İran Savaşı’nın birinci ayı doluyor. Dünya savaşının ön cephesi olarak biçimlenen savaş bütün yıkıcılığıyla sürüyor.
Diğer bir ön cepheyi Ukrayna Savaşı olarak görebiliriz. Özellikle bu iki coğrafya direkt ve dolaylı olarak emperyal öznelerin savaşlarına sahne oluyor. Emperyal özneler hem nüfuz hem de ekonomik alanlarını genişletmeye ya da korumaya çalışıyor.
İnisiyatif kırma, bloke etme, karşı tarafı sistemli yıpratma, güç ölçme, zaafları belirleme, teknolojik kabiliyeti tartma ve sürekli yorma savaş taktikleri olarak devreye sokuluyor. The Economist 2026 yılında küresel boyutta yirmi coğrafyayı çatışma ve savaş bölgesi olarak gösterdi. Yeni jeopolitiğin düğümlendiği bu coğrafyalar sürekli savaş konseptinin hayata geçirildiği alanlardır. İran ve Ukrayna’nın öne çıkması küresel jeopolitik kırılmalara, tektonik sarsıntılara ve savaşın emperyal özneler arasında savaşa dönüşme ihtimaliyle de önem taşıyor. Bu olgu yaşanan savaşların nitelik ve boyut değiştirmesi anlamına gelecektir. Küresel bir katastrofun önü açılabilir. Ve bu olasılık artık yüksek bir ihtimale dönüşmüştür.
Yaşanan bir kaynak savaşıdır
Kapitalist krizin yanında küresel jeo-politik bir krizin içindeyiz. Başka bir ifadeyle kapitalist krizle jeopolitik kriz iç içe geçmiş durumda. Artık yeni jeopolitiği belirleyen enerji kaynakları, enerji yolları, kıymetli madenler, kıymetli topraklar, su kaynakları, nadir toprak elementlerinin bulunduğu coğrafyalar ve enerji nakil hatları, enerji koridorları savaş coğrafyalarıdır. Emperyalist paylaşım ve yeniden sömürgeleştirme alanlarıdır.
ABD’nin Venezuela saldırısını, protektora inşa etme girişimini ve İran savaşının bu noktada bir kaynak savaşı ve jeopolitik bir hamle olduğunu söyleyebiliriz. Başka bir tanımla ABD, fosil düzeni denilen petrole dayalı enerji sisteminin devamını ve kontrolünü kendinde elinde tutmak istiyor. İran ve Venezuela’nın dünyanın ilk sıralarında yer alan petrol ve doğal gaz rezervine sahip olması stratejik önem taşıyor. Aynı şekilde Hürmüz Boğazı küresel düzeyde petrol ve likit doğalgaz akışının en önemli odağı olarak dikkat çekiyor. İran’da üretilen petrolün çok büyük bir oranı Çin ve Asya pazarına transfer ediliyor. Yani bir anlamda İran petrolünün kontrolü, küresel enerji akışının ve üretiminin nabzını elde tutma anlamına geliyor.
Bu adımı pekiştirecek diğer bir yön ise İran’ın Asya’ya açılan bir kapı olmasıdır. İran bir anlamda Çin ve Rusya’nın Ortadoğu’daki son kalesidir. Özelikle Suriye’de Rusya’nın bütün inisiyatifinin kırılması ve Suriye’yi terk etmesi, İran’ın İsrail’i çevrelemeye ya da destabilize etmeye çalıştığı güçlerin başta Hamas, Hizbullah olmak üzere İsrail tarafından etkisizleştirilmesi, bölgeyi tümüyle ABD ve İsrail’in av sahasına dönüştürmüştür. İran’da yaşanacak bir rejim değişikliği ABD’nin çift kuşatma taktiğine hizmet edecektir. Güneyden Rusya’yı kuşatırken, Batı’dan Çin’i kuşatmanın olanakları doğacaktır. Bu kuşatmanın bugün devam eden Pasifikten yapılacak hamlelerle bütünleşmesi Çin’in enerjiye ulaşmasını ve küresel meta zincirini kıracak içeriktedir. Çin bu nokta da özellikle Asya’daki inisiyatifine stratejik önem vererek karşı hamleler yapmaktadır. Pakistan, Hindistan gerilimini bu eksende okumak gerekir. Çin Pakistan’ı stratejik ve ekonomik müttefik olarak görmekte ve askeri teknolojik yardımını ve alt yapı yatırımlarını çoğaltmaktadır.
Çin’in stratejik atakları
Çin en başta dünyanın atölyesi olarak dünya ticaretinde stratejik bir role sahip. Ayrıca teknolojik olarak ciddi sıçramalar kaydediyor. Yapay zekâ ve robotik teknolojide ABD’yi geride bırakmış durumda. Bu iki alandaki gelişimi askeri düzeyde muazzam hamleler de yaptığını ortaya koyuyor. Bugün ABD’nin askeri gücü her ne kadar tartışılamaz gibi görünse de Çin bilinmeyen bir güç olarak değerlendirilmelidir.
Bunun yanında bugün çok tartışılmayan Çin’in enerji yöneliminin fosil yakıtların dışında, yeşil enerji diye tanımlanan doğanın metalaştırılması ve sömürgeleştirilmesinin bir parçası olan ekstraktivizme dayanması önemlidir. Bu nokta kaynak savaşlarının yeni biçimlerini ortaya koyacaktır. (Yeşil enerjinin “sempatik” adı yanıltmamalıdır, aslında dünya kapitalizmin atan damarları olan enerji kaynakları insanlığa özünde aynı olan iki kapitalist barbarlık biçimi dayatıyor)
Son vurgu şöyle olabilir: İran’ın askeri kapasitesi ve teknik, teknolojik, istihbarat ağının Rusya ve ağırlıkta Çin tarafından koordine edildiği aşikâr. Ukrayna savaşında, Gazze soykırımında, Hamas ve Hizbullah operasyonlarında, 12 günlük İran Savaşı’nda ve Venezuela saldırısında etkili bir şekilde yapay zekâ algoritmaları kullanıldığı biliniyor. Şu an yapay zekâ İran savaşının en önemli askeri enstrümanı olarak devrede tutuluyor. Hatta yeni savaş tekniğinin artık yapay zekâ üzerinden yürütüleceğini söyleyebiliriz. İran’ında son günlerde bu olanağı Çin kanallı kullandığı nokta atışları ve spesifik bombalarla anlaşılmaktadır.
Kısaca İran Savaşı dolaylı emperyal özneler arasında bir savaşa dönüşmüş durumdadır. İran savaşı aynı zamanda sürekli savaş ve sürekli iç savaşa dayalı yeni Ortadoğu düzenin inşası anlamına geliyor.








