• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
31 Mart 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Hamit Bozarslan: Kürtler her türlü senaryoya hazır olmalı

31 Mart 2026 Salı - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Dengelerin iyice belirsizleştiği Ortadoğu’daki gelişmeleri Prof. Dr. Hamit Bozarslan ile konuştuk:

  • Benim açımdan şu anda en önemli olan Rojava. Rojava’nın ayakta kalabilmesi. Yani 35 yıl önce Kürdistan’ın kalbi Başur’da atıyordu. Irak Kürdistan’ında. Şu anda Kürdistan’ın kalbi Rojava’da atmakta. İmzalanan anlaşma şu anda hala yürürlükte. Kısmen de olumlu sonuçlar vermekte. Fakat aynı zamanda Suriye’nin geleceğinin çok karanlık olduğunu hatırlatmak gerekiyor
  • Kürtlerin yapması gereken şu anda her türlü senaryoya açık olmak, her türlü senaryoya hazır olmak fakat kendilerinin kalkıp bir senaryo dayatmaması. Sanıyorum bu temkinli çizgide durmak gerekiyor. Çünkü yani savaşın nasıl biteceğini her halükarda bilmiyoruz. Ne zaman biteceğini de bilemiyoruz. Fakat Kürt hareketinin sadece diyelim 2026 Haziran’ını düşünmemesi, 2030’ları, 2040’ları düşünmesi gerekli

Şirin Bayık

Ortadoğu’da savaş, güç dengeleri ve siyasal aktörler yeniden şekilleniyor. ABD’nin iç ve dış siyasetindeki belirsizlik, İsrail’in bölgesel hedefleri ve İran’daki rejim dinamikleri, bölgenin geleceğini doğrudan etkiliyor. Yaklaşık üç haftadır başlayan ve uzun soluklu bir savaş olma ihtimali bulunan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın küresel etkileri de tartışılmaya devam ediliyor. İran rejiminin geleceği,   İsrail’in bölgesel hedefleri, savaşın küresel ekonomiye etkileri ve Kürtlerin bölgedeki rolüne ilişkin bu çok katmanlı tabloyu Prof. Dr. Hamit Bozarslan ile konuştuk.

  • Neredeyse bir aydır İran, ABD-İsrail arasında devam eden savaşı nasıl okumak gerekir? ABD ve İsrail neyi hedefliyor? İran hangi strateji ile rejimin devamlılığını sağlamaya çalışıyor?

Yani aslında neler olup bittiğini tam olarak anlayabilmemiz çok güç. Bunun nedenlerinden birisi ABD siyasetini takip edebilmenin gerçekten zor olması. ABD’de bir Trump olgusu var. Donald Trump, bir egokrat olarak tanımlanabilir. Yani kişisel iktidar, kendi meşruiyetini, kendi ufkunu, kendi aklını kendinde bulan bir iktidar sistemi ile karşı karşıyayız.

Bu iktidar sisteminde aynı zamanda diğer faktörlerin de işin içinde olduğunu görmekteyiz. Bu faktörler arasında Dış İlişkiler Bakanı Rubio var ki oldukça neo konservatörlere yakın olan bir figür olarak ortaya çıkmakta. İktidardan düşmüş olsa bile John Bolton olgusu var. Lindsey Graham olgusu var ki bunlar savaş anısı olan figürler. Savunma Bakanı ya da Savaş Bakanı var, evanjelist gruplar var. Bütün bu gruplar arasında neler olup bitiyor? Bunu tam olarak kestirebilmemiz gerçekten şu anda çok zor. Aynı zamanda cumhuriyetçiler arasında savaşın bir hemfikirlik yaratmadığını da görmekteyiz. Özellikle Başkan Yardımcısı JD Vance’ın savaşa karşı olduğu bilinmekte, söylenmekte. MAGA içerisinde önemli kıpırdamalar var. Joe Kent’in istifa etmesi bu kıpırdamaları göstermekte. Yani sanıyorum şu anda karşı karşıya olduğumuz en önemli konu ABD siyasetini okuyabilmek ve bu hemen hemen imkansız.

Fakat mesela 1980’lerdeki Reagan iktidarı son derece saldırgan bir iktidardı. Fakat en azından ne yapabileceğini öngörebilmek mümkündü. Bush döneminde de en azından ilk yıllarda bunu görebilmek mümkündü. Şu anda bu konuda tamamen bir muğlak bir tabloyla karşı karşıyayız. Sanıyorum ancak geleceğin tarihçileri bu dönemde ne olup bittiğini anlayabilecekler.

İkinci faktör zaten siz de bunun üzerinde durdunuz. İsrail faktörü. Bu faktör çok önemli. Yani İsrail’de şu anda bir stratejik çizgi belirlenmiş durumda. Bu 2023’ten sonra başladı. Aslında 7 Ekim saldırılarından sonra başladı ve son 2 yıldır Netanyahu bunu zaten açık bir şekilde dile getirmekte: ‘Ortadoğu’nun hegemonik gücü biz olacağız. İsrail Orta Doğu’yu yeniden yapılandıracak.’ Bu yeniden yapılandırmanın taşları atıldı, bunu Gazze’de gördük. Gazze’de aslında çok büyük çatlaklar yaşandı. Fakat Filistin sorununu tartışan artık hiç kimse yok. Ne Avrupa’da, ne ABD’de ve hatta Batı Arap aleminde bile Filistin meselesi şu anda tümden unutulmuş durumda. Lübnan meselesi var, Lübnan’da Hizbullah’ın oldukça zayıflatılmış olması, gerçi şu anda belli bir direniş gösterse bile yani stratejik olarak en önemli aktörlerden birisi olduğunu söyleyebilmek gerçekten çok zor. Ve sanıyorum İsrail’in Lübnan’da başladığı kara harekatı Lübnan kaynaklarına göre yeni bir Golan oluşturma stratejisine dönüşmekte.

Suriye meselesi var ve Suriye’yi gözden kaçırıyoruz. Çünkü Türkiye açısından Suriye sadece Rojava anlamına gelmekte. Rojava korkusu, Rojava’yı yok etmek isteği. Fakat Suriye’de ciddi bir İsrail nüfusu var şu anda. Ve aynı zamanda Yunanistan, Kıbrıs ve Suriye, İsrail arasında bir askeri ittifakın olduğunu görmekteyiz. O yüzden belki İsrail’in stratejisini anlayabilmek çok daha kolay olabilir. Fakat burada da bir hübris olgusu var. Bir güce tapma olgusu var. Bir hegemonik proje var. Bu proje ne kadar başarılı olabilir? Onu şu andan öngörebilmek gerçekten çok zor.

Üçüncü mesele tabii İran meselesi. İran’daki dengeler. İran’da bir isyanın başlatılabileceği stratejisi hipotezi tümüyle çöktü. Şu anda İran’da monarşistlerin ya da işte şahın oğlunun kalkıp böyle bir isyan başlatabilmek için gerekli altyapısı yok. Halkta çok büyük bir korku olgusu var. İran’da şu anda bir izleyici olarak olup bitenleri takip etmekte. Hükümete en ufak bir destek yok.  Fakat aynı zamanda kalkıp bir isyan başlatabilecek bir güç ya da bir irade denildiğinde bahsedebilmek gerçekten imkânsız. Ve çok büyük bir ihtimalle İran askeri olarak oldukça zayıflatılacak ve zayıflatıldı. Fakat bu rejimin çökeceği anlamına gelmemekte ve çökmeyen bir rejim yarın nasıl stratejilere başvurabilecek bunu bilemiyoruz. Bu stratejilerden belki birincisi yeniden bir inşa sürecine girişmek, rasyonel bir ekonomik çizgi takip edebilmek ama ikincisi rejimin içte radikalleşmesi, özellikle de muhaliflere karşı işte çok büyük bir baskı dalgasının gelmesi.

‘Savunulacak bir rejim ile karşı karşıya değiliz’

  • İran saldırılara karşı direnmeyi sürdürüyor. Aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nı kapatmak gibi stratejilere başvurarak, Ortadoğu başta olmak üzere küresel güçleri tehdit eden hamleler yapıyor. Savaşa başka ülkeleri de dâhil etmeye çalışıyor. Bu anlamda İran’daki askerî ve siyasi stratejiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devamlılığını sağlayabilecek her yola başvurabilecek olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ocak ayında bunu gördük. Ocak’ta İran’ın hemen hemen tümünde bir ayaklanma yaşandı. Daha önceki başkaldırılarda gençler önemli bir rol oynuyordu. Kadınlar önemli bir rol oynuyordu. Entelektüeller önemli bir rol oynuyordu. Şu anda başkaldıranlar orta sınıflardan gelmekteydi. Ve bu orta sınıflar aynı zamanda 1979’da rejimin oluşmasını sağlayan orta sınıflardı. Çünkü şunu unutmayalım. 1979 devrimi aslında solun başlattığı bir devrimdi. Ondan sonra bazar erbabının ve rahipler sınıfının katılımıyla devrim İslamcılaştı ve radikal bir nitelik kazandı. Ondan sonra da orta sınıflar şu ya da bu şekilde rejimi ayakta tutabildi. Şu anda o rejimin, o orta sınıflara karşı da çok büyük bir baskı olduğunu görmekteyiz. Son günlerde yeniden idam kampanyaları başlatıldı. İnfazlar gerçekleştirildi. Yani o yüzden savunulabilecek bir rejimle karşı karşıya değiliz. Ve bu rejim ayakta kalmak için her şeyi yapacak.

Rejimin altyapısı var. Rejimin altyapısı sadece diyelim ki yüksek iktidar erbabıyla sınırlı değil. Devrim muhafızları 150 bin kişilik bir elit ordusu. Ordunun gerçekten bir rolü yok fakat bu elit ordunun rolü çok önemli. Ve bu elit ordusu dediğim gibi aynı zamanda İran’da rejimi savunmak için, rejimin korunmasını, bekasını sağlamak için kurulan bir ordu. O yüzden milli bir ordu olarak tanımlanamaz. Rejimin ordusu. Bu aynı zamanda İran’daki en önemli ekonomik güç olan Pasdaran’dan bahsederken sadece askeri boyutuna bakmamak gerekiyor, İran’ın bir numaralı ekonomik gücü. Nasıl ki Türkiye’de OYAK vardı. Şu anda İran’da Pasdaran var. İkincisi rejimin ruhban sınıfı sayesinde sağladığı bir altyapı var. Bu altyapıda 300- 400 bin ruhbandan, molladan bahsedilmekte. Bunların çok az bir kısmı bile rejimi desteklese bu önemli bir gücü sağlamakta ki bu aynı zamanda mahalli bir altyapının oluşması anlamına gelmekte ve bu ruhban sınıfının da çok önemli bir ekonomik gücü var. Yani bu niyadlar, vakıflar sayesinde bu ruhban sınıfı en azından 100 milyar dolarlık bir öz kaynağa sahip.

Üçüncüsü militer ve endüstriyel bir kompleksin oluşması. Kompleksi sadece roketler yoluyla işleyen bir kompleks değil. Aynı zamanda insansız hava araçlarını üretebilen, yoğun bir şekilde üretebilen bir kompleks. Bu kompleksin çökebilmesi, çökertebilmesi çok çok zor. Eğer içten bir dinamiğin gelmesi ya da dıştan karasal bir harekat başlatılmasa bu kompleksin çökertilebilmesi çok zor. Yani o yüzden rejimin düşmesini beklemek şu anda bana çok zor gelmekte. Yarın ne olabilecek bilemiyorum tabii. Yani yeni bir başkaldırı da olabilir. Bir iç darbeden bahsedilmekte, bir darbe söz konusu olabilir. Mujtaba Hamaney’in atanması sanıyorum İran’da devlet içerisinde oldukça bazı sorunlar da yaratmakta. Yani bir yandan devletin devam ettiği mesajların verilmesi fakat aynı zamanda Mujtaba Hamaney teokratik yapı içerisinde önemli bir referans olarak ortaya çıkmamakta. İran’da şu anda ne olup bittiğini görebilmek gerçekten çok zor. Fakat yani elimizdeki verilerle rejimin çökeceğini düşünebilmek en azından kısa bir vadede çökebileceğini düşünmek bana biraz zor gelmekte.

