Kürt halkı baş müzakerecinin özgür kalmasını istiyor. Kendi adına müzakere yapan Öcalan’ın İmralı’da tutulmasını kabul etmiyor. Etmeyeceğini de açıkça ortaya koyuyor. Şu anda Kürt halkının en önemli gündemi Abdullah Öcalan’ın serbest kalmasıdır. Bu, Kürtler için temel bir siyasi konudur
Dr. Hayri Hazargöl
Meclis’te kurulan Kardeşlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu hazırlayacakları rapor için yeniden toplanacakmış. Umut hakkı konusunda komisyonda uzlaşmaya yaklaşıldı söylemi bu toplantının önemini artırıyor. Umut hakkından söz edilmesi yeni bir oyalama mı, yoksa pratikleşme içeren yeni bir durum mu, bunu yakında göreceğiz.
Umut hakkı Kürt halk önderinin fiziki özgürlüğüne kavuşması ile ilgilidir. Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi ve Avrupa Birliği’ne aday bir ülke. Bu nedenle umut hakkı Türkiye’de uygulanması gereken bir normdur. Umut hakkı Avrupa Bakanlar Kurulu’nun belirttiği gibi uygulansaydı şu anda İmralı’nın kapılarının açılması gerekirdi. Çünkü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 27 yıldır İmralı’da tek kişilik kapalı bir zindanda tutuluyor. 2 yıl önce fiziki özgürlüğüne kavuşması gereken Öcalan, hala zindanda tutuluyor. Bu, aslında 30 yıl sonra zindandan çıkması gerekenlerin zindanlarda tutulmasının başka bir uygulamasıdır. Şu anda zindanlarda verilen cezanın bittiği yüzlerce insan hala zindanlarda tutulmaktadır.
Türk devleti ile Kürt Özgürlük Hareketi arasında baş müzakereci Abdullah Öcalan tarafından yürütülen bir süreç var. Ancak bu süreç çatışmasızlığın olduğu ve DEM Parti heyetinin İmralı’ya gitmesi dışında önemli bir gelişme ortaya çıkarmadı. Kuşkusuz çatışmasızlığın sürmesi önemlidir. Ancak ciddi adımlar atılmadan çatışmasızlığı sürdürmek mümkün değildir.
Eğer iki taraflı bir süreç varsa Kürt tarafının baş müzakerecisinin özgür çalışır olması şarttır. İmralı’nın kapıları açılmadan bir tarafın bir süreci yürütmesinden söz edilemez. Bu açıdan Kürt Halk Önderi Öcalan’ın siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri, Kürt siyasi ve toplumsal örgüt temsilcileri, yine sürecin önemli bir muhatabı olan Özgürlük Hareketi üyeleriyle görüşmesi gerekir. Yoksa baş müzakereci rolünü oynayamaz. Bir yıldan fazladır süren bir süreçten söz ediliyorsa İmralı’nın kapılarının açılması olmazsa olmazdır. Yoksa artık bir süreçten söz edilemez. Bunun böyle olduğunu belirtmek için yüksek siyasetçi olmaya gerek yoktur. Nitekim Kürtler ve demokrasi güçleri bunu açıkça belirtiyorlar. Herhalde Meclis komisyonu da umut hakkı devreye girmezse bu sürecin biteceğini görmüş olmalı ki umut hakkını tartışma konusu yapmıştır.
Kürt halkı baş müzakerecinin özgür kalmasını istiyor. Kendi adına müzakere yapan Öcalan’ın İmralı’da tutulmasını kabul etmiyor. Etmeyeceğini de açıkça ortaya koyuyor. Şu anda Kürt halkının en önemli gündemi Abdullah Öcalan’ın serbest kalmasıdır. Bu, Kürtler için temel bir siyasi konudur. Çünkü İmralı’ya yaklaşım tüm Kürtlere yaklaşımdır. İmralı’nın durumu Türkiye’de Kürt halkının önümüzdeki dönemde ne ile karşılaşacağını belirler. Ya barış kalıcılaşır, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için adımlar atılır; ya da başta Kürtlere yönelik olmak üzere tüm Türkiye’de eskisinden daha ağır bir baskı süreci yaşanır. Kürt halk önderinin serbest bırakılıp bırakılmamasının böyle sonuçları olacaktır. Hatta Rojava’daki durumun nereye evrileceği de buna göre olacaktır. Rojava’daki son anlaşmada Abdullah Öcalan’ın başat rolü olmuştur. Bu anlaşmanın doğru uygulanıp uygulanmaması da İmralı’ya yaklaşımla bağlantılıdır. Çünkü Türkiye Suriye ve Rojava’daki duruma doğrudan müdahildir. Türkiye Rojava’daki Kürtlere kardeş ve dost olarak değil, düşmanca bakıyor. Hatta bu konuda Şam’daki hükümetten daha geri bir yaklaşım içinde olduğu söyleniyor.
Türkiye, Suriye ve Ortadoğu’da sürecin nereye evrileceği Türk devletinin İmralı’ya yaklaşımına bağlı olacağı açıkça görülüyor. Hangi demagoji yapılırsa yapılsın, Kürtlerin geleceğinin de İmralı’da Kürt halk önderinin konumuna bağlı olacağı netleşmiştir. Bu açıdan Kürt halkı geleceği özgür kılma açısından İmralı’nın kapılarının açılması için mücadeleyi yükseltmelidir. Artık Kürt halk önderinin özgürlüğü dışında ne mevcut süreç yürüyebilir ne de Türkiye ve Ortadoğu istikrara kavuşabilir. Kürt halkı bu gerçeği her zaman haykırdı. Artık gelinen aşamada sadece gerçeği belirtmek değil, baş müzakerecinin, yani halk önderinin özgürlüğünü sağlamak için mücadele yükseltilmelidir. İmralı’daki esaret durumunun kabul edilmeyeceği ortaya konulmalıdır. Bugün bu sorumluluk yerine getirilmezse Kürt halkı ve demokrasi güçleri daha büyük bedeller öder. Bugün yürütülecek mücadele gelecekte daha büyük bedeller ödemenin önüne geçecektir.
Kürt halkı bu gerçekleri bilerek ayağa kalkarsa; Meclis komisyonunun raporu da olumlu çıkar, sürecin ilerlemesi için Kürt halk önderi fiziki özgürlüğüne de kavuşur. Bu, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin mücadelesine bağlıdır.









