• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
30 Ağustos 2025 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Nesrin Akgül

İnkarla birlik kurulabilir mi?

30 Ağustos 2025 Cumartesi - 00:00
Kategori: Nesrin Akgül, Yazarlar
Kadın yaşarsa dünya değişir; kastik katile karşı varoluş mücadelesi

“Kadın darağacına çıkabiliyorsa, kürsüye de çıkabilmelidir”

Bu sözün sahibi 1791 yılında, Fransız Devrimi’nin ateşli günlerinde, Kadın Ve Yurttaşlık Hakları Bildirgesi ile kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu savunan Olympe de Gouges. Gouges, Fransız Devrimi’nin erkek egemen yapısına meydan okuyarak, cinsler arasında siyasi eşitlik talebinde bulunur. Ancak, devrimin otoriteleri, onun fikirlerini “vatan hainliği” olarak damgaladı ve 1793 yılında idam etti. Devrim, patriyarkal güç yapılarının “toplumsal sözleşmede” kadını bunun dışında tutması ve kadının erkeklerle eşit haklara sahip olduğu talebini de “vatan hainliği” ile suçlayıp, nasıl terörize ettiklerini anlatan en çarpıcı tarihsel olaylardandır. Peki, bu tarihsel olayın Kürt sorunuyla alakası ne?

PKK’nin feshedildiği bir dönemde Cumhuriyet gazetesi 27 Ağustos 2025 tarihli “PKK’nın kadın örgütlenmesinden yeni hamle: Anayasa değişikliği için yeni hamle” manşeti, Gouges’un deneyiminden izler taşıyor. Kürt kadınlarının yeni anayasa talepleri, tıpkı Gouges’un bildirgesi gibi, mevcut siyasi yapılar tarafından tehdit olarak algılanıp kriminalize ediliyor. Kadınların hak arayışı, Kürt inkârcılığı ile kendini inşa eden beyaz Türk zihniyeti ve onun eril aklı tarafından bastırılarak, hedef haline getiriliyor. Bu saldırı Kürt sorununda çözüm arayışına giren Kürt kadın hareketinin, Kürt ve Türk haklarının barış ve kardeşlik sözleşmesinin cinsiyet eşitliğini yeniden inşa edecek şekilde kadının da kurucu irade haline gelmesiyle şekillenmesi talebini de hedef tahtasına koyar. Kadınların eşit yurttaş sayılmadığı bir anayasa, kadın kırımının erkek yasaları ile desteklendiği bir zihniyete de devamlılık sağlatır. Oysa Kürt kadınları bunun bilinci ve örgütlü iradesi ile tüm kadınları ve toplumu bağlayan bir yerde durarak yeni anayasa tartışmalarına dair söz kurmuştur.

Peki, Cumhuriyet gazetesinin Kürt kadınları ve onun anayasa talebiyle derdi ne? Cumhuriyet mi tehdit altında, yoksa kadınların eşitlik talebi mi? Cumhuriyet gazetesi feshedilen bir örgütün ismini, legal ve yasal zeminde siyaset yürüten Kürt kadınlarının anayasa talebini hedef alarak niye kullanıyor?

“Türklük Sözleşmesi” Türk ulus devlet rejimi homojen ve “kusursuz” bir Türk toplumu yaratma ideali ile kendinden olmayanı inkar eden, onu varlığı karşısında “tehdit” olarak gören bir zihniyetle var oldu. Z. Bauman, modern ulus devlet zihniyetinin düzen ve netlik arayışında olduğunu belirterek ve bu zihniyetin kategorilere sığmayan, sınırları bulanıklaştıran her unsuru da “müphem” olarak tanımladığını çözümler. Bunu da farklılıkların törpülendiği, kimliklerin tek tipe indirgendiği, kültürel çeşitliliğin “yabani ot” gibi ayıklandığı bir toplum mühendisliği olarak ele alır. Oysa müphemlik yok edilemez.

Türklük sözleşmesi ile inşa edilen beyaz Türklük; Kürtleri bahçedeki diken olarak görüp, asimilasyon, soykırım politikaları ile onu “budama” ve kökünden sökmek ister. Kürtler şeytanlaştırılarak bunun üzerine her türlü norm dışı politika meşrulaştırılıp kural dışı bir savaş yürütüldü. Kürdü iç düşman belleyen bu paranoya, Kürt sorununu da “terör” kisvesiyle bastırdı. Türklük sözleşmesi de mevcut anayasanın 66. Maddesinde geçen; “Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür. “diyerek ulus devletin tekçi ontolojisini tahkim eder. Ötekini yok sayan bu inkar politikası, kendi doğasınca Kürt kadınlarının da yeni anayasa tartışmasına dahil olmasını kendine dert edinir. Çünkü karşısında hem Kürt hem de kadın kimliği ile varlık mücadelesi veren ve bunu demokratik toplum sözleşmesinin yapı taşı kılmak isteyen bir güç görmüştür.

Bu zihniyet Kürt kadınını hem “tehlikeli terörist” hem de “ itaatsiz kadın” olarak damgalayarak, patriyarkal ulus devletin kendini inşa ettiği hapishaneyi koruyarak barış ve özgürlük taleplerinin önünü terörist algısı ile almak istiyor. Kürt kadının sahip olduğu kimliklerle çifte mahkum eden bu zihniyet dikiş tutmaz bir halde her yerden hortlamaya başladı.

İlber Ortaylı diye bilinen meşhur tarihçi akıl; “Bir takım etnik gruplar nüfuslarını artırarak buraları işgal edeceklerini zannetmesinler. Yatakta ülke fethedilmiyor.” Sözleriyle, Kürtlerin demografik varlığını bir “tehdit” olarak çerçeveleyerek, Türklük sözleşmesinin güvenlikçi paranoyasını yeniden üretiyor. Kürtleri “işgalci” gibi sunup, ötekileştiren Ortaylı, Kürt kadınlarını doğurganlığıyla hedef alarak cinsiyetçi fikrini faş ediyor. Ne tesadüftür ki aynı süreçte yine bir Türk “aydını” olan Profesör Bengi Başer; “Sokak hayvanlarını yok etmek için harcadığınız enerjiyi, şu insan alt türlerini ıslah etmek için harcasanız ya!” diyerek koroya katıldı.

Ortaya çıkan bu nefret dili neden bu süreçte hortladı, ya da hortlatıldı? Bu, Türklük sözleşmesinin ve bu sözleşmenin patriyarkal ruhunun da fotoğrafını çeker; Kürtleri, Kürt kadınlarını etnik ve cinsiyetçi bir çifte tahakkümle şeytanlaştıran, anayasal değişimi varlığının devamlılığı için en büyük tehdit olarak gören, günlük siyasette ırkçılığı hortlatan planlı bir saldırıdır. Bu ırkçı-cinsiyetçi koro, norm dışı çizgiden beslenerek anayasal statükoyu koruma telaşında buluşmayı kışkırtıyor. Bu zehirli dil, barış ve demokratik toplum çağrısı karşısında basını kullanarak başta Kürt kadınlarının anayasa değişimi üzerine gelişen meşru sesini de boğarak, yalnızlaştırmak, bu sürece duyarlı kesimleri korkutmak istiyor. Türklüğe hapsedilmiş Kürtlerin bu hapishaneden çıkmasını istemeyen bu kesimler de adeta gardiyan rolüne bürünerek, barış ve demokratik toplum adına gelişen adımlara karşı saldırgan bir tutum sergileyerek cevap oluşturmaktadırlar.

Demokratik toplum sözleşmesinin gelişmesi için öncelikli kılınan şeylerden biri de kırım rejiminin Kürt tanımını yeniden yapmasıdır. Kürt varlığının doğru yapılması ve statü sahibi olması gibi Kürtlerle hukuki eşitliğin sağlanarak, Türk ve Kürt barışının tesisi mümkün olabilir. Ancak bazı norm dışı zihniyetler hala Kürtleri “alt tür”, “yer değiştirmesi gereken nüfus”, “terörist” olarak tanımlamakta ısrarını korumaktadır. Bu milliyetçi mühendislik dili Kürt kadınını da biyopolitik kontrol rejimini işleterek, “üreyen beden”, “bölücü” olarak disipline ediyor.

Bu haliyle şu soruyu sormak gerekiyor; bu ırkçı ve cinsiyetçi zihniyet sorgulanıp, Kürt’ün varoluşunu tanıyan bir anayasa ile değişim olacak mı? Yoksa Türklük sözleşmesi ile yola devam edilmeye mi çalışılacak? Çözüm isteyen yapıları bu organize ırkçı saldırı karşısında toplumsal barış sözleşmesini ihya eden bir dil ve zihniyeti yaratması ertelenemez bir sorumluluk olmaktadır.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Yeni bir yaşamın eşiğinde

Sonraki Haber

Muhalefetin sorumluluğu

Sonraki Haber
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın sorumluluğu…

Muhalefetin sorumluluğu

SON HABERLER

ABD seçim sonuçları ve  kötülüğün ardına kadar açılan kapıları

Suriye’nin geleceği ve bölgesel çıkar çatışmaları

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ağustos 2025

Bölgesel rekabet Kıbrıs’ta düğümlenirken

Bölgesel rekabet Kıbrıs’ta düğümlenirken

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ağustos 2025

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın sorumluluğu…

Muhalefetin sorumluluğu

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ağustos 2025

Kadın yaşarsa dünya değişir; kastik katile karşı varoluş mücadelesi

İnkarla birlik kurulabilir mi?

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ağustos 2025

Yeni bir yaşamın eşiğinde

Yeni bir yaşamın eşiğinde

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ağustos 2025

Kerbelayı beklerken

Kerbelayı beklerken

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ağustos 2025

Bakanlık 10 cezaevini kaybetti!

Mehmet Şenol: Cesur yürekli bir gazeteci

Yazar: Yeni Yaşam
30 Ağustos 2025

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır