Bask Parlamentosu üyesi Igor Zulaika, ‘Uluslararası toplumun oynaması gereken rol, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için baskı kurmaktır. Bunun bir zorunluluk olduğunu anlıyoruz’ dedi
Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Altan ve Hivda Çelebi’ye konuşan Euskal Herria Bildu’nun Bask Parlamentosu üyesi ve Uluslararası İlişkiler Başkanı Igor Zulaika, çatışma çözüm süreçlerinde yaşananların halkla paylaşılması gerektiğini vurguladı. Igor Zulaika, “Halkımızla konuşmalı, onlara sürecin nasıl ilerlediğini anlatmalıyız. Bu da, herhangi bir gelişme olmasını istemeyen kişiler karşısında bize güç kazandırır. Baskı kurmamıza ve süreci sürdürmemize yardımcı olur” diye belirtti.
Yol haritasına ihtiyaç var
ETA’nın silahsızlanma sürecinde uluslararası toplumun kilit rol oynadığını ifade eden Igor Zulaika, benzer bir sürecin Türkiye’deki süreçte de gelişebileceğini kaydetti. Igor Zulaika, “Uluslararası toplumun oynaması gereken rol, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması için baskı kurmaktır. Bunun bir zorunluluk olduğunu anlıyoruz. Liderin insanlarla ilişki kurabilmesi, tartışabilmesi, görüşmeler yapabilmesi, insanları kabul edebilmesi ve farklı görüşleri dinleyebilmesi gerekir. Abdullah Öcalan hapisteyken bunlar mümkün değildir. Toplumun içinde olabilseydi, herkesin onu daha iyi anlaması, gerekli bilgilere ve verilere sahip olması sağlanırdı” diye konuştu.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi için de bir yol haritasına ihtiyaç olduğunu kaydeden Igor Zulaika, “Kalan adımların atılabilmesi için hükümetin gerekli yasaları ve hukuki çerçeveleri sağlamasına ihtiyaç var” dedi.
Herkese uyan tek bir model yoktur
Çatışma çözümlerinde tek bir model olmadığının altını çizen Igor Zulaika, şunları söyledi: “Herkese uyan tek bir model yoktur. ‘İrlandalılar bunu böyle yaptı, Basklar şöyle yaptı ve işe yaradı’ diyebileceğiniz bir şablon yok. Ancak çıkarılabilecek bazı dersler var. Her tartışmanın halka açık yapılması gerekmez ama toplumun bilgilendirilmesi gerekir. Nerede olduğumuzu bilmelerini sağlamalıyız. En önemli nokta şudur: Bunu birlikte yapıyoruz. Halkımızla, hareketimizle birlikte yapıyoruz. Her zaman riskler vardır, korkular vardır, bir miktar güvensizlik vardır. Ancak bu tür süreçler herkes kazançlıdır. İnsanların dönüp de ‘Önceki şiddet ortamı daha iyiydi’ dediği tek bir barış süreci olduğunu sanmıyorum. Tam anlamıyla başarılı olmayan süreçlerde bile insanlar ‘iyi ki yaptık’ der. Bu mesajın karşı tarafa da ulaşması gerekir. Bu ‘Türkiye’nin demokratikleşmesine, Kürt ve Türk halkları için barışa, birlikte yaşayabilmelerine karşı bir sorumluluğumuz var’ demektir. Bence ikinci nokta da budur. Yani birincisi kendi toplumumuzla birlikte olmak, ikincisi ise karşı tarafın korkularını gidermek ve bunu hep birlikte yapabileceğimizden emin olmak.”
HABER MERKEZİ









