• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Nisan 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Editörün Seçtikleri

İki hikâye, yarım kalan umutlar

8 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Editörün Seçtikleri, Forum

1995’te, insanlık dışı uygulamaların kol gezdiği emniyet binalarında, hak ve hukukun ‘h’sinin olmadığı DGM’lerde müebbet cezası veriliyor. 30 yıl cezaevinde kalınıyor ama halen ‘pişmanlık’ dayatılıyor. Eğer bir pişmanlık duyulacaksa, bu sistemin Kürt’e reva gördüğü uygulamalardan dolayı pişmanlık duyması, af dilemesi gerekir

Ferhat Akıncı

Xanım Ana 30 yıldır bir aksilik dışında aksatmadan her görüşe gitmişti. Metin’i yanı başında görmeyi 30 yıldır umut etmişti. 30 yıl bitmiş ancak Cezaevi Gözlem Kurulu’nun ‘uygun görmediği’ tahliye 9 ay uzatıldığı için Xanım Ana da tekrar beklemeye başlamıştı. Xanım Ana’yı görüşlere gelmesinden dolayı nerdeyse tüm tutsaklar tanımıştı. Batman M Tipi Kapalı Cezaevi’nde bir dönem Metin Toprak ile birlikte kaldık. Anne görüşe geldiğinde tüm tutsakların hal hatırını sorardı. Her anne gibi o da sadece Metin’in değil hepimizin annesi olmuştu. Görüşe çıkan tutsakların hal hatırını sormadan görüşten çıkmazdı.

Metin Toprak yargılandığı DGM’de müebbet hapis cezasına çarpıtıldı. O mahkemeler ki bir dönemin engizisyonu gibiydiler. İnsan hakları nedir bilmeyen, Cumhuriyet’in kuruluşunda Kürt’ün ölüm fermanını hukukileştiren İstiklal Mahkemeleri’nin modern halleriydi. Defalarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ‘adli yargılama hakkının ihlali’ kararlarına rağmen bu mahkemelerin verdiği kararlar halen yürürlükte. Yüzlerce hatta binlerce tutsak bu mahkemelerin verdiği kararların mağduriyetini yaşıyor. Bu mahkemelerin verdiği asılsız cezalar yetmiyormuş gibi Cezaevi Gözlem Kurulları eliyle cezalar daha ağır hale getiriliyor. Asılsız beyanlarla cezalandırılan insanlar ‘Niye şu kitabı okudun, niye bu kişilere mektup yazdın, niye bu kişi senin görüşüne geliyor’ diye infaz süreleri uzatılıyor, tahliyeleri engelleniyor.

Metin Toprak’ın 28 Mart 2025’te tahliye edilmesi gerekiyordu. İki gün sonra da Ramazan Bayramı’ydı. Ailesi ve arkadaşları çifte bayram yapmayı umut ediyordu. Aile Metin’i daha iyi karşılamak ve misafirleri ağırlamak için bir kaç ay önce eski evlerinden taşınıp yeni bir eve geçmişlerdi. Eski evlerinin yüzlerce anısı var. Yol üstü, köşede küçük müstakil bir ev. Metin’i tanıyan, aileyi tanıyan binlerce insanın küçük avluda bir çay içmişliği vardır. Gönülleri evden taşınmaya el vermese de daha iyi karşılamanın verdiği duygu ağırlığı onlara başka bir ev tutmaya sevk etmişti.

Ailesi kadar bende de heyecan vardı. İki kız kardeşi onu karşılamak için Metin’in kaldığı İzmir Buca Kırıklar Cezaevi’nin önüne gitmişlerdi. Metin’in tahliye haberini almak için gerek aile fertleri gerekse yoldaşları sürekli bir iletişim halindeydi. Zaman daralıyor ancak beklenen haber gelmiyordu. Cezaevinin kapısı açılmıyor, Metin dışarı çıkmıyordu. Umutlar yavaş yavaş tükeniyordu. Metin’den önce yüzlerce tutsağın tahliyesi çeşitli bahanelerle engellenmişti. Metin’in de aynı akıbeti yaşadığı anlaşılmıştı. Sonradan anlaşıldı ki Metin ‘pişmanlık’ dayatmasını kabul etmediği için, tahliyesi 9 ay uzatılmış.

1995’te, insanlık dışı uygulamaların kol gezdiği emniyet binalarında, hak ve hukukun ‘h’sinin olmadığı DGM’lerde müebbet cezası veriliyor. 30 yıl cezaevinde kalınıyor ama halen ‘pişmanlık’ dayatılıyor. Eğer bir pişmanlık duyulacaksa, bu sistemin Kürt’e reva gördüğü uygulamalardan dolayı pişmanlık duyması, af dilemesi gerekir. Metin Pişman olmadı diye 9 ay cezası ertelendi.

Metin’inin 9 ay uzatılan cezası da bitmek üzerdeydi. 2 haftalık bir süre kalmıştı. Xanım Ana eski hastalıklarından dolayı muayene için hastaneye gittikten sonra durumunun ağırlaşması nedeniyle yoğun bakıma alındı. Günlerce yoğun bakımda kaldı. Xanım Ana’nın umudu bir gün Metin’i yanı başında görmekti. Metin, İzmir’den jandarmalar eşliğinde Batman’a, annenin kaldığı hastaneye getirildi. Metin, yoğun bakımda annesinin yanına gitti. Birbirilerini son kez göreceklerdi. Yarım saat sürdü Metin’in annesinin yanında kalması. Xanım Ana da yoğun bakım ünitesinde konuşamadan, doyasıya sarılamadan hayata, Metin’e veda etti. Xanım Ana’nın umudu hastanede yarım kaldı. Metin Toprak, Xanım Ana’nın vefatından bir hafta sonra tahliye oldu. Ancak onu karşılayacak bir Xanım Ana yoktu artık. Geriye Xanım Ana’nın ‘Korkarım ki Metin’i göremeden öleceğim’ sözleri kaldı.

Abdurahman Abi’yi -Abdurahman Geciken, sonradan soyismini değiştirip Zal yaptı- geçen sene hastanede ziyaret ettik. Kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. Yoğun bakımda bir süre kaldıktan sonra taburcu edildi. ‘Kendine dikkat etmen gerekir’ derdi herkes. ‘Ben çok iyiyim, çok dikkat edecem, Heci için dikkat edeceğim’ diyordu. Heci, onun oğluydu, 6 yıldır cezaevinde. Abdurahman Abi, herkese durmadan Heci’yi anlatır dururdu. Onunla ilişkisi baba-oğuldan öteydi. Abdurahman Abi’nin tüm çocuklarıyla ilişkisi yoldaşçaydı ama Heci’ye ayrı bir değer veriyordu. Bunu da herkese açıkça söylerdi. Heci ha bugün ha yarın tahliye olacak derken, cezaevi gözlem kurulu her seferinde tahliyesini uzattı. Sanki yemin etmişler de Abdurahman Abi ölmeden Heci tahliye edilmeyecekti. Ve öyle de oldu.

13 Mart’ta Abdurahman Abi’yi kaybettik. Onun gibi emekçi, fedakar insanlar az bulunur. Ömrünü özgürlük mücadelesine verdi, sadece kendisi de değil çocuklarını da bu kültürle büyüttü. Bıkmadan usanmadan gece gündüz işler rast gitsin diye uğraşırdı. O en fazla da kültürün Abdurahman Abisi idi. Kimse görmezdi ama her konserin her festivalin her Newroz organizasyonunun arkasında bir yerlerde dururdu. Kurulan her sahnede emeği vardı. Şahsi olarak bir beklentisi yoktu. En fazla istediği Heci’yi görmekti. Ancak Heci’yi görmeden hayata veda etti. Çok direndi. 10 günden fazla hastanede yoğun bakımda kaldı. Hepimiz onun tekrar ayağa kalkacağını, Heci’yi cezaevinden çıkarken karşılayacağını umut ediyorduk ne var ki kalbi bu ağırlığa daha fazla dayanamadı. Kültür merkezinde cenaze merasimi yapılırken herkesin aklında kalan cümlesi şuydu: ‘Heci’nin çıkmasına az kaldı’. Haziran ayında Heci’nin infaz süresi bitiyor, tahliye olacak. Ne var ki, onu karşılayacak, herkese ‘İşte Heci geldi’ diyecek Abdurahman Abi olmayacak.

Xanım Ana ve Abdurahman Abi bilinen, iki tanıdık yaşam. Her ikisi de büyük emek ve bedel sahibi insanlar.. Elbette bir çok umutları yerine geldi. Ama bir umutları da ölmeden son kez çocuklarını yanı başlarında görmekti. Adaletsizlik bu umutlarını yarım bıraktı. Bunlar kamuoyuna yansıyanlar, kim bilir daha kaç anne ve baba çocuklarının hasretiyle başını yastığa koyup bir daha uyanamadılar.

Bir özel harekat polisi yere yatırıp işkence ettikleri onlarca insana, ‘Bu devlet size ne yaptı’ diye soruyordu. Daha ne yapsın. Nice çocuk doğmadan anne-babaları kaybedildi, zindanlara atıldı. Niceleri zindandaki sevdiklerine kavuşamadan hayata gözlerini yumdu. Devlet, insanların umutlarını yarıda bırakarak en büyük suçu işledi. Şimdi bir özür borcu var. Yeterli mi, değil ama bir başlangıç için iyidir.

Not: Özgürlük ve adalet için mücadele edip cezaevine giren çocuklarının, annelerinin, babalarının, kardeşlerinin, amca ve halalarının, teyze ve dayılarının görüşüne gidip yolda hayatlarını kaybeden nice insanları, dışarıda sevdiklerine kavuşamadan zindanda hayatını kaybeden özgürlük tutsaklarını saygıyla anıyorum.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Türkiye, Amûdê’de sınır hattından köye ateş açtı

Sonraki Haber

‘Ne ABD-İsrail, ne İslam Cumhuriyeti’

Sonraki Haber

‘Ne ABD-İsrail, ne İslam Cumhuriyeti’

SON HABERLER

Kürdün kolektif hakları

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Zindanlar bu ülkenin kanayan yarası

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Hangi anti-emperyalizm

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

55 yıl geçti, eşitlik gelmedi: Romanlar hâlâ dışarıda

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Maden ihaleleri ve değişen yönetmelikler

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

‘Ne ABD-İsrail, ne İslam Cumhuriyeti’

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

İki hikâye, yarım kalan umutlar

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır