• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Şubat 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Hêlîn Ümit: Entegrasyon Kürt sorununun demokratik çözümü için zorunluluktur

18 Şubat 2026 Çarşamba - 21:57
Kategori: Güncel, Manşet

Hêlîn Ümit, entegrasyon sürecinin yalnızca teknik bir uyum değil, Kürt sorununun demokratik ve kalıcı çözümü için tarihsel bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak, ‘Entegrasyon süreci yalnızca teknik bir uyum meselesi değildir; Kürt sorununun demokratik ve kalıcı çözümü için tarihsel bir zorunluluktur. Bu sürecin, Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu paradigma temelinde ele alınması gerekmektedir’ dedi

Kürdistan Özgürlük Hareketi üyesi Hêlîn Ümit, 27’nci yılına giren Uluslararası Komplo, İmralı’da tecrit, Meclis Komisyonu ve kadın katliamlarına dair Medya Haber TV’de değerlendirmelerde bulundu.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan Uluslararası Komplo’nun 27’nci yılına dair konuşan Helin Ümit şöyle konuştu:

“Uluslararası Komplo’nun 27’nci yılını geride bıraktık. 28’inci yıla girdik. Görkemli bir mücadele ile 28’inci yıla giriyoruz. Ben öncelikle uluslararası komployu gerçekleştiren tüm güçleri bir kez daha kınıyorum. Bitmek bilmeyen öfkemizi belirtmek istiyorum. 27 yıl önce nasıl bu öfke bir ateş topuna dönüştüyse aslında günümüzde de giderek artan bir şekilde uluslararası komploculara karşı öfke giderek büyüyürek devam ediyor.  Ben komployu değerlendirmeden önce bu komploya karşı 27 yıldır süren mücadeleye öncülük eden Önder Apo’ya sevgi ve selamlarımı bir kez daha belirtmek istiyorum. Gerçekten tarihin bu en karanlık oyunu, komplosu Önder Apo’nun sarsılmaz iradesiyle boşa çıkarılmıştı.  Bunun yanında tabii ki sizinle ifade ettiğiniz gibi ‘Güneşimizi karartamazsınız’ şehitleri var. O da bir süreç. Evet 1999 yılında komplo ilk gerçekleştiğinde Önderliğin etrafında ateşten bir çember ören 7’den 70’e, her kesimden, sadece mücadele arkadaşları değil, halktan işte 7 yaşındaki bir çocuktan 70 yaşındaki anaya kadar eyleme geçen bir gerçeklik olduğu. Bu vesileyle o günden günümüze kadar yapılan bütün eylemleri aslında uluslararası komployla mücadeleyle, mücadelede şehit düşen arkadaşlarımız oldular. O anlamıyla tüm bu 27 yıl içerisinde önderliğimizin fiziki özgürlüğü için, uluslararası komployu boşa çıkarmak için mücadele ederken şehit düşen tüm arkadaşlarımızı minnetle, sevgiyle, bağlılıkla anıyorum. Ve elbette tabii ki güç kaynağımız, bu mücadelenin her geçen gün biraz daha büyüyerek gelişmesini sağlayan Kürt halkının özgürlükteki kararlılığı oluyor. O anlamıyla uluslararası komployla mücadelede hep en önde halkımız oldu. İşte sizin de ifade ettiğiniz gibi birkaç gün önce de 15 Şubat’ın 27’nci yıl dönümünü lanetlerken, mücadele ederken yine halkımız dört parça Kürdistan’da, yurt dışında bulunduğu her yerde sokaklarda oldu, meydanlarda oldu. Herkes şunu çok açık gördü ki bu öfke hiç azalmadı. Hatta uluslararası komplo ile birlikte yaşanan bilinçlenme her geçen gün Kürt halkının öfkesini daha fazla biledi ve demokratik uluslaşmaya, Kürt halkının bir ulus olarak hareket etmesinde temel bir mihenk taşı oldu, bir bilinç oldu. O anlamıyla halkımızı da, bu eylemlere katılan tüm halkımızı da sizin aracılığınızla tebrik ediyorum. Teşekkür ediyorum.  Bize verdikleri güç gerçekten bizi ayakta tutan temel kaynak oluyor. Bunu belirtmek istiyorum.”

‘Uluslararası komplo bir olay değil, 27 yıldır süren bir süreçtir’

Gerçekleştiği günden bugüne kadar Uluslararası Komplo’yu hep gündemlerine alarak tartıştıklarını, anlamaya çalıştıklarını belirten Hêlîn Ümit, şunları söyledi:

“Şunu söyleyebilirim.Bu komplonun nasıl gerçekleştiği, hangi güçlerin, hangi aşamada nasıl yer aldığı, amaçlarının ne olduğu aslında önderliğimiz sayesinde yine içine girdiğimiz süreçlerle birlikte önemli oranda aydınlandı. Şunu söyleyebiliriz. Yani işte 9 Ekim’de başlayan 15 Şubat 1999’da sonuca erdirildiği düşünülen bu komploda ABD’sinde İngiltere’sine, İsrail’inden, Yunanistan’ına, Rusya’sından işte çeşitli diğer güçlere; bu güçlerin ne kadar rolü olduğunu artık biliyoruz yani. Kürt halkı bunları biliyor. Uluslararası Komployu kimlerin gerçekleştirdiğini biliyor. O anlamıyla yani nasıl gerçekleştiğinden çok bizim bence odaklanmamız gereken konu niçin gerçekleştiğidir? Bu konuda da yani 27 yıldır tabii tartışıyoruz, anlamaya çalışıyoruz. Böyle bir komplo Kürt halkının başına neden getirildi? Neden öyle bir süreçte Önder Apo hedeflendi? Bununla amaçlanan neydi? Bunları anlamak Gerekli. Bu şöyle de yani şunu söylemek istemiyorum. Aslında önemli oranda bu konuda da bir bilinçlenme var, aydınlanma var. Kürt halkı az önce de söylediğim gibi demokratik uluslaşma sürecinde uluslararası komployla mücadeleyi önemli bir bilinçlenme alanı olarak inşa etti. O anlamıyla dostunu, düşmanını bilen bir halk haline geldi. Yani bu bunda uluslararası komployla mücadele ve bunu anlama düzeyi önemli bir noktada duruyor. Fakat tabii ki tarih şöyle bir alan değil; yaşandı bitti bir olay değil. Yani bize okullarda öğretildiği gibi değil yani. Bir olaylar yığını değil. Yaşanıp geçilen bir olay değil. Önderliğimizin değerlendirmesiyle söyleyeyim. ‘Geçmiş hep güncele akar diyor ‘Önder Apo. Yani geçmişte yaşananlar günümüzü belirler. O anlamı ile günümüzde yaşadıklarımızla geçmişi de hep sürekli yeniden çözümlemek, analiz etmek, anlam vermek mutlaka gerekli. E bu perspektiften baktığımda ne söylenebilir? Yani 27 yıl mücadele ettiğimiz uluslararası komplo için neler söylenebilir? Birincisi bizim uluslararası komployu bir olay olarak ele almamamız lazım. Yani yaşanan bir olay olarak ele almamamız lazım. Devam eden bir süreç olarak ele almamız lazım. Bu mücadelenin içinde aktif yer alan bir hareket olarak, bir güç olarak, bir yoldaşlar topluluğu olarak şunu söyleyebilirim. 1999’da uluslararası komplo gerçekleştikten sonra 27 yıl boyunca uluslararası komplo devam ettirilmek istendi. Yani türlü türlü oyunlarla komplo içerisinde komplo, darbe içerisinde darbe, çeşitli dış destekler sağlanarak bu komplo günümüze kadar sürdürülmek istendi.

Komployu doğru anlamak, bugünü ve mücadeleyi doğru kurmaktır

Herkesin öncelikle bunu çok iyi bilmesi lazım. Yani komployu oldu, bitti, yaşanan bir olay olarak ele almamak lazım. Sürekliliği olan, devam ettirilmek istenen, bir politik gerçeklik olarak algılamak ve ona karşı mücadeleyi de böyle süreklileşen bir politik alan olarak inşa etmek gerekli. Bu mutlaka gerekli. Çünkü bazı kesimler böyle tartışıyorlar.  Mesela güncelde yaşadığımız bu olayları biz bu komployla, bu uluslararası komployla bağlantılı olarak değerlendiriyoruz. Hafife alıyorlar, küçümsüyorlar. Öyle olmadığını savunuyorlar. Ama tarih hem akışkan hem bütünlüklü, birbirinden kesik, kopuk olaylar yığını değil. O anlamıyla günümüzü belirleyen en önemli o olaylardan bir tanesi uluslararası komplo oluyor. Ben bizi takip eden, izleyen herkese öncelikle bunun kavranmasının önemli olduğu belirtmek istiyorum. İkinci husus yani ben mesela bu programa hazırlanırken de şunu kendi zihnimde tartıştım. Evet uluslararası komplonun bir başlangıç noktasını belirlemek lazım. Yani uluslararası komplonun açığa çıkaran zemin nedir? Bunu tanımlamamız lazım.

Zemini cumhuriyet sonrası Kürt inkârına dayanıyor

Şunu söyleyebilirim bu noktada: Yani uluslararası komplonun zemini, bunu oluşturan gerçeklik aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemine gidiyor. Evet, yani mesela şunu söylemek istemiyorum. Kürtlerin daha öncesinde de tarihi var, bir Kürt tarihi var. Hatta Kürtler bu coğrafyanın en eski halkı, ilk isimlenen halkı, ilk toplumsallaşan halkı yani bunu biliyoruz artık.  Tarihsel belgeler bize bunu gösteriyor. O anlamıyla yani belki de bugün işte böyle bir direniş gerçekliğimiz varsa, Kürt kimliği yok edilemiyorsa, böyle varlığında ısrar eden bir halk gerçekliği bir biricik yapı olarak açığa çıkıyorsa bu böyle bir tarihsel olgu olmasına dayanıyor. Böyle bir tarihsel gerçekliğe dayanıyor. Fakat tabii Kürdistan tarihinde bir kırılma noktası var. Dikkat edelim ne Osmanlı döneminde ne onun öncesinde Kürt varlığına dayatılan bir inkar yok, bir soykırım yok. Bir reddediş yok. Kürtler diğer halklar kadar evet baskı görüyorlar, sömürü görüyorlar, çatışmalara giriyorlar, ittifaklar geliştiriyorlar. Fakat varlıklarını yine de var olan koşullar içerisinde sürdürebiliyor. Bu ne zaman tehlikeye giriyor? Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte tehlikeye giriyor. Burada da şuna böyle bir parantez açarak devam etmek istiyorum izninizle. Yani böyle söyleyince biz sanki Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna karşıymışız, Türkiye Cumhuriyeti’ne tümden karşıymışız gibi değerlendirmelerle karşı karşıya geliyoruz. Bahsettiğim o değil. Zira herkes şunu çok yakından biliyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Kürtler asli unsur olarak yer alıyorlar. Kurtuluş Savaşı denilen işte o destansı hikaye yani her yerde anlatılan hikaye, çocukluğumuzun hikayeleri birlikte yürütülen bir mücadelenin sonucu olarak işte Türkiye Cumhuriyeti açığa çıkıyor. Peki yani şimdiki itirazımız neye? Türkiye’nin işte Türkiye Cumhuriyeti’ni açığa çıkartan onun kurulmasını sağlayan bu tarihsel ittifakı,  Kürt Kürt-Türk İttifakı’nın Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra reddedilmesinden kaynaklı olarak sorunlar yaşanıyor. Demek ki bizim uluslararası komployu değerlendirirken öncelikle yani ilgili tüm tarafların görmesi gereken unsur, olgu bu. Yani dikkat edin şöyle bir gerçeklik vardır; Yani Cumhuriyet’in kuruluşunda canhıraş her türlü mücadelenin içerisine giren, bedel veren, onun için can veren Kürt toplumu 1925’ten sonra isyana zorlanıyor ve ondan sonra hep karşısına idam sehpaları çıkarılıyor. Yani uluslararası komplo demek idam sehpası demektir. Bunu bizim böyle anlamamız lazım.

Komployu aşmanın yolu, kuruluş ittifakına dönmekten geçiyor

Ve eğer bu uluslararası komplonun hani ortadan kalkmasından bahsedeceksek ya da uluslararası komplonun aşılmasından bahsedeceksek, bunu Cumhuriyet’in kuruluş esaslarına bağlamak lazım. Nasıl ki 1921’de Kürt-Türk İttifakı gerçekleşti, ona dayalı kurucu meclis oluştu, Türkiye Cumhuriyeti ona dayalı olarak gelişme gösterdi.  İşte yeniden o kuruluş esaslarına dönebilirse Türkiye gerçekliği, o zaman Kürtler üzerindeki tehdit, tehlike, işte uluslararası komplo ortadan kalkabilir. Bunun çok iyi anlaşılması lazım. Bu günümüzü belirleyen bir olgu çünkü. Buradan şuna gelmek istiyorum. Bu komployu da yani Cumhuriyet’in kuruluşundaki bu komplo gerçekliği, Kürtlere 1925’te uygulanan komplo gerçekliği 1999 yılında 15 Şubat’ında tekrar güncellenmek istendi. Neden? Neden bu o zaman gündeme geldi? Çünkü işte 30 yıllık bir mücadelenin sonunda Kürdistan Özgürlük Hareketi Önder Apo aslında Kürt varlığını açığa çıkardı. Kürtler artık siyasi çözümü müzakere eder hale geldi. Bu temelde Önder Apo’nun uluslararası alana çıkma yani Kürt sorununu siyasi yollarla çözme temelinde 98’deki arayışları gündeme geldi. Ne oldu? Uluslararası güçler birleşerek komplo gerçekleştirdi. Nasıl ki Cumhuriyetin kuruluşunda asli unsur dışlanarak Türkiye Cumhuriyeti 50 yıllık bir çatışmaya mahkum edildiyse Cumhuriyetin diğer kalan 50 yılı da 1999 yılında gerçekleşen uluslararası komployla yeniden bağlandı. Esir alındı. Yani Önder Apo’nun esareti Kürt toplumunun esareti değildi. Türkiye toplumunun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin esareti haline getirildi. O anlamıyla bizim bu tarihsel bağlantıları kurarak güncelde mücadele eder hale gelmemiz lazım. Uluslararası komplonun bu temelde değerlendirilmesi ve boşa çıkarılması önemli. Yani önemli gördüğüm en temel husus bu. Elbette şeyi söyleyebilirim. Yani işte uluslararası komplonun amacını hani yoğunlukla tartıştık. Bu da aslında açığa çıkmış temel hakikatlerden bir tanesi oluyor. Yani bu komployla aslında evet, birinci hedef Kürdistan üzerindeki idam sehpalarının kurulmasının devam etmesi. Yani bu ne demek? Eşittir; Kürtlere karşı soykırım ve imha çizgisinin devam ettirilmesi. Uluslararası komplo demek soykırım çizgisi demek. 15 Şubat 1999 demek Kürtlere soykırım günü demek. Bunu böyle anlamak lazım. Fakat ikinci amacı da bu temelde yani Kürtlere dayatılan, Kürt toplumuna, Kürt halkına dayatılan soykırım temelinde yüzyılı kapsayacak Kürt-Türk çatışmasını çıkarmak ve bölge halklarını bununla kontrol etmektir. Şimdi burada tabii bu şeyin temel müsebbibi kim? Başından beri şöyle demedi Önder Apo, bunu herkes bilmeli. Önder Apo hiçbir zaman tek başına Türkiye’yi bu konuda suçlamadı.

