İHD, Türkiye medyasında artan nefret söylemi ve ayrımcılığın provokasyon yarattığına dikkat çekerek, ‘Yaşam hakkı ihlaliyle sonuçlanan bu eylemlerin görmezden gelinmesi ‘halkın gerçekleri öğrenme hakkını’ da ortadan kaldırmaktadır’ dedi
İnsan Hakları Derneği (İHD) Türkiye medyasında artan nefret söylemi ve ayrımcılığa ilişkin açıklama yaptı. “Çatışmacı yayıncılığın” değil, barış gazeteciliğinin esas alınması gerektiğine dikkat çekilen açıklamada, medyanın büyük çoğunluğunda yayımlanan haber ve yorumlarda basın meslek örgütleri tarafından belirlenmiş etik ilkelerin ihlal ettiği vurgulandı.
‘Medya organları sivil katliamları görmüyor’
Açıklamada, Suriye’de Alevilere, Dürzilere ve son olarak Kürtlere yönelik sivil katliamların Türkiye’deki bazı yayın organları tarafından görmezden gelindiğine dikkat çekildi. Bu tutumun, “Gazetecinin ilk görevi, gerçeğe ve halkın gerçeği öğrenme hakkına saygı duymaktır” ilkesine açıkça aykırı olduğu vurgulanan açıklamada şöyle denildi: “Suriye Savunma Bakanlığı’nca 22 Ocak 2026 tarihli açıklamasında bile ‘Suriye’nin Kuzeydoğusundaki operasyonlar esnasında yasalara aykırı ihlal ve davranışların tespit edildiği’ belirtilmesine rağmen, bölgedeki insan hakkı ihlallerinde resmi ordu mensuplarının sorumluluğu Türkiye’deki yayın kuruluşlarınca yok sayılmanın ötesinde meşrulaştırılmıştır. ‘Çatışmacılığı değil, barış gazeteciliğini esas alma’ kuralına aykırı olan bu yayınlar, ‘Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nde yer alan, ‘Gazeteci; başta barış, demokrasi, hukukun üstünlüğü, laiklik ve insan hakları olmak üzere; insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur’ ilkesinin de açıkça ihlali niteliğindedir. Yaşam hakkı ihlaliyle sonuçlanan bu eylemlerin görmezden gelinmesi ‘halkın gerçekleri öğrenme hakkını’ da ortadan kaldırmaktadır” denildi.
‘Medyanın savaş dili provokasyon yaratıyor’
Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
“Diğer yandan, ağır insan hakkı ihlallerine yol açan saldırıların ‘zafer’ yorumlarıyla aktarılması, bölgede yaşananların meşrulaştırılması sonucu doğurmaktadır. İnsani yardım koridorlarının açıldığı belirtilirken, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Kobani bölgesinin hâlâ abluka altında tutulduğu görmezden gelinmektedir. Yaşam hakkının, barınma hakkının, sağlığa erişim hakkının yok edildiği, çocukların ve kadınların mağduriyetine sessiz kalındığı bir ortamda petrol gelirlerine el konulması gibi gelişmeler, bütün bu insanı sorunların üzerinde tutulmaktadır. Oysa gazetecilik insan mesleğidir; insan yaşamından daha değerli hiçbir şey olamaz. Medyanın kullandığı savaş dilinin toplum üzerindeki olumsuz etkileri, yaşam hakkı ihlallerine kadar varan bir dizi provokasyonun meydana gelmesine yol açmaktadır.
Barış gazeteciliği esas alınmalı
Medya kuruluşlarına gazetecilik ilkelerine uygun biçimde; barışı, insan haklarını, evrensel değerleri, çok sesliliği savunan, ayrımcılık yapmayan; insanlar, nefreti ve düşmanlığı körüklemekten kaçınan, siyasi iktidarların ve tüm güç odaklarının her türlü müdahalesini reddeden, gerçeğe ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına saygı duyan ve en önemlisi barış gazeteciliğini esas alan bir yayın politikası izlemeye çağırıyoruz. Tüm gazetecilere de ‘Gazeteci haber ve yorumlarında çatışmacılığı değil, barış gazeteciliğini esas almalıdır. Taraflara eşit mesafede durarak, sansasyonel habercilikten kaçınmalıdır’ ilkesini titizlikle uygulamanın gerekliliğini hatırlatıyoruz. Günümüzde gazetecilik, barışın, dostluğun ve tüm taraflara empatiyle yaklaşan haber dili oluşturarak, insan hakları ihlallerinin yayılmasını önlemekle yükümlüdür. Aksi halde hem insanlarımıza hem de tarihe karşı borçlu kalacaktır.”
Kaynak: MA









