Human Rights Watch’un yıllık raporuna göre, HTŞ öncülüğünde iktidarın ele geçirilmesinin ardından Suriye’de başlayan geçiş süreci; mezhepsel katliamlar, savaş suçları, Türkiye ve İsrail kaynaklı ihlaller ile ağırlaşan insani kriz eşliğinde devam ediyor
Human Rights Watch’un (HRW) yıllık raporuna göre, Suriye’de Aralık 2024’te Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı grupların iktidarı ele geçirmesinin ardından başlayan geçiş süreci, ağır insan hakları ihlalleri ve yeni şiddet dalgalarıyla ilerledi.
Raporda, Mart 2025’te kurulan ve HTŞ’nin eski lideri Ahmed el-Şaraa’nın başkanlığını yaptığı geçiş hükümetinin, yürütmeye geniş yetkiler tanıyan bir anayasal bildiri yayımladığı hatırlatıldı. HRW, söz konusu düzenlemenin yargı ve yasama üzerinde ciddi bir başkanlık kontrolü yarattığını, demokratik denetim mekanizmalarını zayıflattığını vurguladı.
Mezhepsel katliamlar ve olası savaş suçları
HRW raporunda, geçiş döneminin kimlik temelli cinayetlerle damgalandığı belirtildi. Özellikle Mart ve Temmuz 2025’te hükümet güçleri ve müttefikleri tarafından Aleviler ve Dürziler’e yönelik katliamlar gerçekleştirildiği, bunun da yeni şiddet dalgalarına dair kaygıları artırdığı ifade edildi.
Rapora göre, Lazkiye, Tartus, Hama ve Süveyda’da Alevi ve Dürzi sivilleri hedef alan saldırılarda en az bin 400 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda köy yakıldı ve toplu mezarlar ortaya çıkarıldı. Birleşmiş Milletler Suriye Araştırma Komisyonu, bu saldırıların muhtemel savaş suçu niteliği taşıdığı sonucuna vardı.
HRW ile Suriyeli insan hakları kuruluşlarının ortak raporunda, söz konusu ihlallerin Savunma Bakanlığı tarafından merkezi biçimde koordine edilen askeri operasyonlar sırasında gerçekleştiği belirtildi. Geçici hükümet soruşturma sözü vermesine rağmen, üst düzey askeri ve sivil yetkililerin rolüne dair şeffaflık sağlanmadığı kaydedildi.
Kuzey ve Doğu Suriye ile Kobanê çevresinde ağır ihlaller
Raporda, Türkiye destekli eski Suriye Milli Ordusu (SMO) unsurlarının kuzey bölgelerde sivillere yönelik keyfi gözaltı, kötü muamele ve yağmayı sürdürdüğü, bazı sorumlu komutanların ise yeni Suriye ordusunda görevlendirildiği aktarıldı.
16 Mart’ta Kobanê’nin güneyinde bir çiftliğe düzenlenen ve Türkiye ya da desteklediği gruplar tarafından gerçekleştirildiği belirtilen bir dron saldırısında, yedi Kürt çocuk ile 18 yaşındaki kız kardeşleri ve anne-babalarının yaşamını yitirdiği bildirildi.
Türkiye’nin fiili işgali sürüyor
HRW raporunda, Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki geniş bölgeleri fiilen işgal etmeye ve kontrol altında tutmaya devam ettiği belirtildi. Ayrıca, artık yeni Suriye ordusuna dahil olan Suriye Ulusal Ordusu’nun (SMO) bazı fraksiyonlarına Türkiye tarafından maaş ödemelerinin sürdüğü ifade edildi.
İsrail’in güney Suriye’deki askeri varlığı
Raporda, İsrail’in Aralık 2024 sonrasında Golan çevresindeki Birleşmiş Milletler denetimli bölgeye girerek yeni askeri noktalar kurduğu, zorla yerinden etmeler, ev yıkımları ve hava saldırılarıyla sivilleri hedef aldığı belirtildi. Bağımsız çatışma izleme kuruluşu ACLED’in verilerine göre İsrail, Aralık 2024 ile Eylül 2025 arasında Suriye’de askeri altyapıya yönelik 277 hava saldırısı gerçekleştirdi.
Derinleşen yoksulluk ve insani kriz
HRW’ye göre, 2025 yılı itibarıyla Suriyelilerin yüzde 90’ından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşadı. Yaklaşık 16,5 milyon kişi acil insani yardıma muhtaç hale gelirken, on iki yılı aşkın süredir devam eden savaş temel altyapıyı büyük ölçüde tahrip etti. Yakıt kıtlığı ve gıda fiyatlarındaki artış, insani krizi daha da ağırlaştırdı.
ABD ve Avrupa Birliği’nin 2025’te yaptırımları kaldırmasına rağmen, insani yardım erişimi ve ekonomik toparlanmanın hâlâ sınırlı kaldığı vurgulandı.
Milyonlarca mülteci hâlâ geri dönemiyor
Rapora göre, Esad yönetiminin düşüşünün ardından yaklaşık 581 bin kişi Suriye’ye geri döndü. Ancak 4,5 milyondan fazla Suriyeli hâlâ ülke dışında, 7 milyonu aşkın kişi ise ülke içinde yerinden edilmiş durumda. ABD, Türkiye ve Lübnan’ın geri göndermeleri sürdürmesinin mültecilerin geleceğine dair belirsizliği artırdığı kaydedildi.
HRW, Suriye’de kalıcı barışın ancak kapsamlı hesap verebilirlik mekanizmalarının kurulması, mağdurların sürece etkin biçimde katılımı ve tüm silahlı aktörlerin işlediği suçların bağımsız biçimde soruşturulmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı.
Kaynak: ANF









