Bu satırlar yazılırken Rojava kuşatılmış, saldırı altındaydı.
Türk devleti ve bağlı DAİŞ çeteleri, Kürtlerin iradesini kırmak, soykırım yapmak ve Rojava’yı ilhak etmek istemekte. Ama evdeki hesap çarşıda bozulacak, bu saldırıya karşı geliştirilen direniş, özgür Kürdistan’ın erken başlayan doğum sancıları olacaktır.
Rojava’ya yapılan saldırının bir özelliği de dünyada egemen kılınmak istenen “gücü gücüne yetene” sistemiyle uyumlu olmasıdır. ABD’nin Kolombiya ve Grönland’a, İsrail’in Gazze’ye, Rusya’nın Ukrayna’ya, Çin’in Tayvan’a “çöktüğü” koşullarda Türk devleti de Rojava’ya “çökmek”, burasını ilhak etmek istemekte, bunun için bütün gücünü, imkân ve ilişkilerini kullanmaktadır. Dolayısıyla bu savaş, Kürtlerin iradesizleştirilmesi ve Suriye’nin bir bölümünü İsrail’in bir bölümünü de Türkiye’nin ilhak etmeye çalışması, yani Kürtlerin ezilmesi ve Suriye’nin paylaşılması savaşıdır. Yayılmacı politikaları çok seven ABD görevlisi Tom Barrack’ın Türk devletine Osmanlıcılığı önermesi boşuna değildir.
Böylece ABD’den icazet alan Türk devleti, HTŞ çeteleriyle birlikte Rojava’yı kuşatmıştır. Kürtlerin iki yüz yılı aşan özgürlük mücadelesinde bu defa Rojava’da zor günler yaşanmaktadır.
Ancak Kürtler bu zor günleri daha önceleri de yaşadılar. 1806’da Babanzâde A. Paşa’nın isyanıyla başlayan ve 1920, 1925, 1938 yılları arasında devam eden Kürtlerin her özgürlük çığlığı kanla bastırılmıştır. Mahabat Kürt Cumhuriyeti, zorla yıkılmıştır. Güney Kürdistan’da geliştirilen direnişler bastırılmıştır.
Bütün bu saldırılara rağmen Kürtler, özgürlük mücadelesinden vazgeçmemişler, tam tersine 1984’den beri özgürlük türkülerini daha bir kararlılıkla, daha bir inançla söylemeye devam etmişlerdir. Zira bu mücadelelerin sonunda büyük değerler yaratılmıştır.
Bugünün duyarlılığını yaratan ulusal bilinç, ilmek ilmek örülen örgütlülük, dünya halklarında yaratılan sempati ve ulusal demokratik taleplerin kazandığı meşruiyet, bu mücadelelerle elde edilmiştir.
O nedenle Kürtler, dört parça Kürdistan’da ve bulundukları her yerde Rojava’ya yapılan saldırıyı, ulusal varlıklarına ve onurlarına, örgütlü iradelerine yapılmış bir saldırı olarak algılamışlardır. Bu durum dinsel inancı, politik tercihi, sosyal konumu ne olursa olsun bütün Kürtlerin, bulundukları her yerde ayaklanmalarına yol açmıştır.
Çünkü özgürlük, artık Kürtler için soyut bir kavram olmaktan çıkmış, halklaşmış bir bilince ve iradeleşmiş bir politik programa dönüşmüştür.
O nedenle Rojava saldırısını Türk devleti ve DAİŞ çeteleri, ABD’nin ve uluslararası gerici güçlerin icazetiyle yapıyor olsalar da Kürtlerin direnişinin kazanması önlenemeyecektir. Kürtlerin örgütlü öfkesi ve yılların mücadelesiyle kazanılmış engin tecrübesi, bu mücadeleyi zafere taşıyacaktır.
Ancak bugün Rojava’daki direniş, sadece Kürtlerin özgürlük mücadelesinden ibaret değildir. Rojava direnişi bütün toplumsal kesimlerin, yani insanlığın geleceğini kurtarma sorunudur. Bölgedeki gericilikte, Suriye’deki DAİŞ çetelerinden ve Erdoğan/Bahçeli diktatörlüğünde kurtulmanın yolu Rojava’nın kazanmasında geçmektedir.
O nedenle özgürlüğü ve eşitliği talep eden bütün kadınlar bu savaşta ya Rojava ile birlikte direniş siperlerinde mevzilenecekler veya kadını meta olarak kabul eden DAİŞ’lilerin işini kolaylaştırmış olacaklardır.
Aynı şekilde Aleviler ve farklı inanç sahipleri, inançlarını özgürce yaşayabilmek için, ya Rojava halkıyla birlikte HTŞ çetelerine karşı mücadele edecekler veya bütün varlıklarını kaybetmeyi göze alacaklardır.
Yine işçiler, emekçiler, emekliler, ya uğruna mücadele ettikleri özgür dünyayı yaratmak, muhalif olarak varlıklarını sürdürebilmek ve bütün haklarını alabilmek için Rojavalılarla birlikte Rojava’nın zaferinden yana olacaklar veya kapkaranlık bir geleceği dayatan DAİŞ’lilerin bölgeyi kana bulmalarını önleyememiş olmanın sorumluluğunu ve ayıbını yaşayacaklardır.
Özetle bu savaşta ya insanlık savunulacak ve özgürlük, eşitlik, adalet isteyen bütün toplumsal- siyasal güçler Rojava halkıyla birlikte gericiliğe karşı savaşacaklar veya kanlı gericiliğin egemenliğine katkı sunulmuş olunacaktır.
Dahası dünyaya egemen kılınmak istenen “gücü gücü yetene” rejiminin önünü kesmek için de bu savaşta Rojava’nın kazanması şarttır.
Rojava’ya yapılan saldırının ortaya çıkarttığı bir diğer önemli gelişme de Kürtlerin birliğidir. Kürt halkı, dört parça Kürdistan’da ve diasporada Rojava saldırısına karşı çıkarak birlik içinde olduğunu dosta da düşman da göstermiştir.
Kürtlerin bu birliğinin tek başına, bütün saldırıları boşa çıkartacak ve Kürtlerin özgürlüğünü “an meselesi”ne dönüşecek büyük bir değer olduğu tespit ve tescil edilmelidir. Ayrıca Kürtlerin bu birliğin kalıcı ve örgütlü hale getirilmesi için gerekenleri yapacaklarından da herkes emin olmalıdır.
İyi bilinmesi gereken bir gerçek daha bulunmaktadır. Kürt düşmanları, Kürtleri ezmek için ellerinde geleni yapıyorlar. Ancak istediklerini yapamayacaklar. “Bu havalarda dövüşen” Kürtler kaybetmeyecek, kazanacaklardır. Bundan da kimsenin kuşkusu olmasın.