  • Devam eden savaştan etkilenen başka ülkelerin de savaşa dâhil olma olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çin gibi İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasından etkilenen ülkeler dâhil olur mu? Bir de dünya kamuoyu bu savaşı nasıl izliyor?

Onu pek düşünmüyorum. En azından şimdilik düşünmüyorum. Çin kesinlikle askeri maceralardan uzak duran bir ülke. Asya’da nüfusunu güçlendirmek istemekte ve Çin’in Asya dışındaki nüfusu daha çok ekonomik bir nüfus. Orada ABD’nin geri çekilmesi Çin’in işine yaramakta fakat oradan yola çıkarak Çin’in askeri bir güç haline, küresel askeri bir güç haline gelebileceğini düşünebilmek bana çok zor gelmekte.

Rusya tamamen Ukrayna çamurunda ilerleyemeyen bir rejime sahip şu anda. Yani bazen günde 1 km elde edebilmek için 150-200 askerini feda eden bir ülke ile karşı karşıyayız. Rusya’nın kalkıp bir müdahalede bulunabileceğini düşünebilmek bana çok zor geliyor. Kaldı ki Suriye’de rejim düşerken Rusya’nın en ufak bir müdahale imkânı artık yoktu. 2013’te, 2015’te İran ve Rusya Esad rejimini kurtarabilmişti. Fakat şu anda böyle bir imkân yok.

Bence söz konusu olan en önemli konu Arap ülkeleri. Arap ülkelerinde şu anda İran’a karşı çok büyük bir tepki var. Bunun bir nedeni, İran’ın milis stratejisi, özellikle de Irak ve Lübnan’da kullandığı milis stratejisi, Hizbullah’ın kullanılması, Haşd-i Şabi’nin kullanılması, Kürdistan Bölgesi’nin vurulması ve ikincisi Birleşik Emirliklerin, Arap Emirliklerinin, Katar’ın, İran düşmanı olmayan Umman’ın, Suudi Arabistan’ın vurulması. Bu İran’ı Arap aleminde gerçekten izole eden bir noktaya vardırır. Bu ABD’nin işine gelmeyebilir. Çünkü ABD bunları koruyamayacağını gösterdi. Fakat orada da tamamen bir hipotez olarak dile getiriyorum. Koşullu bir şekilde konuşuyorum. İsrail yarın Arap aleminde çok önemli bir nüfusa sahip olabilir. ABD’nin gerçekleştiremediği savunma stratejisini İsrail’le birlikte bu ülkeler geliştirebilir. Bu ülkelerin son dönemlerde İsrail ile oldukça yakınlaştığını bilmekteyiz. Bin Salman’ın sözünü hatırlayınız. 2023 sonuydu sanıyorum. ‘I don’t care about the Palestinians’ (Filistinliler umurumda değil) demişti Salman. Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail arasında çok büyük bir yakınlaşma var ve Bahreyn’le İsrail’in arasında çok büyük yakın ilişkiler var. Yani bundan faydalanabilecek olan kuvvetli bir hipotez olduğunu yeniden dile getireyim. Büyük bir ihtimalle İsrail olacak yarın.

‘Şu an en önemli konu Rojava’

  • Kürtlerin rolü de çokça tartışılıyor? Kürtler bu savaşın öznesi olmasa da etkileyen ve hamle geliştirebilecek bir noktada bulunuyor. Siz Rojhilat’ın konumunu bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürtleri ne bekliyor?

Benim açımdan şu anda en önemli olan Rojava. Rojava’nın ayakta kalabilmesi. Yani 35 yıl önce Kürdistan’ın kalbi Başur’da atıyordu. Irak Kürdistan’ında. Şu anda Kürdistan’ın kalbi Rojava’da atmakta. İmzalanan anlaşma şu anda hala yürürlükte. Kısmen de olumlu sonuçlar vermekte. Fakat aynı zamanda Suriye’nin geleceğinin çok karanlık olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Suriye’de Arap milletçiliğinden uzaklaşma diye bir olgu yok. Suriye’nin bir İslam emirliğine dönüştürülmesi tehlikesi her zaman var. Cihadçılıktan kopmuş olsa bile Ahmet El-Şara bu İslamcılık ideolojisinden kesinlikle ayrılmamış olan birisi ve Suriye’de bir milli istikrar var. Devletten bahsediyoruz fakat Suriye’de bir devlet yok. Aynı zamanda şu anda vetosunu kısmen kaldırmış olsa bile Türkiye’nin Rojava’yı tanıması henüz söz konusu değil. Eğer Türkiye Rojava’yı gerçekten tanırsa o zaman belki bir nefes alabiliriz. Fakat şu anda en önemli konu bence hala Rojava.

Rojhilat’a gelince, şu anda yani İsrail’in stratejisi kısmen buydu. ABD’de sanıyorum bunu destekleyenler vardı; Şah yanlılarının iktidarı ele geçirmesi ve bunu bir isyan yoluyla gerçekleştirebilmeleri. Fakat Şah’ın oğlunun belli bir tesiri olsa bile askeri anlamda bir altyapısının olmadığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Yarın belki durum değişebilir. Ordunun bir kısmı Şah’ın oğluna yaklaşabilir. Fakat bunlar tümüyle hipotetik şeyler ve senaryolar. Şu anda gerçekten bir başkaldırı gücüne sahip olabilen bir gerilla savaşını başlatabilme gücüne sahip olan tek aktör Kürtler ve bu Kürt silahlı savaşçıların çok önemli kısmı şu anda Irak Kürdistan’ında. Bunların bir koalisyon kurmuş olması, bir ittifak kurmuş olması, bu ittifakın ötesinde, diplomatik alanda, askeri alanda komisyonların kurulmuş olması çok çok önemli. Fakat sanıyorum bu ittifak da şunu çok açık bir şekilde görmekte; Kürtlerin kalkıp rejimi değiştirebilme gibi bir gücü yok.

Kürtlerin yapması gereken şu anda her türlü senaryoya açık olmak, her türlü senaryoya hazır olmak fakat kendilerinin kalkıp bir senaryo dayatmaması. Sanıyorum bu temkinli çizgide durmak gerekiyor. Çünkü yani savaşın nasıl biteceğini her halükarda bilmiyoruz. Ne zaman biteceğini de bilemiyoruz. Fakat Kürt hareketinin sadece diyelim 2026 Haziran’ını düşünmemesi, 2030’ları, 2040’ları düşünmesi gerekli. Bu çok uzun erimli bir zaman dilimi. Tahammül edilemeyecek kadar uzun bir zaman dilimi. Fakat aynı zamanda Kürt hareketinin zamanı algılaması gerekiyor. Tam bir zaman algılamasına sahip olması gerekiyor.

Şu anda Kürtler açısından en önemli konu hem Kürt toplumunda hem de bu Kürt partileri arasında var olan dinamizmin korunması, bu dinamizmin heba edilmemesi. Kürtlerin elinde çok büyük bir potansiyel var. Bu potansiyel sadece askeri bir potansiyel değil. Çünkü İran Kürdistanı gerçekten çok dinamik. Yani 35 yıldır insanlar oy vermiyor. İran Kürdistanı’nda artık neredeyse 97’den itibaren seçimler boykot ediliyor. Sanatsal açıdan çok önemli gelişmeler var. Bütün baskılara karşın sosyalizasyon ağları çok güçlü. Bütün bunların korunması gerekiyor. Bu potansiyelin heba edilmemesi gerekiyor. Ve sanıyorum Türk aktörler bunun bilincinde.

  • Türkiye’nin de bu savaşa karşı tutumunu, hedeflerini nasıl okumak gerekiyor. Ki biraz önce Kürtlerin Ortadoğu’daki rolüne işaret ettiniz ve şu anda Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum süreci var. Bu savaşla birlikte sürecin duraklatıldığı değerlendirmeleri var. Siz nasıl değerlendirirsiniz?

Yani sanıyorum Türkiye böyle bir savaşı istemiyordu ve Türkiye bu savaştan korkuyor çünkü Türkiye’nin tutkuları değişmiyor ve en önemli tutkusu Kürt meselesi. Yani Türkiye’nin kalkıp bu tutkudan kurtulamaması, bu Kürt korkusundan kurtulamaması yani 100 yıldır devam eden bir olgu. Sanki Makedonya Sendromu’nun Kürdistan’da yaşanması gibi bir olguyla karşı karşıyayız. Orada hem bilinçli olarak kullanılan, manipüle edilen bir korkudan bahsedebiliriz hem içselleştirilmiş olan bir korkudan bahsedebiliriz.

Halbuki eğer Türkiye hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da Kürt varlığını kabul edebilseydi, bunun meşru, milli bir mesele olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getirebilseydi işler çok daha kolay olacaktı. Fakat Türkiye’nin fikri sabiti Kürdistan.

Bir ikincisi sanıyorum Türkiye İsrail’den korkmaya başladı. Yani son 20-30 yıldır bir kriz yaşanmakta. Özellikle 2009-2010 Mavi Marmara’dan sonra orada da manipüle eden korkularla karşı karşıyayız. Fakat Bahçeli’nin kalkıp Türkiye-Rusya-Çin ittifakının kurulmasını önermesi bile kendi başına bu korkuları dile getirmekte ve bu korkulardan kurtulması gerekiyor. Yani eğer Türkiye gerçekten Kürt meselesinin bir korku meselesi olmasından çıkmasını istiyorsa, Kürt meselesinin tanınması şart. Fakat şu andaki süreçte bu tanınma olgusu yok. Süreç hala Kürt meselesini bir terörizm meselesine indirgemekte, bir emperyalizm ve siyonizm tarafından manipüle edilen bir meseleye indirgemekte ya da işte ‘Kürtler Türksüz, Türkler Kürtsüz yaşayamaz. Biz hepimiz ümmetin bir parçasıyız’ söylemine boğmakta. Bütün bunlar tabii Kürt meselesinin bir kolektif özne haline gelme meselesi olduğunu görmemek, Kürtlerin bir irade sahibi olduğunun düşünülememesi, kabul edilmemesi, Kürtlerin kendi geleceklerini düşünebilme hakkının tanınmaması, bu olgularla karşı karşıyayız. Bu olgulardan dolayı Türkiye’de büyük bir korkunun olduğunu görmekteyiz.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Mahabad’dan bugüne özgürlük arayışı

Sonraki Haber

İmralı’nın kapıları açılmalıdır

Sonraki Haber

İmralı’nın kapıları açılmalıdır

SON HABERLER

İsrail: 24 saatte 170 İran hedefine saldırı düzenledik

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mart 2026

Devlet Bahçeli: Siyaset üzerine düşeni yaptı, artık sıra Meclis’te

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mart 2026

‘İç cepheden’ sevgilerle…

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mart 2026

İmralı’nın kapıları açılmalıdır

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mart 2026

Hamit Bozarslan: Kürtler her türlü senaryoya hazır olmalı

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mart 2026

Mahabad’dan bugüne özgürlük arayışı

Yazar: Yeni Yaşam
31 Mart 2026

İran Kürdistanı Siyasi Partiler Koalisyonu Qazi Muhammed’i andı

Yazar: Yeni Yaşam
30 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır