DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eşsözcüsü Murad Mıhçı ve gazeteci-yazar Pakrat Estukyan süren adaletsizlik ile toplumsal sonuçları ve Dink’in mücadelesini gazetemize değerlendirdi
Duygu Kıt
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de katledilmesinin üzerinden 19 yıl geçti. Aradan geçen zamana rağmen dava dosyası kapanmadı; aksine, her yıl daha da büyüyen bir adalet boşluğuna işaret eder hale geldi. Yıllar içinde açılan ve birleştirilen davalar, sanıkların ifadeleri ve resmi belgeler, cinayetin münferit olmadığını; milliyetçi, devlet içi yapılarla ilişkili bir ağın varlığına işaret etti. Ancak bu ağın siyasi ve bürokratik boyutlarına hiçbir zaman tam olarak dokunulmadı. Hrant Dink’in öldürülmesi, Türkiye’deki Ermeni toplumu için de derin bir kırılma oldu. Cinayet, Ermenilerin kamusal alanda var olma, konuşma ve itiraz etme hakkının güvencesiz olduğunu, açılan davaların cezasızlığa hizmet ettiğini gösterdi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eşsözcüsü Murad Mıhçı ve gazeteci-yazar Pakrat Estukyan süren adaletsizlik ile toplumsal sonuçları ve Dink’in mücadelesini gazetemize değerlendirdi.
DEM Parti MYK Üyesi, Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eşsözcüsü Murad Mıhçı, 19 yıldır süren cezasızlığın ve yüzleşmeme ısrarının sonuçlarının yerinde anlaşılabilmesi için sürece Dink ve Dink öncesi olarak bakmakta yarar olacağını ifade etti. Mıhçı şunları söyledi: “Hrant öncesi özellikle tüm azınlık gruplar gibi Ermeniler de -azınlık grubu olan en fazla toplum olarak- özellikle politik çevrelerde kendilerini ifade etme noktasında içe dönük bir toplum halinde yaşıyorlardı. Hrant sonrasında belli bir kesim, özellikle genç kesim -ki bunlardan bir tanesi de benim- cesaret bulup politik alanda da hem kimliğimizi hem de siyasi görüşümüzü ifade etmeye başladık. Ermeni toplumu içerisindeki gençlerden oluşan bir grup da Agos’un çıkışıyla cesaret buldu. Ve bunun en önemli mimarlarından bir tanesi de Hrant’tı.”
‘Nüfus büyük oranda azaldı’
Mıhçı, katliamla ve inkâr politikasıyla yüzleşmemenin hem birçok cinayetin önünü açtığının hem de demokratikleşme çabalarına ciddi zararlar verdiğinin altını çizdi. Ermeniler için yeniden bir yerinden edilmenin yaşandığını belirten Mıhçı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne yazık ki biliyoruz ki Hrant’ın gerçek failleri bulunsaydı bugün birçok faili meçhul, faili belli olan kırımlar, Tahir Elçi’den Sevag Balıkçı’ya birçok aydına ve insana saldırılar olmayacaktı. Detaylı yüzleşilmediğinden dolayı bu korku hali diğer toplumlara da artarak devam etti. Türkiye’de Ermenilerin nüfus sayıları ciddi anlamda azaldı. Hrant’ın katledilişinden sonra konuşulabilen, yazabilen, siyasette görünen, Ermeni toplumu için kültürel açıdan değer bulan insanların birçoğu tekrar evlerine döndü veya yurt dışına gitti. Açılan çeşitli kültür dernekleri, gençlik dernekleri bu mücadelelerine devam etmediler. Artık dayanamadılar. Yaşanan sorun ve sıkıntılardan dolayı vazgeçtiler. Bu da sonuç olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve aydınlaşması açısından da her alanda zarar verdi.”
‘Yeni bir yüzleşme dili’
Gazeteci yazar Pakrat Estukyan, Hrant Dink’in yalnızca bir gazeteci değil, Türkiye’de yüzleşme tartışmasını yeni bir dil üzerinden kuran bir aydın olduğuna dikkat çekti. Dink’in hem Ermeni toplumuna hem de Türkiye toplumuna ezber bozan bir söylem önerdiğini belirten Estukyan, şunları söyledi: “Geleneksel birçok tutum alışı, tavır alışı derinden etkileyecek bir söylem kurdu. Bu söylem karşılıklı birbirini dinlemek, birbirini anlamak, gitgide birbirinin derdine çare olmak üzere kurgulanmış bir anlatıydı. Hrant bir Ermeni olarak Ermeni Soykırımı gerçeğini bütün yoğunluğuyla yaşamış bir insandı. Ama bunu yaşamış olmak ve sadece Ermeniler arasında bunu konuşmanın kimseye bir kazanım getirmeyeceğini idrak etmişti. Bunu Türklerle konuşmalıydı. Büyük çoğunluklu Kürtlerle konuşmalıydı. Bir anlamda faillerle konuşmalıydı. Ama faillerle nasıl bir dil bulmalıydı? Onlara nasıl anlatmalıydı yaşananları, yaşananların boyutunu ve sonuçlarını? Çünkü herkes bu meseleyi belli bir ezber çerçevesinden görüyordu.”
‘Hrant resmi ezberleri kırdı’
“19. yılında vurulduğu yerde, Agos’un önünde Hrant’ı anmak için toplanan insanların varlığı Hrant’ın sözünün boşa gitmediğini, duvarlara çarpıp yok olmadığını, tam tersine yankılanmaya devam ettiğini gösteriyor diye düşünüyorum” diyen Estukyan sözlerini şöyle devam etti: “Türkiye’nin çoğunluğu olsun, Ermeniler olsun, Türkiye’de, diasporada veya Ermenistan’da yaşayan Ermeniler hepsi belli bir ön kabullerle kuşatılmış olarak bakıyordu meseleye. Onun yaklaşımından sonra toplumların belli kesimlerinde birbirlerine karşı daha duyarlı, daha dinleyen, ilgilenen ve sorgulayan, düşünen yaklaşımlar oldu. Belli kesimlerinde de tam tersi eskiden her nasıldıysa, ön kabullerle davranan tutum alışları oldu. Cinayetin üzerinden 19 yıl geçtiği halde biz bugün bunu görüyoruz. Ama bu değişik bakışı sağlayanın Hrant olduğunu söylemek gerekir. Bu çok önemli bir kazanım.”