 Tehlike çok büyük 

O yüzden komployu isimlendirirken uluslararası komplo. Yani sadece Türkiye’nin kendi başına yaptığı bir şey olarak görmediği, değerlendirmediği bunun uluslararası güçlerce bölgesel plan temelinde Ortadoğu’yu kontrol altına almak için yapılan bir komplo olduğuna hep işaret etti. Yani bugün evet Türkiye’de milliyetçilik o kadar gözleri, akılları kör etmiş ki bu görülmüyor Fakat en büyük tehlike aslında işte bu uluslararası plandan geliyor. O anlamıyla yani bunun çok iyi anlaşılması, çok iyi anlatılması gerekiyor. Yani işte bir 100 yıl önce Kürdistan’ı dört parçaya bölen uluslararası plan da aynı hedefle harekete geçirilmişti. Aynı hedefle hayata geçirilmişti. E şimdi de yani 99 yılında gerçekleşen plan aynı temelde gerçekleşti. Günümüzde de bakıyoruz işte Suriye üzerinden, İran üzerinden, Irak üzerinden benzer planların devrede olduğunu görüyoruz. Bu vesileyle ben şeyi söyleyebilirim. Yani bizim bu konudaki yaklaşımımız çok nettir. Önder Apo, Önder Apo’nun esareti temelinde başta Türkiye halkları olmak üzere bölge halklarının kontrol edilmesi hedeflenmiştir. O tarihsel çıkış hedeflenmek istenmiştir. Yani ben mesela şunu başta Türkiyeli yetkililer olmak üzere ilgili tüm çevrelerin şu konu üzerinde durmasını çok önemli görüyorum yani. Evet mesela uluslararası güçler, küresel kapitalist güçler bir plan yapıyorlar. Bir strateji sahibiler yani. Bölgeye dönük bir stratejileri var. Bu yeni de değil. Yani işte Haçlı seferlerinden beri Orta Doğu’ya dönük Batı’nın yönelimini biliyoruz. Küresel kapitalist sistemin yönelimi biliyoruz. Bu temelde yürütülen savaşları biliyoruz. Onların bir stratejileri var.  Fakat bölge halklarının, bölge halklarını temsil edenlerin stratejileri yok. Yani Mesela bir Türkiye’nin stratejisi yoktur. Şuna strateji demiyorlarsa tabii ki yani mevcut hakim kapitalist sistemin stratejisinin bir aracı olmayı strateji olarak görüyorlarsa, ondan pay almayı strateji olarak görüyorlar bu ayrı bir şey. Şimdiye kadar yani Türkiye’nin Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren devrede olan işte Türkiye stratejisi buydu. Yani batı planlarının bir parçası olabilme, onu temsil edebilme. Bundan dikkat edin şimdi de yani Trump ne dedi diye övünüyorlar. Yok ne kadar işte kabul edilirlik. Yani aslında bu o stratejiye yaranma, o stratejinin bir parçası olma arayışı olarak açığa çıkıyor.  Fakat bölgemizin, halklarımızın kendi öz stratejisine ihtiyacı var. Tehlike çok büyük. Yani o yüzden uluslararası komplo yaşandı bitti denilemez. Komplo bu anlamıyla dışarıdan tahrik ve teşviklerle oyun ve planlarla devam ediyor. Bunun için halklarımızın öz stratejisine ihtiyacı var.

Çözüm, halkların ittifakı ve demokratik ulus projesindedir

Bu da başta Kürt-Türk ittifakı olmak üzere bölge halklarının İttifakı’na dayalı ilişkileri güncellemek, yeniden şekillendirmektir. Yani tarihte de bunun örnekleri var. Önder Apo bunu manifestoda ifade etti. İşte heyetler gidiyor. Mesela açıklamalarda bulunuyor, değil mi? O açıklamalarda ısrarla Önder Apo tarihsel birlikteliğe dikkat çekiyor. İşte Selçuklu döneminde nasıl olduğunu, Kanuni zamanda nasıl olduğunu, daha öncesinde nasıl olduğunu, Türklerin Anadolu’ya nasıl girdiğini, nasıl kaldığını, Kürtlerin kendi üzerindeki tehlikeleri hangi ittifaklarla boşa çıkardığını bunlar böyle şey değil. Yani öylesine söylenmiş değerlendirmeler değil, tehlike gerçekten çok büyük. Bu anlamıyla ben şeyi söyleyebilirim. Tamamlıyorum biraz uzadı farkındayım. Uluslararası komplonun 28’inci yılında uluslararası komplocu güçlere karşı mücadele ederken temel yaklaşımımız bu oyunları görmek, halkların ittifakını gerçekleştirmek, bu temelde de yani bölge halklarının demokrasi ve özgürlük İhtiyacını giderecek bir öz sistemi yaratmak olmalıdır. Ben bu temelde 28’inci yılda bu mücadelede herkese başarılar diliyorum. Bunun temel kriterinin de Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olduğunu, bunu ancak Önder Apo’nun geliştirdiği demokratik ulus, demokratik toplum, demokratik cumhuriyet projesiyle gerçekleştirebileceğimizi bir kez daha sizin aracılığınızla ifade etmek istiyorum.”

‘Rojava’ya yönelik saldırıların hedefi halklar arası çatışmayı derinleştirmekti’

Rojava’ya dönük gerçekleşen saldırılara dair de konuşan Hêlîn Ümit, şunları söyledi:

“Evet biz de Rojava’daki gelişmeleri biraz basından takip ediyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Münih’te en son bir konferans gerçekleşti ve Mazlum Abdi ile İlham Ahmed toplantıya katıldılar. Yani asıl bağlayıcı açıklamalar onların yaptığı açıklamalar. İçinde olan onlar oluyorlar. O anlamıyla belli ki yani şöyle görüyoruz. Belli bir şey var. Belli bir uzlaşma arayışı vardır Rojava’da. Elbette ki işte sizin de dikkat çektiğiniz gibi yani Kürt toplumu öyle değerlendirdi. Önder Apon’un böyle değerlendirmeler olduğu söylendi. Yani ‘İkinci 15 Şubat’ değerlendirmesi olarak, uluslararası komplonun güncellenmesi olarak ifade edildi bu saldırılar. Gerçekten de şöyle bir tehlike ile karşı karşıya kaldı süreç. Yani bunu da bunun da kimler tarafından nasıl yapıldığı anlaşılmaya değerdir. Fakat tüm oklar şöyle gösteriyor. Yani bilindiği gibi Rojava’daki yönetimle yani QSD yönetimiyle Şam yönetimi görüşme halindeyken birdenbire Halep’teki saldırılar gündeme geldi. Aynı dönemde Paris’te bir toplantı olduğu, 6 Ocak’ta bir toplantı olduğu basına yansıdı. Bunlar biliniyor çok tartışıldı. Yani önemli olan burada şunu görebilmek. Yani oradaki taraflar kimlerdi? Paris’te kimler ne üzerine anlaştığı, ne karşılığında anlaştığı. Bunların çok iyi anlaşılması lazım. Şöyle söyleyebilirim tabii ki kapitalist modernite sistemi vicdansız bir sistem, ahlaksız bir sistem. Yani her şeyin pazarlık konusu yapıldığı bir sistem. En kutsal değerlerin bile yani işte en kutsal değer nedir toplumda; kadındır mesela. En fazla pazarlık konusu yapılan bu sistemde kadındır örneğin. Yani hiçbir normu yoktur, ölçüsü yoktur. Yani kapitalist sistemin böyle bir gerçekliği vardır. Şimdi 13 yıl boyunca, 14 yıl boyunca Rojava’da DAİŞ zulmüne karşı direnen bir toplumsal yapı var.  Buna karşı bir darbe gerçekleştirildi. Evet, bir komplo gerçekleştirildi. Bunu böyle anlamak lazım. Ne karşılığında bu oldu? Toprak paylaşımı temelinde oldu yani. Yani bunu çok iyi görmek lazım. Yani mesela Suriye’de İsrail’e verilen pay nedir? İsrail’de Paris toplantısında bir taraftır, görüşmecidir.  Yani ona verilen pay karşılığında Kürtleri bir kez daha mezara koyma, Kürtleri birkez daha yani katliamla karşı karşıya getirme gündeme getirilmiştir yani. Evet bu Önder Apo’nun çabalarıyla yine çeşitli güçlerin Türkiye’den bazı kesimlerin de çabasıyla durdurulmuştur. Yani ben şöyle diyebilirim; Türkiye bir bütün halinde bu sürecin ne kadar içindeydi sorusuna net bir cevabım yoktur yani. Yani onu öyle söyleyebilirim. Fakat Önder Apo’nun müdahalesi gerçekten çok etkili oldu ve bu komployu durdurdu. Halklar arası çatışmayı da durdurdu. Oradaki katliamı da durdurdu. Yani zaten tek durdurabilecek bir güç vardı. O da Önder Apo’ydu. Başka kimse durduramaz yani. Bunu herkesin çok iyi İyi bilmesi lazım. Fakat ben oradan şeye bağlamak istiyorum tabii. Hep şöyle söyleniyor, deniliyor ki yani buradan işte bir Kürt-Arap çatışması çıkarılmak istendi. Evet, o da olabilir. Çünkü küresel güçler, kapitalist güçler kandan besleniyor. Halklar arası çatışmadan besleniyor. Kendi varlıklarını, bölgedeki varlıklarını böyle bir gerekçe üzerine oturtuyorlar. Yani gerekçeyle bölgede kalıyorlar, hakimiyet sağlıyorlar. Bunu bahane ederek varlıklarını sürdürüyorlar. Bu olabilir yani. Ben ona hani bir itirazım yok. Fakat eksik görüyorum bu değerlendirmeyi. Çünkü yani sonrasında biz şunu gördük. Böyle ısrarla bazı kesimler yani böyle Türk-Kürt çatışmasının aslında orası üzerinden geliştirmek isteyen, Kürt milliyetçiliğini de de derinleştirmek isteyen, Önder Apon’un Demokratik Ulus Projesine saldıran, Önder Apon’un işte şu anda bölgede bu savaş iklimine karşı temsil ettiği Barış Ve Demokratik Toplum çizgisine saldıran, bunun boşa çıktığını savunan bir şey oldu. Yani biz buradan şu şunun kokusunu aldık yani. Bunu herkes bilsin. Yani oradaki asıl hedef aslında işte herkes gördü yani Kürt toplumu nasıl ayağa kalktı. Ben herkesi kutluyorum. Yani o yurtseverlikle Rojava’ya sahip çıkan Avrupa’da, Bakur Kürdistan’da, Başûr’da, Rojhilat’ta yani kendisi o kadar saldırı altında olan bir toplumsal yapı. Gerçekten böyle tam bir ulusal ruh açığa çıktı. Ben bunu kutluyorum. İşte açığa çıkan bu potansiyeli, bu birikimi, yani Kürt halkının varlık ve özgürlük istemini bir araya gelme gücünü yani gerçekten böyle bir milliyetçilikle aslında böyle bir Türk-Kürt çatışmasına yönlendirmek isteyen güçlü bir eğilim vardı. Önder Apo tabii ki bunun da önüne geçen bir pozisyonda oldu.

Demokratik ulusta kararlıyız

Bu bizim hareket olarak elbette ki temsil ettiğimiz çizginin kendisidir. Yani ben şöyle söyleyebilirim. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin çıkışından itibaren hiçbir zaman bölge halklarıyla karşıtlık içerisinde olmamıştır. Filistin mücadelesinde Filistin’de şehit vermiştir. Türkiye’de sosyalist cepheyle sosyalist güçlerle birlikte aynı mücadeleyi yürütmüştür. Zaten kendisi yani Haki Karer gibi Karadenizli, Ordulu bir arkadaşın anısına kurulmuş bir harekettir. PKK’nin kendisi Haki Karer’in anısına kurulmuş ve öyle mücadele eden bir harekettir. O anlamıyla Türkiye demokrasisine, Türkiye’nin özgürlüğüne, Türkiye halklarına baştan beri bağlı olan bu temelde de hep mücadeleyi çözüm arayışını buna oturtan bir hareket olmuştur. O anlamıyla bu son dönemdeki bu saldırıyı da görmek lazım. Yani bu yani 2’nci 15 Şubat komplosu diyoruz ya bu anlamıyla da benziyor. Yani 99’daki uluslararası komploya benziyor. 1925’deki Cumhuriyetin kuruluşunda 1’nci soykırım saldırı planındaki gibi de yani halkları karşı karşıya getirmeyi hedefliyor. O anlamıyla şeyi söyleyebilirim. Yani Rojava’da böyle bir durum vardır. Ateşkesin durumunu biz de takip ediyoruz. Yani somut olarak sorduğunuz soruya ilişkin de onu söyleyebilirim. Takip ediyoruz. Yani yapılan açıklamalar daha çok şu yönlüdür. Hani bazı konularda ilerleme olduğu bazı maddelerde, entegrasyon konusunda. Bazı maddelerde ise yani tam bu uzlaşmanın sağlanamadığı. Elbette ki bunların hepsi mücadele konusu. Fakat zaten Kürdistan Özgürlük Hareketi olarak biz halkların kurtuluşunu hiçbir zaman devletleşmede, ayrı devlet olmada, ulus devlet olmada görmedik. Ulus devletçiliğin yani işte o Münih konferansında da ne dendi? Denildi ki küresel sistem çöktü. Çöken hangi sistemdir? Ulus devlet sistemidir. Çünkü ulus devlet gittiği her yere çatışma taşıyor. Gittiği her yeri kan deryasına dönüştürüyor. Bizim çözümümüz demokratik ulus çözümüdür. Halkların birlikte yaşam çözümüdür. O anlamıyla biz bu çözümümüzde ısrarcıyız. Bunu da geliştirmekte kararlıyız diyorum.”

 ‘Umut hakkı’ 

“Umut hakkı”na dair konuşan Hêlîn Ümit, Devlet Bahçeli’nin buna dair açıklamalarının önemli bir gündem yarattığını kaydetti. “Umut hakkı” tartışmalarının önemli olduğunu fakat devletin “cebinden çıkarıp verdiği” ekstra bir hak olmadığına dikkat çeken Hêlîn Ümit, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına dikkat çekti. Hêlîn Ümit, “Önder Apo bu çerçevede süresini tamamlamış. Aslında kazanılmış bir hak olan, uygulanması gereken bir şeyi uygulayıp-uygulamamayı tartışmayı bize bir minnet gibi sunmak, çok geri bir nokta. Bazı adımlar tartışılıyor fakat bu kadar utangaçça, tereddütlü, çekinceli olmasını yadırgıyoruz. Bu kaygı ve şüphe yaratıyor. Bende kaygı ve şüphe yaratıyor. Oysaki bu kadar iddialı cümleler kurulacak; ‘Yeni Türkiye yüzyılı’ denilecek, ‘Kürt-Türk ittifakının güncellenmesi’ denilecek, ‘Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk olmaz’ denilecek, ‘İç cepheyi güçlendirme’ denilecek, Türkiye’nin beka sorunu olduğu söylenecek, Ortadoğu’daki oyunların Türkiye’yi hedeflediği ifade edilecek. Bu kadar radikal söyleme bu kadar gevşek ve ağırlığı tartışılır adımlarla karşılık vermek tezattır. Bu anlamıyla şunu söyleyebilirim; siyasi irade zayıflığı var Türkiye’de.  Evet Bahçeli’nin konuşmalarına Önder Apo büyük önem atfediyor, biz büyük önem atfediyoruz. Bir muhataplık, tartışma zemini olarak görülüyor bu. Fakat siyasi irade zayıflığı vardır. Ve bu iktidar kanadında var. Bu giderilmezse süreç -çok popüler bir kavramla söyleyeyim- enfekte olur, oyunlara açık hale gelir” şeklinde konuştu.

‘Demokratik entegrasyon eleştiri ve tartışmayla gelişir’

Kimilerinin yaptıkları değerlendirmelerden rahatsız olduklarını belirten Hêlîn Ümit, “Niye taleplerinizi dile getiriyorsunuz? Niye bu konuda eleştiri yapıyorsunuz? Yani istiyorlar ki, tümden tek taraflı olarak kendi hükmünü icra etsin, kendisini dile getirsin, dayatsın. Fakat yani sonuçta bir sorun var. Bir süreç yürütülüyor. Birileriyle yürütülüyor. Diğer kesim -yani biz- hiç konuşmayalım, değerlendirmeyelim, eleştiri yapmayalım. Böyle çok geri bir yaklaşım da mevcuttur. Oysa ki eğer gerçekten demokratik entegrasyon dediğimiz süreç gelişecekse; ki Önder Apo bunu geliştirmekte ısrarlıdır. Biz de Önder Apo’nun liderliğinde, öncülüğünde, onun yönetiminde demokratik entegrasyon sürecine açık olduğumuzu beyan etmişiz. O zaman bu sürecin demokratik ölçülerde, tartışmayla yürümesi lazım. Mesela Türkiye yönetiminin eleştirilere açık hale gelmesi lazım. Bundan rahatsızlık duymaması lazım. Bir taraf her istediğini her şekilde hem de her türlü üslubu kullanarak ifade edecek, fakat söz konusu Kürt Özgürlük Hareketi tarafı ve Önder Apo olduğunda böyle sürekli kendisine otosansür uygulaması, düşüncelerini söylememesi, taleplerini dile getirmemesi, bu işin nasıl yürüyeceğini söylemesi engellenmek istenecek. Bu olamaz. Bu sürecin ruhuna aykırıdır. Her şeyden önce herkesin sürecin ruhuna uygun hareket eder hale gelmesi lazım” ifadelerini kullandı.

‘İmha dilinin terk edilmesi şart’

Gündemlerinde demokratik entegrasyonun olduğunu belirten Hêlîn Ümit, bunun üzerine çalışma yürüttüklerini kaydetti. Hêlîn Ümit, “Demokratik entegrasyonun gerçekleşebilmesi için Türkiye’de demokratik yasaların çıkması lazım. Demokratik entegrasyon karşısında bir demokratik cumhuriyet ister. Bunun gerçekleşebilmesi, demokratik entegrasyonun olmasını sağlayacak şey; Türkiye’de demokratikleşmenin gelişmesi ve yasaların buna göre oluşmasıdır. Bir bunu böyle tartışmak, gündemde tutmak lazım. İmha ve asimilasyon yöntemlerde ısrar ederek demokratik entegrasyon olmaz. Dikkat edin her gün Türk medyasında, ‘Bitti, bitirdik, terör, terörist, terörist…’ Böyle devam ediyor.  Üslup insanın aynasıdır. Hangi üslubu kullanıyorsan sen öyle bir karakterdesin, öyle bir insansın.  Sen her gün, ‘Bitti, bitirdik, tükettik, tükendiler’ dersen; sana derler ki, ‘O zaman sen bunları bitirmeyi, yok etmeyi, imhayı, asimile etmeyi hedefliyorsun.’ O yüzden bu dilin mutlaka terk edilmesi lazım” diye belirtti.

‘Demokratik entegrasyon sürecini yürütebilecek tek güç Önder Apo’dur’

Demokratik entegrasyon sürecinin nasıl yürüyeceğini netleştirmek gerektiğini dile getiren Hêlîn Ümit, “Bu konuda herkesin çok iyi bilmesi gereken bir şey var. Bu entegrasyon sürecini tek bir kişi yapabilir; Önder Apo yapabilir. Yani demokratik entegrasyon süreci gelişecekse başka hiç kimsenin böyle bir gücü, potansiyeli yoktur. Kürt halkı başka kimseyi dinlemez. Daha 2 gün önce sokak röportajları vardı. Amed’de yapılmıştı, izledim. Halkımız ne kadar bilinçli. Rojava’dan yapılmış sokak röportajları vardı. Halkımız ne kadar bilinçli. O kadar kara propaganda, Önder Apo’ya dönük saldırılar var ama kesinlikle Önder Apo’nun liderliğinde, öncülüğünde, Önderliğinde ancak adım atabileceğini, onunla ikna olabileceğini ortaya koyuyor. Bu bizim açımızdan, hareket olarak çok açık söyleyebilirim; kadınları mesela kimse ikna edemez. Önder Apo dışında Kürdistan Özgürlük Hareketi içerisinde PAJK’lı kadınları hiç kimse yani ikna edemez. O yüzden demokratik entegrasyon sürecini Önder Apo’nun birebir yürütmesi lazım. Onun konumunun belirlenmesi lazım. Bugün DEM Parti Eş  Genel Başkanı Tuncer Bakırhan bir çağrı yaptı. Liderler Zirvesi olsun. Liderlere çağrı yapıyorum bu konuyu tartışalım’ dedi” şeklinde konuştu.

‘Silahlı mücadele stratejisini geride bıraktık’

Strateji değiştirdiklerini ve silahlı mücadele stratejisine son verdiklerini belirterek, bunda samimi olduklarının altını çizen Hêlîn Ümit, “Bunun kalıcılaşmasını isteyenler, sorumlu şahsiyetler bir araya gelmeli ve Önder Apo’nun pozisyonunu netleştirmelidir. Bu olursa demokratik entegrasyon olur, başarılır. Şunda iddialıyız. Türkiye’de bir demokrasi boşluğu var. Demokrasi cephesi boşluğu var. Demokratik siyaset alanı boş. Nasıl ki Cumhuriyetin kuruluşunda ‘Kürtler, İslamcılar, sosyalistler’ dışlandı diyoruz. Türkiye’de sol da dışlandı. Biz Türkiye’nin sol kanadı olmaya hazırız. Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik sol kanadını oluşturabiliriz. Bu konuda iddialıyız. Biz birikimimiz de var. Bu Türkiye’ye çağ atlatır. Türkiye’yi çok ileriye taşır. Yani Türkiye’deki bütün sorunlara; ahlaki, ekonomik, toplumsal tüm sorunlara çözüm ancak böyle bir gelişmeyle olur. Tek yönlü sağ, milliyetçi gelişim Türkiye’yi tanınmaz hale getirdi. Türk toplumunu Türklükten çıkardı. Ben Türkiye toplumunu biliyorum, tanıyorum. Türkiye insanı böyle değildi. Türkiye insanı tanınmaz hale geldi. Kendi değerleriyle kopar hale geldi. Yani uyuşturucu kullanma yaşı 8’e, 9’a indi. Sokaklar mafya alanı haline dönüştü. Bunu yapan bu gerçekliktir. Ama toplumculuk, ama sol, ama sosyalizm, bunun açığa çıkaracağı sinerji, Türkiye’deki düşünce değişimi, evrimi, çatışması… Düşünceler, söylemler çatışsın, bunlar karşı karşıya gelsin. Bunlardan daha iyisi, yenisi, daha güzeli açığa çıkar. Biz buna inanıyoruz. Bu temelde de sürecin gelişmesine ve komisyon çalışmalarını takip ediyoruz” diye belirtti.

 Basının dili ve rolü 

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başından beri Abdullah Öcalan’a yönelik kimi medyanın “kirli” diline dair soruyu yanıtlayan Hêlîn Ümit, şu ifadeleri kullandı:

“Bende basın işleriyle biraz geçmişte uğraştım, biliyorum. Hep derler ya, ‘Bağımsız, özgür, tarafsız medya’ falan. Geçmişte varsa bile günümüzde yok. Günümüzde öyle bağımsız, özgür, tarafsız medya yok, hele Türkiye’de hiç yok. Özel savaş sistemi olarak kurulması, Kürtlere karşı imha savaşı içerisinde şekillenmiş olması, Türkiye Cumhuriyeti’nin var olan demokrasi kırıntılarını da, demokratik kurumların kırıntılarını da ortadan kaldırmıştır. Türkiye’deki medyanın hemen hemen hepsi belli sermaye, iktidar grupları ile çalışıyorlar. Onların sözcülüğünü yapıyorlar. O anlamıyla da bu medya gruplarından, basın yapılarından, örgütlerinden objektif bir dil beklememek lazım. Ben beklemiyorum mesela. Öyle de izlemiyorum, bakmıyorum. Hepsini temsil ettiği bir siyasal çizgi, bir ideolojik dünya, bir paradigma var. Fakat niye saldırıyorlar? Ben halkımız için şöyle bir ölçü koyabilirim; kim böyle bir zehirli dil kullanıyorsa bilsinler ki orada bir darbe habitusu vardır. Darbe yaşam alanı vardır. Bir darbe gerçekliğini yaşatmak isteyen yapı vardır. Bu dil sahipleri öyle kendiliğinden konuşmuyorlar. Bunlar konuşturuluyorlar, bir yere bağlılar. Elbette ki hepsini söylemiyorum. Çok değerli gazeteciler de var. Gerçekten bu sürecin gelişmesini isteyen aydın insanlar var. Böyle Türkiye’deki korkuyla, biraz ürkeklikle de olsa gerçekten bu sürece katkı sunmaya çalışanlar da var. Fakat ana akım medya denilen bu hakim medya, esasta iktidarın ve siyasi yapıların verdiği ayara göre konuşuyor. Bu konuda hiç kimse bize şöyle diyemez; ‘Biz kontrol edemiyoruz, medya bağımsızdır.’ Bu iş böyle değil. Amerika’da da böyle değil. Nasıl ki işte Amerika’da, İngiltere’de, Almanya’da çıkan yayınlar da böyle değil onlar da belli bir iktidar kanadını ve siyasal çizgiyi temsil ediyorlar. Söz konusu Türkiye gibi Kürtlerle savaş içerisinde şekillenmiş bir özel savaş sistemi ve antidemokratik yapı olduğunda daha fazla bu böyle. O anlamıyla biz medyada yapılan değerlendirmeleri böyle değerlendiriyoruz.  Siyasal yapılarla ilişki çerçevesinde değerlendiriyoruz. Bunların önemli bir kısmının şöyle bir hedefi var; özel savaşın aparatı konumundalar. Sözde bu yayıncılıkla bizim üzerimize baskı kurduklarını düşünüyorlar. Onlara bu rol verilmiş. Türkiye toplumunun çözüme inanmasının önüne geçmek istiyorlar. Türkiye toplumunun Önder Öcalan’ın paradigmasından, bizden etkilenmesinin önüne geçmek istiyorlar. Korkuyorlar yani. Bizimle Türkiye toplumunun buluşmasını istemiyorlar. Mevcut medya gücü daha fazla bizim dünya görüşümüze yakın insanlar çıkabilirlerdi. Onlarda tartışmalara katılabilirlerdi, görüşlerini özgürce, rahatça söyleyebilirlerdi. Bir iki kere çıkardılar mesela böyle katılımcıları. Biraz farklı konuştular adeta linç edercesine. Özgür medya böyle olamaz ki. Herkes  düşüncelerini özgürce söyleyebilir, saygı görür. Yanlışta bir şey söyleyebilir ama görüyor mu görmüyor mu önemli olan budur.  O anlamıyla mevcut medyanın durumunu böyle değerlendirmek böyle görüyoruz. Biz böyle bakıyoruz, böyle değerlendiriyoruz, böyle takip ediyoruz. Ben halkımıza da  dostlarımıza da  medyayı böyle izlemelerini tavsiye ediyorum. Medyaya bilinçli bakmaları lazım. Öyle bir özgür basın mevcut durumda yoktur. ”

