Türkiye’de ilk “faili meçhul” yazar olarak bilinen ve edebiyata önemli eserler kazandıran Sabahattin Ali, katledişinin 77. yılı (2 Nisan 1948) vesilesiyle başta Yazarlar Sendikası’ınca olmak üzere çeşitli etkinliklerle anılıyor.
***
41 yıllık kısa ömrüne birçok eser sığdıran Sabahattin Ali, yaşamı boyunca zorluklar ve yoksulluklar yaşamış biri olarak muhalif yazılarından dolayı tek parti döneminin hışmına uğramış, mahpus yatmış. Resmi kaynaklara göre Sabahattin Ali; hakkında açılan davalar nedeniyle Bulgaristan’a kaçma girişimi sırasında kendisine rehberlik eden, ordudan ihraçlı Ali Ertekin tarafından 2 Nisan 1948’de Kırklareli’nde öldürüldü. Cesedi aylar sonrasında Bulgar sınırına yakın bir ormanda bulundu. Bu cinayetle ilgili asıl gerçekler ortaya çıkarılmadı… Sabahattin Ali’nin ölümü üzerine olan spekülasyonlar, aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ devam ediyor.
Kaynaklara bakıldığında bu kısa ömründe nice zorluklarla karşılaştığını görmek mümkün: Parasız yatılı olarak geçen bir öğrenim sonunda öğretmen olarak mezun olur. Devletin açtığı sınavı kazanarak iki yıl da Almanya’da okur ve dönüşte çeşitli okullarda Almanca öğretmenliği görevlerinde bulunur. Muhalif kimi yazılarından dolayı devletle başı her zaman derde girmiş bir yazar olarak değişik zamanlarda Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış. Bir zamanlar yazdığı ve sonraları bestelenerek dilden dile dolaşan “Aldırma Gönül” şarkısına söz olacak olan şiiri, denizin hemen kıyısında ama duvarlardan dolayı denizi görmeyen, sadece dalgaların sesi duyulan Sinop Cezaevi’nde yazmıştır. Bu şiir, şimdilerde müzeye dönüştürülen cezaevindeki Sabahattin Ali’nin yattığı hücrede asılıdır:
“Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma…”
***
“İçimizdeki Şeytan” adlı romanı yayınlandığında milliyetçi kesimden tepkiler almış. Dönemin ünlü ırkçılarından Nihal Atsız onunla ilgili yazdığı hakaretler ve tehditler içeren bir yazıya karşılık dava açmış, davayı kazandığı halde tepkilerden kurtulamamış ve görevden alınmış. Sonrasında İstanbul’a giderek Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946-1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, kapatılmış, yazılar hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Bu yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Bir dergide yayımladığı “Ne Zor Şeymiş” başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: “Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi”.
***
Edebiyat yaşamına önceleri şiirle başlamış Sabahattin Ali. Eleştirmenlere göre; Anadolu insanı ve yaşantısına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir bakış açısı getirmiştir. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir.
1937’de yayınlanan ‘Kuyucaklı Yusuf’ adlı romanı Türkiye’de gerçekçi romanının en özgün örneklerinden biri olarak gösterilir.
Sabahattin Ali, hem yazdıklarıyla hem de duruşuyla, dahası ilk ‘faili meçhul’ yazar olarak son derece önemli bir değer.
“Bir gün kadrim bilinirse
İsmim ağza alınırsa
Yerim soran bulunursa
Benim meskenim dağlardır” diyen böylesi bir güzel insan, böylesi güzel eserler yazmış bir yazar olarak katillere inat eserleriyle gönüllerde yaşıyor.