiğini ortaya koydu. Politika alanına da yansıyan kadın yoksulluğu, 1995 yılında Dünya Kadın Konferansı Eylem Planı’nda ‘yoksulluğun kadınlaşması’ ifadesi ile yer buldu.

Kadın yoksulluğunun tarihsel arka planı

Kadın yoksulluğuna dair gazetemize konuşan ve kadınların yaşadığı ekonomik eşitsizliğin tarihsel kökenlerine dikkat çeken Ekmek ve Gül yazarı Songül Argünağa, kadın yoksulluğunun yalnızca güncel ekonomik koşullarla değil, tarihsel üretim ilişkileriyle de bağlantılı olduğunu söyledi. Argünağa, kadınların eşitsiz konumunun biyolojik değil toplumsal ve ekonomik süreçlerin sonucu olduğunu belirterek, “Kadınlar bugün eşitsiz bir konumdaysa bunun sebebi kadınların biyolojik cinsiyetiyle ya da fıtratıyla ilgili değil. Bunun bir ekonomi politiği var. Özel mülkiyetin doğuşuyla birlikte, tarımsal üretime geçişle birlikte üretim araçları, miras hakkı ve soyun devamlılığı erkekler lehine ilerlemeye başladı. Böylece kadınlar tarihsel olarak eşitsiz bir konuma yerleşti” dedi.

Kapitalizmle birlikte kadınların hukuki olarak bazı eşit haklara sahip görünse de bunun çoğu zaman biçimsel bir eşitlik olduğunu ifade eden Argünağa, kadınların üretim ve mülkiyet ilişkilerinde hâlâ dezavantajlı konumda olduğunu dile getirerek, “Kapitalizmle birlikte kadının kâğıt üzerinde eşitliği, hukuk önünde eşitliği, miras hakkından eşit pay sahibi olma gibi kâğıt üzerinde bir eşitlik görülüyor ya da işte ücretli emeğini satma noktasında yine erkek emekçilerle kadın emekçiler arasında bir fark yok gibi görünüyor. Ama bunların tamamı gerçek bir eşitlik değil, biçimsel eşitlik biçimleri. Her ne kadar kadınlar kâğıt üzerinde hem çalışma hakkına, hem mülkiyet edinme hakkına, hem diğer birçok hakka erkeklerle eş düzeyde sahip olma hakkına sahipken bu olanakları, bu imkânları değerlendirme noktasında tabii ki bu tarihsel olarak eşitsiz konumda olmalarından kaynaklı bugün hala devam eden ve derinleşen bir yerde. Mülkiyet hala erkek üzerinden devam ediyor” diye konuştu.

 ‘Kadınlar ucuz iş gücü olarak görülüyor’

Kadın yoksulluğunun genel yoksulluktan ayrı ele alınması gerektiğini belirten Argünağa, kadınların hem kapitalist üretim ilişkileri hem de toplumsal cinsiyet normları nedeniyle daha derin bir yoksulluk yaşadığını söyledi. Argünağa, kadınların iş piyasasında çoğu zaman düşük ücretli ve emeğin yoğun olduğu sektörlerde çalıştırıldığını belirterek, “Kadın yoksulluğunun kapitalizmle birlikte aynı zamanda toplumsal cinsiyet normlarıyla daha derin yaşanması, kadınların hem yoksulluk deneyimlerini daha derin yaşaması hem de çalışıyor olsalar bile, ücretli emeğin karşılığının daha düşük olmasından kaynaklı ayrı ele almak gerekiyor. Kadınlar iş piyasası içerisinde ucuz iş gücü olarak görülüyor. Çalışma koşulları, kadın olmalarından kaynaklı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de bu üretim ilişkisinin derinleşmesinden kaynaklı daha derin bir yoksulluk yaşıyorlar. Esnek çalışıyorlar, uzun saatler çalışıyorlar, aynı zamanda ev içi emekten kaynaklı bir kapasite yoksulluğu ve zaman yoksulluğu da yaşıyorlar. O yüzden kadın yoksulluğunu genel yoksulluk sebepleriyle birlikte özel ve ayrı olarak ele almanın tanımlama açısından ve mücadele yöntemleri geliştirme açısından daha önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Yoksulluk yalnızca gelir meselesi değil

Argünağa’ya göre kadın yoksulluğu yalnızca düşük gelirle açıklanabilecek bir durum değil. Kadınlar gelir elde etse bile bu geliri kullanma, eğitime erişme ve yaşamlarını geliştirme imkânları çoğu zaman sınırlı kalıyor. Argünağa, bu konuda şöyle dedi: “Kadın gelir elde etse dahi bu geliri kullanma imkânı oldukça kısıtlı. Eğitime erişimi ve kapasitesini geliştirme olanakları daha sınırlı. Hane içinde barınma, gıda ve yaşamın sürdürülebilmesi gibi sorumlulukların büyük kısmı kadınların üzerinde oluyor. Bu nedenle kadınlar yoksulluğu erkeklere kıyasla çok daha derin yaşıyor.”

‘Kadın yoksulluğuyla mücadele sistemsel bir mesele’

Argünağa, son olarak tüm bunlarla birlikte genel yoksulluk ile kadın yoksulluğu ile mücadele hatlarının da farklığına dikkat çekti. Argünağa, “Kadın yoksulluğuyla mücadele çok sistemsel bir mesele. Nasıl ki işte bu toplumsal tarihten bağımsız düşünülmüyorsa yoksullukla mücadeleyi de bu toplumsal değişim ve dönüşümden bağımsız düşünemeyiz. Evet bazı yapılması gereken şeyler var. Sosyal desteklerin artması, kadın iş gücünün değerlenmesi, eşit işe eşit ücret verilmesi, devletin ve yerelin sosyal yardım politikaları, bunlar yapılması gereken şeyler ya da işte kreş açma, hasta bakım evleri, yaşlı yaşlı bakım evleri gibi ev içerisinde kadına yüklenen görünmeyen emeğin toplumsallaşması ve bunların karşılanması yapılması gereken şeyler. Ancak bunlar tek başına çözüm üretme noktasında bir yanılsama da getiriyor aynı zamanda. Yani bunu çok sistemsel bir şekilde ele almak gerekiyor ve toplumsal dönüşümle birlikte üretim ilişkilerinin değişimi ile birlikte o üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin giderilmesi ile ancak yoksulluk ve kadın yoksullaşmasının tamamen çözüme kavuşması mümkün olabilir” şeklinde konuştu.

‘Kürt kadınlar çok katmanlı yoksulluk yaşıyor’

Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Suzan İşbilen ise, kadın yoksulluğunun Kürt kadınları açısından farklı boyutlar taşıdığına dikkat çekerek, Kürdistan’da özel savaş politikaları ile karşı karşıya olduklarını dile getirdi. İşbilen, “Kadın yoksulluğun temeline dair hepimiz biliyoruz ki toplumsal cinsiyet rolleri kapsamında kadının çalışma koşullarının olmamasıdır. Dünya Çalışma Örgütü de kadının işe ulaşmasını engelleyen nedenlerin başında toplumsal cinsiyet olguları olduğunu çok net bir şekilde vurguluyor” dedi.

İşbilen, devamında şöyle konuştu: “Kadınlar dünyanın her yerinde yoksul ama özellikle Kürdistan ve Ortadoğu gibi feodal yapının hâkim olduğu kadının geleneksel yaşam çerçevesinde yaşamını sürdürdüğü toplumlarda kadına biçilen rol ev içindeki etkinlikler ev alanı içindedir. Sadece ev içi işler kadına reva görülen işler içerisinde yer alıyor. Bu işlerin de karşılığı ekonomik karşılığı olmadığı için görünmeyen emek olarak değerlendiriyoruz. Örneğin bir iş eğer karşılığında bir ekonomik gelir edemiyorsa o işin niteliğinin hiçbir önemi yok. Önemli olan çalıştığın işten ekonomik kazanç elde etmektir. Ve bu ekonomik kazanç toplumda, aile içinde, yaşamda da kadına hani özgürleştirmez demiyorum ama ayrıcalık tanınmasına da yol açıyor.”

İşbilen ayrıca Kürdistan’da 50 yılı aşkındır süren bir savaş durumunun olduğuna da dikkat çekerek, “Bu çatışma durumunda özel savaş olarak adlandırdığımız çatışma durumunun yarattığı bazı özel devlet politikaları gelişti. Yani bu sadece Türkiye’deki devletin yaptığı bir uygulama değil. Bütün savaşlarda taraflardan biri yenemediği gücü böyle özel savaş yöntemleriyle zihinsel yapısı üzerinde tahribat yaratarak toplum dışında bırakmaya çalışıyor. Kürdistan’da da hem Kürt gençleri hem Kürt kadınları özel savaş politikalarıyla düşürülerek tamamen toplum dışı bırakılıyor ve ekonomik anlamda da o kadar zor duruma düşüyor ki her şeyi kabul edecek bir noktaya geliyor. Bu vesileyle yoksullaşan kadın doğal olarak devletin politikaları doğrultusunda hem fuhuşa bulaşır hem uyuşturucuya bulaşır hem çok rahat bir şekilde ajanlaştırma durumunu da yaşayabilir. Çünkü ekonomik olarak çok mağdurdur, muhtaçtır. Ayrıca sanki bunun sebebi devlet değilmiş gibi devlet kendini kurtarıcı olarak gösterip sosyal politikalar adı altında 3-5 kuruşla kadınları hem özgürleşme mücadelesinden uzak tutuyor hem de Kürtlerin zaten yıllardır inkar ve imha siyasetinin bir boyutu da bu şekilde hayata geçiriyor” değerlendirmesi yaptı.

Sosyal ve politik yoksulluk

Kürdistan’da farklı yoksulluk hallerinin ortaya çıktığına dikkat çeken İşbilen, bunun başında sosyal yaşam yoksulluğu ve politik yoksulluğa işaret etti. İşbilen, “Kadına biçilen rol, evde dört duvar arasında çocukları ve eşini, bakım ve ihtiyaçlarını karşılama yönünde olduğu için kadın hiçbir şekilde sosyal yaşama katılamıyor. Sosyal yaşama katılamayan bir kadını doğal olarak siyasi alanda da göremezsiniz. Yani kadın bir bütünen her şeyden mahrum bırakılıyor. Dikkat ederseniz iktidarın da bu yönlü çabası oldukça fazla. Özellikle bu ‘Aile Yılı’ kavramıyla kadını aile içine hapsedip kadını tamamen toplumsal, siyasal, sosyal alanların tümünden izole etmek hedefleniyor. Kadın yoksulluğu bu yönüyle de karşımıza çıkıyor” dedi.

İktidar normalleştiriyor

Öte yandan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele yöntemlerine ilişkin hali hazırda son 40-50 yılda ciddi bir ilerleme sağlandığını söyleyen İşbilen, bu mücadele ile belirli kazanımların elde edildiğini belirtti. Ancak mücadelenin devamlılığının kadın yoksulluğuna karşı, kadın haklarının ihlaline karşı hala kritik bir öneme sahip olduğunu belirten İşbilen, “Yol ve yöntemlere baktığımızda yapılması gereken en temel şey gerçek anlamda bu toplumsal cinsiyet olgusunun tamamen zihinlerden silinmesi. Yasal değişikliklerle bu iş çözülmüyor. Kimi değişiklikler yapılsa da bir bakıyorsunuz zihniyet buna uygun olmadığı için tekrar eski bir şekilde yürütülüyor. Artık eğitim yoluyla; yani ilkokuldan başlayarak toplumda kadın ve erkeğe ayrı ayrı biçilen roller ve bu roller doğrultusunda birbirine yabancılaştırılan iki cinsin birlikte ortak üreteceği bir yaşam modeli olmak zorunda. Nasıl ki bize öğretildiği gibi ‘anne çamaşır yıkar, baba dışarıda çalışır’ algısının yerine ‘her ikisi de ortak üretir, her ikisi de ortak tüketir’ anlayışının hakim olacağı bir eğitim sistemi getirilmeli. Bununla birlikte televizyon çok önemli bir etkendir. Zaten bu cinsiyet rollerini pekiştiren televizyon kanallarıdır. Dizilerle, gündüz kuşağı programlarıyla vs. sürekli ‘kadın evdedir, iyi yemek yapar, iyi çamaşır yıkar, iyi bir annedir’ rolü o kadar pekiştiriliyor ki insanlar buna özeniyor. Ama bunun tersi bir yaşam, bir algı oluşturulmalı. Dediğim gibi bu eğitim sistemi çok önemlidir. Bir bütünen iktidar bunu bu şekliyle yapmalı ama bunun dışında da kadın da bilinçlenmeli ve örgütlenmelidir. Kadın kurumlarının temel hedefi de bu işi çok ciddi bir şekilde desteklemektir. Yani kadınlarla temas kurmak, kadınlarla birebir görüşmek, kadındaki o zihniyet değişimi sağlanıncaya kadar ilgilenmektir. Tüm bu hak ihlallerine, kadın yoksulluğuna karşı sistem bu yönde inşa edilmelidir” dedi.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Ezber hayatı karşılar mı?

Sonraki Haber

Birlikte düşünmeye davet yazısı

Sonraki Haber

Birlikte düşünmeye davet yazısı

SON HABERLER

Partisinden Salih Müslim’e veda mesajı: Mücadelesini sürdürmeye söz veriyoruz

Yazar: Yeni Yaşam
12 Mart 2026

Salih Müslim hayatını kaybetti

Yazar: Yeni Yaşam
12 Mart 2026

İran Savaşı’nda İngiltere’nin rolü

Yazar: Yeni Yaşam
12 Mart 2026

Birlikte düşünmeye davet yazısı

Yazar: Yeni Yaşam
12 Mart 2026

Gelir sorunu değil bir sistem sorunu: Kadın yoksulluğu

Yazar: Yeni Yaşam
12 Mart 2026

Ezber hayatı karşılar mı?

Yazar: Yeni Yaşam
12 Mart 2026

Ezberler bozulmalı şablonlar kırılmalı

Yazar: Yeni Yaşam
12 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır