Eşbaşkanlık modeline dair konuşan Êlih Belediye Eşbaşkanı Gülistan Sönük, ‘Erkek anlayışı yönetimi bir iktidar alanı olarak görebiliyor. Artık o iktidar alanına da müdahale edildi. Bir mekanizma var artık. Ve kadının olduğu yerde kolektivizm söz konusu’ dedi
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) geldiği siyasi gelenek hem genel siyasette hem de yerelde eşbaşkanlık modelini ilk uygulayan gelenek. Eşbaşkanlık ya da eş temsiliyet, kadınların köklü ve uzun soluklu mücadelesinin sonucu ilk kez yerel yönetimler alanında uygulamaya konuldu.
DEM Parti’nin geldiği siyasi gelenek, 2014 yılında 102 belediyesinin 96’sında eşbaşkanlık sistemini hayata geçirdi. Bu mücadele sonucu siyasi partilerde eşbaşkanlık sistemi 2013 yılında yasal güvenceye kavuştu.
2016 yılından sonra diğer alanlarda olduğu gibi bu model de hedef alınmaya başlandı. 11 Eylül 2016 tarihinden 25 Mart 2017 tarihine kadar 95 DBP’li belediyeye kayyım atandı. Eşbaşkanlık modeli bazı yerlerde kayyıma gerekçe yapıldı.
Ancak tüm saldırılara karşı modelden geri adım atılmadı. DEM Parti, 31 Mart 2024 tarihinde de tüm belediyelerde eşbaşkanlık sistemiyle seçime girdi.
Gülistan Sönük, kamuoyunun yakından tanıdığı Kürt siyasetçilerden biri. Êlih’e yerel seçimler öncesi yapılan ön seçimlerde birinci çıkmıştı.
Gülistan Sönük ile birlikte ön seçimde seçilen erkek eşbaşkan, “eşbaşkanlığa karşı tutum almak” gerekçesiyle partiden ihraç edilmişti. Yapılan seçimlerde Gülistan Sönük en yüksek oy oranıyla belediye eşbaşkanlığına seçilmişti. Ardından yerine kayyım atanmıştı. Gülistan Sönük eşbaşkanlığa dair soruları yanıtladı.

- Eşbaşkanlık ya da eş temsiliyet, kadınların uzun soluklu mücadelesinin sonucunda uygulamaya konuldu. “Mor çizgi” olarak görülen model siyasetin rengini nasıl değişirdi?
Kürt kadın hareketinden önce Türkiye’de siyasette kadının rengi yoktu. Kadının renginin olmadığı bir siyaset bugün içinde bulunduğumuz toplumsal çürümeyi beraberinde getirdi. Yine savaş siyasetini, inkarı beraberinde getirdi. Ama kadınlar ciddi bir mücadele verdiler. Bazen hayatlarıyla bunun bedelini verdiler. Hapisle bunun bedelini verdiler. Nihayetinde önce kadın kotasıyla başlanıldı. Daha sonra kollaşmaya (kadın kolları) gidildi. Sonra kadın meclisleri, eş başkanlık ve eş temsiliyete gelindi.
Toplumdaki değişim ve dönüşümü görebiliyoruz. Şöyle bir şey var: Erkeğin egemen olduğu bir siyasette bunun topluma iz düşümü ya şiddettir ya savaştır. Tam da bu noktada kadın hareketi toplumu değiştirme noktasında yönetime müdahil olmak gerektiğini ortaya koydu. Kollaşmadan eşit temsiliyet ve eşbaşkanlık modeline kadar gelindi.
Kadınların ilk belediyelerde yer alması, yönetimlerde yer alması ciddi tepkilerle de karşılandı. Kabul etmeyen, siyaseti erkek alanı olarak gören, toplumu yönetmeyi erkek alanı olarak gören anlayışa karşı Kürt kadınları çok ciddi bir mücadele verdi. Kadınların bütün özel hayatının çarşaf çarşaf tartışmaya açılması, yapılabilir mi yapamaz mı üzerinden tartışmaya açılması… Kadının sahip olduğu her şey, yönetime talip olduğunda tartışmaya açıldı. Kadınlar bunun karşısında mücadele etti.
En önemlisi kararlılıktı. Bir gün öncesinin üzerine bir şey katmak, geriye adımın olmaması ciddi bir kazanımdı. Türkiye siyaseti açısından çok ciddi kazanımları oldu.
- Ne gibi kazanımlar?
Kadın kurumlarının açılması, kadın kurumlarıyla birlikte kadın eğitimlerinin başlaması, toplumsal cinsiyet atölyelerinin yapılması, kadınların yaşadığı bir problem karşısında muhataplarını buluyor olması… Tüm bunlar siyaset yürütmek isteyen erkekleri, kurduğu söze dikkat eden bir noktaya getirdi. Bunu hepimiz görebiliyoruz. Siyasetçiler çok daha cinsiyetçi -muhakkak şimdi de var- söz kuruyorlardı.
Kendi siyasetimiz için söylüyorum; çok eşlilik yapan birinin siyasette yer alamayacağını bilmesi, çevresindeki bir kadına karşı şiddet (fiziki, psikolojik, ekonomik, cinsel) uyguladığında siyasette yer almayacağını bilmesi ve bu noktada kendini törpülüyor olması kadın kazanımlarımızdan bir tanesidir. Kadınlar kendilerini daha güvende hissediyor. Kadınlar artık yönetimin kendisi, yani yönetimde daha geri planda olan değil.
Erkek anlayışı yönetimi bir iktidar alanı olarak görebiliyor. Artık o iktidar alanına da müdahale edildi. Erkek aklının istediği gibi karar alma, o alanı (siyaset/yerel yönetimler) kendi özel mülkiyeti haline getiremeyeceğine şahitlik ediyoruz. Çünkü bir mekanizma var artık. Ve kadının olduğu yerde kolektivizm söz konusu.
- En büyük hedef, merkezde ya da erkekte toplanan gücün kolektif bir güce dönüştürülmesiydi. Geldiğimiz aşamada bu hedef gerçekleşti mi ya da hedefe ne kadar yaklaşıldı?
2014’ten bu yana yerel yönetimlerde bir eşbaşkanlık modelimiz var. Tam anlamıyla hedeflediğimiz bir modeli oturtabildiğimizi söyleyemeyiz. Bu mücadelenin de halen devam ettiğini söyleyebiliriz. Bin yıllardır bir anlayış var, bir erkek egemen anlayış var. Kadınlar da bu anlayışla büyütülüyor. Erkekler bu anlayışla büyütülüyor. Erkeğin her şeyin sahibi olduğu anlayışıyla büyütüldü.
- Kadınlar bu süreçte ne kazandı?
Kadınlar eşbaşkanlık modeliyle birlikte kendi emeğinin üzerinde söz kurma hakkını elde etti. Mücadele bitmedi; kadınlar, her gün sokaklarda, toplantılarda, eğitimlerde bu gaspçı erkek egemen anlayışa karşı mücadelelerini sürdürüyorlar. Ama şunu söyleyebiliriz; yok sayılmak istenilen kadın kimliği eşbaşkanlık modeliyle birlikte bir kez daha varlığını kanıtlamış oldu. Sadece belediyeler açısından söylemiyorum. Siyasi partiler, kurumlar açısından da söylüyorum.
- Modelin genel siyasette oturduğunu ve yürüdüğünü görüyoruz. Yerel yönetimler için benzer bir yorumu yapabilir miyiz?
Ne yazık ki onu yapamıyoruz. Sistemin belediyelere yüklediği bir anlam var. Belediyeleri bir iktidar alanı olarak lanse etmesi gibi. Para orada dönüyor. Sistem de ne yazık ki bunu topluma kabul ettirmek istiyor. Yaklaşım da yüklediğiniz anlama göredir. O yüzden tanımlama yanlışsa yaklaşım da yanlış olur. Bir kere belediyeleri tanımlama biçimimiz yanlış. Bunu sistem açısından söylüyorum. Yerel yönetimler bir rant alanı, iktidar alanı, para alanı değil. Bir hizmet alanıdır. Toplumun sorunlarını -altyapı, üst yapı, kültürel sorunlar- çözme alanıdır.
Bizim tabirimiz de demokratik ulusun inşa zeminidir aslında. Ama iktidar bunun tam tersini örmeye çalışıyor. Tabii erkek anlayışı da bu anlayışa göre, bu yanlış tabirlemeye göre yaklaşıyor. Şimdi ilçe yönetimlerimiz, diğer kurumlarımız, genel başkanlıklarımız hep eşbaşkanlık modeliyle yönetiliyor.
Belediyelere göre biraz daha oturmuş durumda. Yani orada (genel siyaset) biraz emek boyutu var, emeğinle var olabiliyorsun. Dolayısıyla orada çok bu sorun olmuyor. Tabi bu hiç olmuyor anlamına gelmiyor. Bazen oluyor. Erkek anlayışı ilçe yönetimlerinde de resmiyet meselesine takılabiliyor.
Ama belediyeleri tam da sistemin tanımladığı şekilde algıladığı için o şekilde yaklaşıyor. Burası rant alanı ise benim söz sahibi olmam lazım, burası iktidar alanı ise benim sözümün geçmesi lazım! Orayı hizmet alanı olarak değerlendirmiyorsa pratiği de biraz bu temelde oluyor. Bu nedenle genel siyasetimizde gelinen aşamayla yerel yönetimlerde gelinen aşama aynı değil ne yazık ki.
Sizde tam olarak aşılamadığı söyleyebilirim, iktidarcı bir anlayışın sürdü?
Tabi ki. Bazen erkek oluyor, bazen de erkek egemen anlayıştan kendini arındıramamış -çok nadir de olsa- kadında da çıkıyor. Özellikle resmiyet boyutuyla. Bazen bu yetki kısmı iki eşbaşkan arasında sıkışıp kalabiliyor. Meclisi karar mekanizmasına çok dahil etmeme, belediyede çalışan bürokratları çok içine dahil etmeme, çok nadir yerlerde de olsa belediye yönetimini mecliste sıkıştırıp kalma, halklaşamama ve halkla bir araya gelememe meselesi var. Bu problemler halen ne yazık ki var. Bu da tanımlamadan kaynaklı.
- Eşbaşkanlık modeli uzun yıllardır uygulanıyor, her seçim öncesi ve sonrası buna dair eğitim programı ve atölye gibi birçok çalışma yürütülüyor. Buna rağmen söz ettiğiniz sorunların halen devam ediyor olması normal mi? Neden bu zihniyet aşılamıyor?
Bu bir zihniyet meselesi. Bir anlayışla büyütülüyorsunuz. Toplum size bir anlayış yüklüyor, bir rol ve misyon yüklüyor. Erkek açısından da, kadın açısından da öyle. İstesek de istemesek de -karşısında mücadelemizi elbette yürütüyoruz- ama toplumsal cinsiyet rollerine sıkıştırılmışız. Bunlar sanki bizim asli görevlerimizmiş gibi görebiliyoruz. Kadın açısından da erkek açısından da. Kadınlar da bazen öğretilmiş rızayla çok arka planda kalabiliyor. Yönetim ve karar mekanizmasını erkeğe havale etme gibi. Bütün bunlar erkek egemen toplumun bize dayattığı anlayışlardır. Öğretilmiş rızayla biz kendimiz bile bazen buna alet olabiliyoruz. Diğer yandan dört elle iktidara sarılmış, iktidar anlayışına sarılmış erkek anlayışı var. O da onu bırakmak istemiyor. Kendini devam ettirmek istiyor. Bunu yaparken toplum da işbirliği halinde. Sistemle işbirliği halinde. Bu yüzden aşılamıyor.
Bir kadın özgürlük mücadelesi var ve bu mücadele sadece kadını değil, aynı zamanda erkeği de özgürleştiren bir mücadele. Ama bunun karşısında devasa, bin yılları aşan bir erkek egemen anlayışı var. Aileciliği kendine işbirliği yapıyor, toplumla işbirliği yapıyor, devletle işbirliği yapıyor. Bu sistemimizin önündeki engellerin başına bu geliyor.
Bir diğer mesele de şu; 2014’ten beri eşbaşkanlık modeliyle belediyelerimizi yönetmeye çalışıyoruz ama bir süreklilik yok. 2014’te belediyeleri aldık, 2,5 yılını doldurmadan kayyum atandı. 2019’da tekrardan eşbaşkanlık modeliyle belediyeleri yönetmeye çalıştık. 1 yıl bile kalmadı. Bazı belediyelerimiz 3 ay bile kalamadı. Eşbaşkanlık modeli de çok ciddi saldırılar altında. Siyasetimiz de çok ciddi saldırılar altında. Kadın özgürlük mücadelemiz çok ciddi saldırılar altında. Belki istisnalar var ama hiçbir eşbaşkanımız ikinci dönemi görmedi. Birçok sebepten sürgüne gitmek zorunda kaldı. Bütün bunlar sürekliliği aksatan bir noktada. O yüzden her seçimin 1 yılını biz bu modelin oturulması üzerinden tartışıyoruz.
- Bu modelin tam olarak oturmasının önündeki engellerden birisinin de iktidarın yürüttüğü politikalar olduğunu söylüyorsunuz?
Tabii, bu saldırılar sistemimizi ve modelimizi oturtmamız önünde büyük engeller oluşturdu. Birçok seçilmişimizin şu an cezaevinde ya da işte sürgünde olması nedeniyle o hafıza aktarımını ve tecrübe aktarımını da yapamadık. Bu sistemin halen istediğimiz düzeyde oturtulamamasının çok farklı sebepleri var ancak en başta da bu bir zihniyet meselesidir. Bu model bir özgürlük modelidir. Biz ne kadar sözde söylesek de zihnimizde özgürleşmediğimiz müddetçe bu model oturmayacaktır. Zihin özgürleşmeden bu model oturmayacaktır. Bu model sadece kadınların modeli de değil. Bir noktada bu handikap da var. Belki erkek biraz da bu yüzden buna gelmiyor. Eşbaşkanlık modelini sadece kadının sahiplenmesi gerektiği, kadının koruması ve oturtması gereken bir model olarak değerlendirmesi de modelin oturtulmamasına sebep olabiliyor. Çünkü erkek bunu kadının işi olarak görüyor. Kendini özgür sanıp bu noktada bu mücadeleye ortak olmuyor. Önünde set olması da ne yazık ki bu bu duruma getiriyor.
- Bazı belediye eşbaşkanlarının böylesi önemli bir sistemi “iki koltuk” ya da “iki arabaya” indirgeyen bir anlayışa indirgediği yönünde eleştiriler var. Siz bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz, hak veriyor musunuz?
Bugün halen bu meseleyi konuşuyor olmak bazı problemlerin olduğu anlamına geliyor. Yani halen katetmemiz gereken uzunca bir yolun önümüzde olduğunu gösteriyor. Bu modeli iki odaya sıkıştırma, iki arabaya sıkıştırma, iki koltuğa sıkıştırma anlayışı maalesef ki var. Bu yönetimi paylaşma, halkla paylaşma, meclisle paylaşmaya gelemeyen birçok eşbaşkan seçim sonrası istifa etti. Bizim ihraç ettiklerimiz oldu. Bu modele gelmeme, bu anlayıştan kendini bir türlü arındırama, eşbaşkanlığı maddiyat parantezine sıkıştırıp bu şekilde ele alması ve bunu dayatmasından kaynaklı bu durumlar yaşandı.
Şimdi de zorlandığımız durumlar var. Mesela bizim seçim bildirgemizde vardı; bütün karar mekanizmalarına halkı dahil etme konusu. Bu konuda istediğimiz düzeyde değiliz. Evet, halkla bir araya gelebiliyoruz, halkla tartışabiliyoruz. Bazı belediyelerimiz ekmek fiyatını bile halkla belirleyebiliyor ya da bir parkın ismini o mahallede yaşayan halkla birlikte alabiliyor. Ama bunlar tek başına yetmeyen noktalar.
Belediye meclislerini çok aktif hale getirme, bazen belediye eşbaşkanlarının meclisle ya da koordinasyonuyla tartışmadan direk halka gitmesi… O mekanizmayı işler hale getirmiyor. Bu noktada da halen eksikliklerimiz var. Bunların farkındayız ve bunun mücadelesini de veriyoruz. Bazen de her şeyi çok tartışma, çok uzun bir süreye yayma da işleri hantallaştırabiliyor. Mesela bir kar (Amed) meselesi vardı. Belki daha pratik adımlar atılabilirdi.
Bazen çok uç noktadayız. Bazen de kendimizde merkezileştirdiğimiz durumlar olabiliyor. Ancak şunu söyleyebilirim; 2 yılı geride bıraktık, yol katettik. En azından dar problemlere sıkışmayan, halkın sorunlarını gören, yetmeyen noktalarda kendini daha iyi gören bir yerdeyiz.
- Kolektif bir akılla ya da eşbaşkanların uyumlu bir şekilde hareket etmesi karar süreçlerini nasıl etkiliyor, aksi durum ne gibi sonuçlar doğuruyor?
Amed Büyükşehir Belediyesi’ni söyleyeyim; Kürt şairlerin eserlerini kaldırımlara işlediler. Ama halkla ortaklaşılmadığı için tepkiler geldi. Aslında fikir çok iyi fikirdi. Gerçekten yaşatmak da gerekiyor. Eleştirilerden sonra arkadaşlar onu daha geniş bir zeminde tartışıp, bu sefer daha yüksek bir yere astılar. Bunu somut olarak söyleyebilirim. O yüzden kolektif alınan kararlarda tartışma daha az oluyor. Daha geniş kitleye hitap edebiliyorsunuz kolektif olunca. Çünkü halkın kendisi kendi problemini biliyor. Kendi problemini bilen halk sana çözüm de sunabiliyor.
Ya da belediyedeki bürokratları söyleyeyim. Yıllardır belediyelerde çalışan ve tecrübe sahibi arkadaşlarımızdır. Onlar da yıllardır bu kentlere hizmet eden insanlar. Tecrübeyi ve politik bakışı bir araya getirdiğinizde çok daha verim alabiliyorsunuz.
Bir diğeri meclislerimiz. Genelde birçok kesimden insan olabiliyor. Mühendis olabiliyor, avukat olabiliyor, yıllardır partimizde emek vermiş arkadaşlar olabiliyor. Bir hizmeti tartışırken aslında birçok kesimden görüş de almış oluyorsunuz. Sadece 2 kişi değil. Kendi toplantılarımızda bunu tecrübe ediyoruz. Bazen bir şeyi düşünüyoruz, bunu meclisimizde tartıştığımızda sonucun olumsuz olacağı kanaatine varıyoruz ya da yol ve yöntemini daha geniş bir alana yayabiliyoruz. O yüzden kolektif olunca daha toplumsal oluyor. Toplumsal olunca da hem işleriniz daha hızlı ilerleyebiliyor hem de sonuçları çok daha olumlu olabiliyor. Ama tekçi olunca çok sığ kalabiliyor, eksik kalabiliyor. Dönüşler çok olumsuz olabiliyor. O yüzden ne kadar kolektivizm o kadar özgürlük diyebiliriz.
- Bu noktada sorunun aşılması için bir kontrol mekanizması işliyor mu (belediye meclis üyeleri, yerel yönetimler kurulu, varsa kentin dinamikleri ya da halk…)?
Mekanizmalarımız var. Her ilde hem kadın hem de karma il kurullarımız var. Merkezi Yerel Yönetimler Kurulumuz var. Eş sözcülerimiz var. Eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını işleterek sorunu aşmaya çalışıyoruz. Aşılmadığı sürece de daha merkezi tartışmalar yürütülebiliyor. Ama bütün bu sorunların aşılması, modelimizin tam olarak oturabilmesi için şunu söyleyebilirim; iktidarın kötü bir şey olduğu, iktidar anlayışının topluma hizmet etmediği, bundan kurtulmak gerektiğini kabul etmemiz gerekiyor. Bu modelin bütün herkese kazandırdığını kabul etmemiz lazım. Buna göre bir pratik içerisinde olmamız lazım. Kendimizi dar ve sığ anlayıştan kurtarmak lazım. Eşbaşkanlık modelinin oturması için özgür iradenin, özgür düşüncenin her bireyde olması gerekiyor.
- Başından bu yana bu modeli karalayan bir anlayış da söz konusu. Bu anlayışın savunucularının neredeyse tümünün erkek olması dikkati çekiyor. Bu durum bize neyi gösteriyor?
Erkek anlayışı kendini iktidarlık üzerinden bugüne kadar getirmiş. Ailede iktidar olmuş, siyasette iktidar olmuş, sokakta iktidar olmuş. Dolayısıyla bu modelin kendine yarattığı konfor alanına müdahale olduğunun farkında. Bu model oturdukça, bu model toplumsallaştıkça kendini yaşatacağı bir iktidar alanı kalmayacağını biliyor. Bu yüzden biraz da dört elle sarılmış ve bırakmıyor. Her yerde tartışma konusu yaratıyor. Ama unuttukları bir şey var. Sen kendi ailende kendine iktidar yaratmışsın. Toplumda seni de kendine teba haline getirmiş bir iktidar var. Ya da sistemde. Belediyede bahsediyorsun; sen o iktidar alanını yıkmadığın sürece birileri de senin üzerinden kendi iktidarını yaratacak.
O yüzden en büyük iktidarların, yani sistemin yönlendirmesiyle saldırıyorlar. Çünkü en aşağıdaki iktidarları yok ederseniz yukarıda bir iktidar alanı bulamayacaklar. Bu yüzden bu erkek egemen anlayış ya da bu sistem, kendini yaratabilmesi için her yerde iktidarcıklar oluşturuyor. Kimi zaman ailenin içinde, kimi zaman aşiretler, kimi zaman belediyeler olabiliyor.
Kendi çarklarının dönebilmesi için de bu kişilere ihtiyacı var. Bu anlayışa ihtiyacı var. Erkekler de ne yazık ki kendini bu çarkın içine dahil edebiliyorlar, küçük küçük menfaatler için. O yüzden birçok yerde çok sorun yaşadığımız kişiler erkekler olabiliyor. Çünkü kendi alanlarına müdahale olarak değerlendiriyorlar. Bütün bunlar sistemden bağımsız değil. Çok büyütülen ve çok palazlanan bir erkeklik anlayışı. Bunun karşısında duran her şey onlar için hedeftir. Yıkılması, yok edilmesi gereken bir hedef olarak değerlendiriyorlar. O yüzden bu kadar saldırı var.
- Söyleşi boyunca ortaya koyduğunuz anlayışlar nasıl aşılır?
Yani birincisi belediyeleri tanımlama biçiminin değişmesi lazım. Toplum ve her bir seçilmiş açısından da. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan belediyeleri “yeryüzünü kurtarma hareketi” olarak değerlendiriyor. Bu alanların rant alanı olmadığı, bu alanların hizmet alanı ya da toplumun sorunlarını çözme alanları olduğu bilinciyle yaklaşılırsa bu sorunların hiçbiri kalmayacak. Burası (belediye) bir hizmet alanıdır. Ben geçiciyim. Toplumun sorunlarını ne kadar çözebilirsek o kadar belediyelerin ya da bu alanların hakkını vermiş oluruz.
Bir diğeri de devletin ya da sistemin bizi sıkıştırdığı o kalıptan çıkmamız lazım. O iktidarcı anlayıştan kendimizi kurtarmamız lazım. Bu bir zihniyet meselesi. O zihnimizi özgürleştirmemiz lazım. Ancak bu şekilde biz bu modeli oturtabiliriz. Bir diğer nokta da toplumun bu modeli sahiplenmesi lazım. Toplumun, bu modeli tanımayanı tecrit etmesi lazım. Kadın olsun, erkek olsun… etrafında yer almaması lazım. Dikkate almaması lazım. Toplumdan izole etmesi lazım. Bunu ne için söylüyorum? Çünkü bazen toplumun kendisi de bu anlayışa girebiliyor, bu modelin karşısında duran kişinin etrafında kutuplaşabiliyor. O yüzden bazen o anlayış gücünü oradan alıyor. Oradan aldığı güçle bu modele karşı çıkabiliyor.
Bir diğeri eğitim ve atölyelerimizin süreklileşmesi lazım. Çünkü karşısında mücadele ettiğimiz sistem ve anlayış çok eski. Yıkıcı bir anlayış. Karşısında bir tehlike olduğunda, o tehlikeyi gözünü hiç kırpmadan yok edebilecek bir anlayış. Doğduğun günden bugüne kadar seni şekillendiren bir sistem ve çok köklü. Bunun değişimi için sürekli zihin değişikliğinin olması, kendimizi eğitmemiz, bu noktada örgütlenmemiz lazım. Özellikle kadın örgütlülüğü açısından söylüyorum. Kadın örgütlülüğümüzü ne kadar güçlü yapabilirsek bu modeli o kadar kalıcı hale getirebiliriz. Çünkü biz şunu gördük; bu model en çok kadınların özgürlük alanıdır. Eğer bu bizim özgürlük alanımızsa o zaman her yere yayabilmemiz lazım. Eşbaşkanlığı, eşit temsiliyeti, eş yaşamı ancak bu şekilde kalıcı hale getirebiliriz. Bunun önündeki bütün zihinsel prangaları -erkekler açısından da söylüyorum- yıkmak lazım.
- Tüm süreci birlikte ele aldığınızda; mevcut anlayışları ve bu anlayışların aşılmasında halkla ya da diğer demokratik kitle yapılarıyla yeterince cesur bir tartışma yürüttüğünüzü düşünüyor musunuz?
Belki halkla birlikte tartıştığımızda, halkın kendisi daha yol gösterici olabilirdi. İlk toplumsallaşmalarda öyleydi yani. Mesela biri bir yanlış yaptığında toplum onu bir şekilde izole ediyordu. Bu modelin tam olarak oturmamasının, önündeki engellerin nereden kaynaklandığını çok geniş zeminde tartışabildiğimizi söyleyemeyiz. Belki de bu yüzden bu kadar yıl sonra aynı sorunları tekrar tekrar yaşıyoruz. Yerellerde bu kadar eleştirinin geliyor olması belki de bundan kaynaklı.
Tabii ki bu sorunları dar bir zeminde değil de daha geniş bir zeminde ya da daha cesur bir ortamda daha cesur sözcüklerle tartıştığımızda bu sorunlarla karşılaşmayacağız. Biraz bu noktada eksik kaldığımızı görüyoruz. Çabamız daha geniş zamana yayma. Geniş kesimlerle tartışma, önerilerini alma çabasının içerisindeyiz.
Haber: Azad Altay \ MA









