Türkiye, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çözümleyici tarzına anlam ve değer vermelidir. Bu Önderlik yeni değil, 1988’den bu yana demokratik çözüm arayışındadır. Özgür çalışır hale geldiğinde Barış ve Demokratik Toplum süreci daha hızlı ve doğru pratikleşir, bundan da herkes kazanır
Dr. Hayri Hazargöl
Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geldiği en kritik aşama Kürtlerin baş müzakerecisi Abdullah Öcalan’ın konumunun ne olacağıdır. Kürtlerin baş müzakerecisi özgür koşullarda çalışır hale gelmemiştir. Bu önderliğe bağlı örgüt ve gerilla güçleri önderlerinin statüsünün belirleneceği özgür çalışır koşullarda olmasını istemektedir. Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin talebi de bu yönlüdür. Kürt Halk Önderi de mevcut koşullarda artık benim fazla yapacağım bir şey yoktur, statüm belirlenmeli, demiş. AKP-MHP iktidarı da bu konuda ciddi bir adım atmayınca, yine özgür demokratik siyaset yapma imkanını sağlayan yasalar çıkmayınca süreç nasıl yürüyecek tartışmaları olmaktadır.
Devlet Bahçeli ise sabır dilemiş! Hem bu süreç Ortadoğu’da kızışan savaş ortamında önemli görülmekte hem de sabır dilenmektedir. Bu ciddi bir çelişkidir. Bu savaş ortamında bu süreç daha da önemli hale gelmişse o zaman iktidar tarafının hızlıca adımlar atması gerekir. Çünkü bu sürecin sonuca gitmesini sağlayacak olan iktidardır. İktidar adım atmazsa süreç de ilerlemiyor demektir. Savaş ortamında süreç önemliyse iktidar neden adım atmıyor? Bu durum gerçekten de kuşku yaratıyor.
İmralı’da devlet heyetinin de içinde olduğu 5 saatlik bir görüşme yapılmış. Bu görüşmede sürecin ağır işlediği tartışılmış. Ağır işliyor değerlendirmesi esas olarak Kürt tarafının görüşüdür. İlerleme sağlayacak yasaların çıkması da Haziran ve Temmuz olarak gösterilmektedir. Meclis tatile girmeden önce yasalar çıkarılacak deniyor. Peki niye yasama süresinin son günleri işaret ediliyor? Süreç önemliyse zaman niye bu kadar kötü tüketiliyor? Zamanı bu kadar kötüye kullanmak sürecin ciddiye alınmadığını gösterir. Bu açıdan bundan sonra sürecin ciddi ve önemli olduğu yönündeki iktidar açıklamalarına kuşkuyla bakılır.
AKP iktidarı sürekli Türkiye’yi Ortadoğu’daki savaştan uzak tuttuğunu söylüyor. Türkiye bir yıl öncesine kadar savaşın içindeydi. Savaş uçakları her gün bir yeri bombalıyordu. Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki özerk sisteme karşı sürekli saldırılar yapılıyordu. Türkiye sınırları içinde de Kürt halkına karşı kirli bir savaş yürütülüyordu. Bu savaş nasıl son buldu, Türk devlet yetkilileri sürekli barıştan yana olduğunu nasıl söylüyorlar? Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla gerillalar Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi durdurdular. Türkiye böylece bir yıldan fazladır bir barış durumunu yaşıyor. Bu kalıcı bir barış değil, ama bir yıldan fazladır silahlar patlamıyor; ne askerler ölüyor ne de gerillalar yaşamlarını yitiriyorlar.
Bu durum olmasaydı şimdi Türkiye kendini dünyaya barış savunucusu olarak gösteremezdi. Şimdi bu durum Türkiye için artı bir durum yaratıyor. Amiyane deyimle Türkiye şimdi bunun ekmeğini yiyor. Çünkü Türkiye böyle yoğun ve sıcak savaş ortamında en fazla kaybeden ülke olurdu. Öyle tarafsız gibi gözükemez, doğrudan ABD’nin yanında yer alırdı. Talat, Enver ve Cemal paşalar gibi savaşın içine dalar ve kaybedenler kulübünden olurdu. ABD’nin yanında yer alması onu kaybetmekten kurtaramazdı. Bu açıdan Türkiye sürecin kendisi için ne derecede önemli olduğunu anlamalı; Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme doğrultusunda adımlar atarak Ortadoğu’da konumunu güçlendirmeli. Bu, Türkiye’ye en fazla kazandıracak yoldur.
Son zamanlarda en fazla tartışılan konuların başında güvenliği ne sağlar sorusu geliyor. Son bir yıllık pratik göstermiştir ki güvenliği barış sağlar. Eğer Türkiye Kürt sorununu çözerse güvenlik sorunu kalıcı olarak çözülür. Silahlanma yarışı ile güvenlik sorununun çözüleceğini sanmak büyük yanılgıdır. Bunun büyük yanılgı olduğunu en iyi Ortadoğu’da yaşananlar göstermektedir. Ortadoğu’daki silahlanma yarışı sadece bitmez tükenmez savaşlar getiriyor. Bu gerçeğe rağmen hala güvenliği demokratikleşme ve toplumsal istikrarda aramamak gerçekten aptallık oluyor. Benzer yöntemlerle farklı sonuçlar aramak zaten aptallığın ta kendisidir.
Türkiye, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çözümleyici tarzına anlam ve değer vermelidir. Bu Önderlik yeni değil, 1988’den bu yana demokratik çözüm arayışındadır. Özgür çalışır hale geldiğinde Barış ve Demokratik Toplum süreci daha hızlı ve doğru pratikleşir, bundan da herkes kazanır.
4 Nisan Kürt Halk Önderi’nin doğum günüdür. Kürt halkı Newroz’da olduğu gibi 4 Nisan’da da her yerde ağaç ekimiyle doğumunu kutlayıp, Önderlerinin özgürlüğünü isteyeceklerdir. Eğer Türkiye Kürt toplumuyla barışacaksa bunun yolu İmralı’nın kapılarını açmaktan geçer. İmralı’nın kapıları artık açılmalıdır. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ciddiye alındığı da böyle gösterilmiş olur.









