İran’a yönelik saldırıla artarak devam ederken, halkların özgürlük ve statü arayışı sonuç için belirleyici olacaktır. Kürtlerin taleplerine karşı ise Türkiye her an savaşa dâhil olma potansiyelini barındırıyor
ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları 13’üncü gününde sürüyor. İran’a nükleer başlık gerekçesiyle başlatılan saldırılar, füze rampalarının imha edilmesi söylemi ile zirveye çıkarılırken, savaşın asıl hedefi olan petrol ve gaz rezerv bölgelerine yönelik saldırılar yoğunlaşmış durumda.
İsrail’in güvenliği ve enerji ticaret yolu İMEC’in etrafının temizlenmesi amacını taşıyan saldırılar, İran’ın verdiği karşılık ile körfez başta olmak üzere Ortadoğu’nun tamamını ateş çemberine çevirme potansiyelini açığa çıkardı.
Tunus, Mısır, Libya, Suriye, İran ile devam eden, yüz yıl önce çizilen haritaları güncelleme kapsamında 3’üncü paylaşım savaşı olarak adlandırılan saldırılar, biat etmeyen, kontrol dışı hareket eden devletleri tek tek içinden çıkılmaz iç savaş girdabına soktu. Egemenler, artık Ortadoğu’da söz dinlemeyen, zenginliklerini vermeyen ulus devletleri tek tek “hizaya” getirmeye başladı. Bu kapsamlı paylaşım savaşın adına da demokrasi taşıma, insanlığı kurtarma maskeleri ile gizledi. Müdahale edilen Mısır, Suriye tam teslim olup devam ederken, diğer ülkeler sonu gelmez iç çatışmalara sahne oluyor.
İran eskide ısrar ediyor
Diğerlerinden farklı olarak İran’ın direnme gücü, egemenleri farklı arayışlara itti. BAE, Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Azerbeycan, Türkiye’ye düşen füze parçaları, savaşı bölgenin tamamına yayma arayışı olarak ele alınıyor. Yine içte teokratik bir yönetim anlayışı ile Farslar, Kürtler, Azeriler, Beluclar, Türkmenler ve diğer halkları yok sayıp, kadını yaşamın dışına iten, Şii harici mezhepleri rakip gören İran, saldırılara rağmen halklarına demokrasi yerine baskıyı artırarak cevap veriyor.
Kürtler birleşti
İran, Kürtlerin çıkarlarını savunan Rojhilatlı örgütlere saldırmaktan vazgeçmiyor. Yine Federe Kürdistan Bölgesine sürekli saldırarak, Kürtlerin demokratik yaşam talebine katliamla cevap veriyor. Kürtler, egemen ABD ve İsrail’in yanında durmayacaklarını açıklasalar da rejimin saldırılarından kurtulamıyor. Şu anki İran rejiminden çok daha eski direniş kültürüne sahip Kürtler ise tüm örgütlerini tek çatıda birleştirerek direnme gücünü zirveye taşıdı.
Kürtler taraf olmayacak
Bir araya gelen farklı ideolojilere sahip 6 Kürt örgütü, egemenlerin saldırılarına “alet” olmayacaklarını, İran halkları ile kardeşçe yaşamak istediklerini her defasında deklere etti. İmralı’da tutulmaya devam edilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasından beslenen Kürtler, demokratik ulus fikriyatı ile İran’ın parçası olduklarını, tüm halkların statü, dil, kültür varlıkları ile bir arada eşit ve özgür yaşamak istediklerini belirtti. Bu çerçevede savaşta taraf olmayan Kürtler, rejimin demokratikleştirilmesinde kararlı olduklarını ifade ediyor. Suriye’de Esad rejimi ve egemenlerin taşeronları arasındaki savaşta taraf olmayıp kendi haklarını binlerce can vererek elde eden Kürtler, İran’da da özgürlüğe yakın duruyor. 3’üncü yol stratejisi olarak adlandırılan fikriyat, İranlı tüm halkların kardeşçe, eşit ve özgür yaşamını esas alıyor.
Türkiye dahil olabilir
Bu bağlamda özgürlüğe yakın olan Kürtler, hiç bir halka tehdit oluşturmasalar da süreçte ciddi tahditlerle karşı karşıya kalabilir. En önemli tehdit ise Türkiye’nin Kürtlerin özgürlüğüne tahammülsüzlüğü. Federe Bölgesi ve Rojava’da ki Kürt statülerine karşı her yolu deneyen, saldırmaktan çekinmeyen Türkiye, Doğu Kürdistan’daki bir oluşu da kendine tehdit olarak görecektir. Suriye kadar rahat hareket edemeyeceğini bilen Türkiye, oradaki Azeriler üzerinden Kürtleri iç savaşa çekmeye çalışacaktır. Meletî’nin Kürecik ilçesine konuşlandırılan Patriot Hava Savunma sistemi, savaşa dahil olma arayışı olarak öne çıkıyor. Türkiye her an “Karşıdan gelen bir füze” iddiası ile İran savaşına dahil olabilir. ABD-İsrail çizdikleri senaryoda Türkiye’yi savaşa dahil edebilir. Türkiye’nin dahil olmadaki motivasyonu ise Kürtlerin hak ve statü elde etmesini engellemek olacaktır.
Kürtler özgürlük potansiyeline sahip
Türkiye kendi içinde Abdullah Öcalan’ı başmüzakereci olarak kabul edip barış süreci yürütse de, 4 parça Kürdistan’ın özgür olmasını kendisine tehdit olarak algılamaktan vazgeçmiyor. Yüzyıllık bu siyaset sahada geçerliliğini yitirse de Türkiye, arayışını ve tehditlerini sürdürüyor. Buna karşı Kürtlerin artık dünya genelinde yürüttüğü siyaset ve diplomasi, sahada direngen askeri gücü özgürlüğü getirecektir. İran diğer halklar ile demokratik ulus paradigması çerçevesinde, kardeşçe yaşayacaktır. Tehdit büyük, ancak özgüç ile hareket eden, birilerinin talebi ve söylemi ile kimseye monte olmayan Kürtler, özgürlüğü getirecek en büyük potansiyeldir.
Türkiye’nin en önemli kartı
Ortadoğu halklarının Kuzey ve Doğu Suriye modeline bakıp Kürtlerin arayışının birlikte yaşam modeli olduğunu görmeleri gerekir. Türkiye de içindeki Kürt sorununu çözüp sistemini demokratik esaslar üzerinden yeniden inşa ederse, bölgedeki asli güç olması uzak ihtimal olmayacaktır. Bu anlamda Türkiye’nin elinde Kürtler aracılığı ile bölgenin hepsine özgürlüğü getirme kartı vardır. Türkiye ya bu kartı kullanıp demokratikleşip demokratikleştirecektir ya da ulus devletlerin yaşadığı trajedi de sırasını bekleyecektir.
Haber: E. Pejder Altan / MA









