Tuncer Bakırhan’ın ‘Güven ve Demokrasi Paketi’ önerisini sahiplenmek, geliştirmek ve olgunlaştırmak, sorumlu siyaset anlayışının da gereği olarak, en fazla CHP’ye düşüyor
Mazlum Amed
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 27 Şubat’ta tarihi bir çağrı yaptı. PKK çağrının gereklerini yapacağını açıkladı, 1 Mart’ta da ateşkes ilan etti.
Amed’den İstanbul’a, Rojava’dan Frankfurt’a Newroz kutlamalarına da çağrıyı sahiplenme damgasını vurdu.
Ancak çağrının üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen henüz ortada bir ‘adım’ yok! Ama buna rağmen Newroz kutlamalarında çağrı sahiplenildi. Hiç kuşkusuz bu sahiplenme halkın Abdullah Öcalan’a olan güven ve bağlılığını gösteriyor. Devlet ve hükümete güvensiz, temkinli yaklaşım ise devam ediyor.
Çağrıdan sonra PKK’nin tutumu değişmedi; PKK yöneticileri, Abdullah Öcalan’ın yöneteceği olağanüstü bir kongreyle silahları bırakma ve fesih kararı almaya hazır olduklarını tekrar tekrar açıkladılar. Murat Karayılan çok net bir şekilde ‘Abdullah Öcalan dışında hiç kimsenin PKK komutanlarını silah bırakmaya ikna edemeyeceğini’ söyledi. Yani ‘Kongre Öcalan’sız olmaz’ mesajı çok net…
Süreci AKP tıkıyor
Sürecin ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’ın hareketiyle iletişim imkânlarının sağlanması, bu çerçevede koşullarının düzeltilmesi bekleniyor, diyebiliriz. PKK açısından bu aynı zamanda AKP’nin ne kadar samimi olduğunun göstergesi olarak da ele alınıyor olabilir.
Hal böyleyken AKP-MHP iktidarından zaman zaman gelen ‘PKK çağrının gereklerini yapmalı’ şeklindeki açıklamalar, deyim yerindeyse top çevirmek dışında bir anlam taşımıyor.
Devlet Bahçeli’nin ‘Malazgirt’te kongre toplansın’ çıkışı ise önü arkası boş bir açıklama olarak havada kaldı.
Sabotaj adımları
Diğer yandan Türkiye’nin Güney Kürdistan ve Rojava’daki saldırıları aralıksız devam ediyor. HPG, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Türkiye’nin Ramazan ayı boyunca saldırılarını sürdürdüğünü duyurdu. Yakın zamanda Türkiye’ye ait bir SİHA Kobanê’de bir aileyi katletti. Tişrîn Barajı’na yönelik saldırılar da devam ediyor.
Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yargı eliyle yapılan siyasi operasyonlar da sürece dair kaygıları arttırıyor. Gençlerin eylemlerine yönelik sert tutum, gözaltı ve tutuklamalar, boykot eylemlerine yönelik tahammülsüzlük; 27 Şubat’tan sonra demokratik siyaset zemininin güçlendirilmesi beklenirken, aksine bir ortam yaratmıştır.
Abdullah Öcalan Kürt sorununu ‘şiddet zemininden hukuk zeminine’ çekmeye çalışırken, devam eden askeri ve siyasi operasyonlar bu çabaları sabote ediyor ne yazık ki. AKP’nin dar çıkarcı siyasetinde ısrar ettiği görülüyor. Şu an yaşanan tıkanıklığın yegâne sebebi, AKP’nin kendi geleceğini önceleyen yaklaşımıdır. Ne yazık ki AKP’nin ahlaki ve politik tutumu, gerçek bir barışla gerçek bir demokratikleşme niyetinden uzak görünüyor.
Tuncer Bakırhan’ın önerisi
Tüm bunlara rağmen Kürt siyasi hareketinin onurlu bir barışı tesis etme çabaları sürüyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın Yeni Yaşam’da yayınlanan yazısındaki ‘Güven ve Demokrasi Paketi’ önerisi, sürecin ilerletilmesi için hayati önem taşıyor: “TBMM sürecin asli rollerinden birini oynayarak ‘Güven ve Demokrasi Paketi’yle Nisan ayına girebilir.”
‘Güven ve Demokrasi Paketi’ ile evvela demokratik siyaset alanının açılması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi gerekiyor.
19 Mart’tan bu yana yaşananlar CHP’ye de göstermiş olmalı ki, Türkiye’nin ihtiyacı olan en önemli şey demokratik dönüşümdür. Bu dönüşüm de radikal bir muhalefet olmadan sağlanamayacaktır.
İktidarı çözüme zorlamak
Tuncer Bakırhan’ın ‘Güven ve Demokrasi Paketi’ önerisini sahiplenmek, geliştirmek ve olgunlaştırmak, sorumlu siyaset anlayışının da gereği olarak, en fazla CHP’ye düşüyor.
Unutulmamalı ki, ‘Kent uzlaşısı’ halklara nasıl kazandırdıysa, ‘Güven ve Demokrasi Paketi’ de kazandıracak, iktidarı da sorumlu ve ahlaki siyasete zorlayacaktır.
Böylelikle 19 Mart sonrası yakalanan ivme artarak devam edecek, demokrasi talepleri ‘Güven ve Demokrasi Paketi’ ile ete kemiğe büründürülecek, AKP’nin çelişkili siyasetine son verilecek, AKP demokratikleşmeye ve hukuki zemine zorlanacaktır.
Peki, ne olmalı bu pakette?
- Umut hakkı derhal uygulanmalı, böylece ‘Barış ve Demokratik Toplum’ inşasının önü açılmalıdır.
- Bu paket demokratik siyaset zemini yaratmalıdır. Bunun için de başta Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri hızla değiştirilmeli, bunun bir sonucu olarak, cezaevlerindeki siyasi tutsaklar serbest kalmalıdır.
- Bu paket kayyım uygulamalarına son vermeli ve yerel yönetimleri güçlendirmelidir.
- Bu paket yargıyı iktidarın siyasi maşası olmaktan çıkarmalıdır.