  8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve yaşanan kadın katliamlarına dair de konuşan Hêlîn Ümit, “Bu çok önemli bir konu. Şimdiye kadar tartıştığımız bütün konular aslında bu konuyla ilgilidir diyebilirim. Kadın özgürlüğüyle, kadının içinde bulunduğu durumla ilgilidir diyebilirim. Bu esas tartışmamız gereken konuların başında geliyor. 8 Mart  atmosferine girdik.  Dile getirdiğimiz problem, sorun karşı karşıya kaldığımız vahşet, dehşet 8 Mart’ı daha da önemli hale getiriyor.  8 Mart dünya kadınlarının eylem günü. Öncelikle işçi kadınlarının fakat dünya emekçi kadınlarının, dünya kadınlarının mücadele günü olarak sembolleşti. Ben bu vesileyle tüm kadınların 8 Mart’ını şimdiden kutluyorum. Tüm kadınları kastik katil zihniyetine karşı mücadeleye çağırıyorum. Tüm kadınlar sokaklarda, meydanlarda olmalı, mücadele etmeliler.  Fakat tabii sorun sadece 8 Mart’ta sokaklara çıkmak, eylem yapmak değil. Köklü sorunlarımız var. Yani kadınlar olarak çok ciddi saldırılarla, tehlikelerle karşı karşıyayız. Bunu anlamamız lazım. Bunu çözmemiz lazım” diye konuştu.

Hêlîn Ümit, şöyle devam etti:

“En kahırlı, en zulmani yaşamın kadına reva görülüyor. Çünkü şöyle bir şey var; dünya sistemi, mevcut erkek egemenlik sistem kadın köleliği üzerinden yükseliyor. Yani kadının mahkûm edildiği mülkiyet düzeni, mevcut uygarlığın temeli. Eğer kadın bu düzenin bir parçası haline getirilmese ya da onun bir nesnesi haline getirilmese, bir sömürü nesnesi haline getirilmese aslında bu sistem kendisini sürdüremez. Hem kadına hem kadının yarattığı tüm değerlere 30 bin yıl önce nasıl el koyulduysa, günümüzde de aynı kastik katil zihniyetiyle, aynı katliamcı zihniyetle saldırı devam ediyor. 30 bin yıl önce elinde obsidyen taşı, silahı varsa onunla kadını katledip, onu teslim aldıysa; bugün günümüzde de daha farklı araçlarla; tabancayla, keleşle, bıçakla, aynı katliamcı zihniyetle kadını köleleştirme ve mülkleştirme zinciri devam ediyor. Yani özde değişen bir şey yok, biçimde değişen şeyler var. İnsanın aklı almıyor. Türkiye toplumunu tanıyorum. Türkiye toplumunda bu kadar saygısızlık, bu kadar saldırı asla yoktu. Şimdi dediğiniz gibi kadınları doğrayıp doğrayıp… İnsanın hafızası almıyor. Böyle bir dehşet düzeniyle karşı karşıyayız. O anlamıyla hem bugün vesilesiyle hem de yaşananlar vesilesiyle bizim kendi durumumuzu kadınlar olarak değerlendirmemiz lazım. Kadınlar olarak kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Biz bu zor ve şiddetle tutuluyoruz. Bu şiddet olmazsa aslında kadının özgürlüğe ihtiyacı, kadının özgürlük eğilimi, kadının toplumsallık eğilimi başka bir sistem yaratacak, başka bir uygarlık sistemi yaratacak, başka bir modernite yaratacak yani. Ama dikkat edin günlük kadına uygulanan faşizm, kadın kırımla biz böyle bir sürecin parçası haline dönüştürülüyoruz. O anlamıyla kadınlar olarak daha fazla bilinçlenmeye, örgütlenmeye, bir araya gelmeye, tartışmaya ihtiyacımız var. Bunun kapitalist sistemle bağı var.”

Antikapitalist kadınlar 

Kapitalizm döneminde kadın üzerindeki zulüm, baskı, şiddetin farklı bir boyut kazandığını söyleyen Hêlîn Ümit, “Bunu görmemiz lazım. O yüzden her kadının antikapitalist olması lazım. Kapitalizmin kadına sunduğu tek bir özgürlük var; kendini pazarlama özgürlüğü. Yani eğer bir kadın yaşayacaksa, ayakta kalacaksa kendisini iyi bir şekilde pazarlayabilirse, kendisini iyi bir şekilde sunabilirse ayakta kalabilir. Tek sunulan özgürlük budur. Bu çok ağır bir durumdur. Yani kadına dayatılan metalaşma, meta haline gelme ve bunu içselleştirerek sürdürmesi çok ağır bir durumdur. Bu anlamıyla bizim kadınlar olarak kesinlikle antikapitalist olmamız lazım. Kapitalizme karşı en aktif mücadeleyi kadınlar cephesinden yürütmemiz lazım. Bugün en ufak bir eşyanın sunumu bile kadınla birlikte yapılıyor. Kadınlar olarak her şeyimiz paramparça. Duygumuz, düşüncemiz, bedenimiz parçalanıyor. Her bir parçasına ayrı bir fiyat biçiliyor, ayrı bir sunum oluyor. Ama yani kadın yok. Kadın olarak biz kimliğimizi kaybediyoruz. Kadın olarak varlığımızı, kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, ne istediğimizi, bir değerimiz olduğunu, biz bunu kaybediyoruz bu sistem altında. O yüzden bizim kadınlar olarak bu 8 Mart’ta bu bilinçle yaklaşmamız gerekli. Ve kesinlikle kapitalizme karşıtlık temelinde bilinçlenme, örgütlenme, birbirine örgütlenme, sahip çıkma mutlaka olmalı. TJA’nın da bu çerçevede yaptığı bir açıklama oldu. 8 Mart’ın startını verdiler. Ben tüm Kürt kadınlarını bu çerçevede eyleme, sokaklara davet ediyorum” şeklinde konuştu.

Hêlîn Ümit devamla şunları söyledi:

“İktidarlar, egemenler, erkek egemenliği yönetim olgusunu kadın üzerinden deneyerek hep yürütmüşler. Yani toplumun geneline de kadın gibi yaklaşıyorlar. Kadınsılaştırıyorlar, karılaştırıyorlar. –Onu da Önder Apo’nun tespitiyle söyleyeyim- Şu anda Kürt toplumunun özgürlüğüyle, Kürt toplumunun varlık mücadelesiyle; Kürt kadınının özgürlük, varlık, kimlik, var olma mücadelesi birlikte yürüyor. O yüzden Kürt kadını her zamankinden daha fazla Önder Apo’ya, Önder Apo’nun temsil ettiği demokratik sosyalizm çizgisine, onun gösterdiği kurtuluşa katılmalı ve çevresini de katmalı. Genç kızlarımız gerçekten heder olmamalı. Genç kızlarımız bu katliamcı kültür altında parçalanmamalı. Tüm Kürt kadınlarına böyle bir çağrı yapmak istiyorum. Son olarak şunu da söyleyerek tamamlayayım. Türkiye’deki feminist hareket, kadın hareketleri açısından da bir çağrım var. Ben aslında şöyle bekliyordum tabi ki.  Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladıktan sonra Türkiye’deki kadın hareketinin bu sürece daha güçlü sahiplenmesini bekliyordum. Fakat bu konuda böyle biraz ketum davranma hali devam ediyor. Onu öyle söyleyebilirim. Oysaki, cinsiyetçilik milliyetçiliği, milliyetçilik militarizmi, militarizm bir döngü olarak cinsiyetçiliği sürekli geliştirir. Eğer Türkiye toplumunda Türkiyeli aydın, feminist kadınlar, barış isteyen kadınlar varsa ve bu kadınlar bir rol almak istiyorlarsa Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde daha aktif yer almalılar. Bu sürece sahip çıkmalılar. Çünkü bu aynı zamanda özellikle Türkiye kentlerinde kadına dönük cinsiyetçiliğin nedeni olan savaşın ortadan kalkmasını sağlayacak. Kürdistan Özgürlük Hareketi, Önder Apo’nun ortaya koyduğu kadın özgürlük çizgisi ve ideolojisi, Kürdistan’da genel olarak toplumda çok ciddi bir bilinçlenmeyi açığa çıkardı. Özgür oldu demiyorum. Özgürlük ayrı bir zeminde tartışmamız gereken bir şey ama hem kadında hem erkekte çok önemli bilinçlenme var. Mesela Kürdistan’da kadınlar kadar erkekler de ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganıyla meydanlara çıkıyorlar. Rojhilat’ta, Başur’da, Rojava’da çıkıyorlar, Başur’da çıkıyorlar. Rojava’da değil mi bir savaşçı kadının örüğüne dönük saldırıyla nasıl bir infial ortaya çıktı. Kürt toplumu 7’sinden 70’ine; 70 yaşındaki bir dede eşinin saçını örüyordu sembolik olarak. Ama bu yani kırıldı, böyle bir gerçeklik var. Şunu demek istiyorum. Sosyal devrim, sosyal gelişme, ilerleme Kürdistan’da Önder Apo sayesinde gerçekleşti. Bu var. Yeterli değil. Halen yani geri zihniyet var. Halen erkek egemenliği ile mücadele etme gereği var. Halen bunun sistem kazanması ihtiyacı var. Fakat Türkiye daha beter bir durumda. Buna gelmek istiyorum. Yani Türkiye toplumundaki cinsiyetçilik, at başı ve bunun Kürdistan’daki imha ve soykırım savaşıyla, saldırılarıyla yakından bağlantısı var. Ona karşı çıkmak Türkiye’deki kadının özgürlüğüne sahip çıkmak demektir. Orada ‘savaşa hayır’ demek Türkiye’de kadın özgürlüğünü istemek demektir. Böyle bir diyalektik ilişki var. Bunun çok iyi anlaşılması lazım. Yani ben bu temelde Türkiyeli kadınları da hem Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sahip çıkmaya, Önder Apo’yu anlamaya, kadın özgürlük çizgisi etrafında başta Kürt ve Türk kadınları olarak bir araya gelmeye ve Türkiye’yi yeniden inşa etmeye çağırıyorum.”

Gençlere çağrı 

Gençlere de çağrıda bulunana Hêlîn Ümit, son olarak şunları söyledi: “Evet, Kürdistan gençliği son dönem açısından şunu söyleyebilirim. Gerçekten yani işte 27 yıl önce uluslararası komployu gerçekleştirenler  Önder Apo’yla Kürdistan’daki gençlik arasına mesafe koyacağını düşündü aslında. Fakat uluslararası komployla mücadelede yetişen gençlik çok daha eskiyi de aşan yüksek bir bilinçte bir gençlik açığı çıktı. Bunu son eylemlerde de gördük.  Yani Avrupa’da, Rojava’da işte İstanbul’da, Amed’de, Batman’da, Van’da, Rojhilatlat Kürdistan’da, Başûrê Kürdistan’da gençler kafile kafile örgütlendiler, Rojava’yı savunmaya gittiler. Demek ki yani şunu söyleyebilirim. Kürdistan gençliği şahsında demokratik ulus çözümü kazanmıştır. Yani bu zihniyette gerçekleşmiştir. O anlamıyla ben şeyi söyleyebilirim. Kürdistan gençliğinde Önder Apo karşısında çok önemli bir duyarlılık var. Çok önemli bir bilinçlenme var. Fakat şunu söylemek istiyorum Kürdistan gençliği açısından. Daha fazla Önder Apo’yu tanımaları lazım. Yani böyle bir duygusal bağlılık var. Bir şey var. Böyle bir ulusal bilinç ve demokrasi mücadelesinin içerisinde, özgürlük mücadelesi içerisinde kendine öncülük biçme var. Bu elbette ki bizi böyle nasıl söyleyeyim geleceğimizi garanti altına aldığımızı gösteriyor. Gelecek gençlik şahsında garanti altına alınmıştır. O anlamıyla şunu da çok iyi bilmeleri lazım; Önder Apo aslında hep şunu söyledi geçmişte. Dedi ki ben aslında yani bu hani özellikle Suriye’de yürüttüğü eğitim çalışmaları açısından dedi ben aslında başka bir mevzide de bu çalışmaları devam edebilirdim. Fakat Kürdistan gençliğinin eğitim ihtiyacı beni bu mevzide tuttu. Yani Önder Apo hep gençlerle çalıştı. Bundan sonra da Önder Apo gençlerle çalışacak. Kürdistan gençliği Önder Apo ile çalışmaya kendisini daha iyi hazırlamalı, daha iyi motive etmeli ve bu konuda kendisini daha fazla geliştirmeli. Böyle olursa yani Demokratik Modernite kazanacak, demokratik sosyalizm kazanacak, demokratik ulus kazanacak. Kürdistan gençliği kazanacak.”

Kaynak: MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Lübnan’a geçmeye çalışan Kobanêli bir aile kaçırıldı

Sonraki Haber

Silêmanî’de araca dronla saldırı iddiası: Bir kişi yaşamını yitirdi

Sonraki Haber

Silêmanî’de araca dronla saldırı iddiası: Bir kişi yaşamını yitirdi

SON HABERLER

Medyanın barışla imtihanı          

Yazar: Yeni Yaşam
18 Şubat 2026

Alt emperyalizm, Rojava ve Suriye

Yazar: Yeni Yaşam
18 Şubat 2026

Özel savaş politikalarına karşı şiyar be

Yazar: Yeni Yaşam
18 Şubat 2026

Önder Abdullah Öcalan yürütme gücü olmalıdır

Yazar: Yeni Yaşam
18 Şubat 2026

Ulusal birlik ön planda

Yazar: Yeni Yaşam
18 Şubat 2026

İdam cezası verilen Rojhilatlı Abdullahzade için çağrı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Şubat 2026

DEM Parti Iğdır İl Eşbaşkanı Kaynar ev hapsiyle tahliye edildi

Yazar: Yeni Yaşam
18 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır