Özerk Yönetim Danışmanı Bedran Çiya Kurd, Türkiye’nin yayılmacı politikalarının İsrail kadar diğer bölge ülkelerini de tedirgin ettiğini söyledi
Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik durum yaşanıyor. Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim, sadece bu iki ülkenin ilişkilerini değil, Suriye başta olmak üzere bölgedeki dengeyi de derinden etkiliyor. Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi Danışmanı Bedran Çiya Kurd, Türkiye’nin Suriye’deki askeri planları, İsrail’in müdahaleleri, bunun bölgeye etkileri ve Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetim Bölgesi ile Kürtlerin bu denklemdeki yeri ile ilgili ANF’nin sorularını yanıtladı.
- Son zamanlarda İsrail ile Türkiye arasında ciddi bir diplomatik gerilim yaşanıyor. Siz Kuzey-Doğu Suriye olarak bu gerilimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye, Ortadoğu’da jeopolitik açıdan önemli bir konuma sahiptir; bu nedenle bölgesel ve küresel güçler, kendi çıkarlarını bölgede korumak ve bölgeyi genel olarak etkileyecek önemli bir nokta olarak kullanmak için burada farklı şekillerde yerleşmeye çalışıyorlar. Suriye daha önce birkaç bölgesel ve uluslararası güç arasında bölünmüştü. Bu güçler, kendi projelerini gerçekleştirmek ve bölgede değişim yaratmak için Suriye coğrafyası üzerinde faaliyet gösteriyordu. Ancak Baas rejiminin çöküşüyle birlikte tablo tamamen değişti ve yıllarca sürmüş olan eski güç dengesi bozuldu. Bu süreçte bölgesel güçler önemli bir rol oynadı. Bugün, sahadaki ve genel siyasal değişimlerle birlikte, Suriye sahasında büyük etkiye sahip olan diğer güçler, bölgede, coğrafya ve siyaset üzerinde yeni bir denge dayatmaya çalışıyor.
Türkiye de bu güçlerden biri olarak Suriye’de siyasi, askeri ve ekonomik varlığını ve etkisini dayatmaya çalışıyor. Aynı zamanda geçici Suriye hükümeti üzerinde egemenlik kurmaya çabalıyor. Türkiye’nin bu aşırı hareketliliği, doğrudan diğer bölgesel ülkelerin görüş ve çıkarlarını etkiliyor; ki bunlardan biri de İsrail. İsrail, Türkiye’nin bölgede aşırı derecede yayıldığını görüyor ve bunu askeri açıdan kendi güvenliği için bir tehdit olarak görüyor. Geçmiş dönemlerde de Hamas ve Hizbullah’tan birçok darbe aldığı görülmüştü.
İsrail, Suriye’nin zayıf ve güçsüz bir devlet olmasını istiyor. Onun silahsızlandırılmasıyla yetinmiyor, yani Suriye’de herhangi bir tarafın ya da askeri grupların, özellikle Türkiye’nin, güçlenmesini istemiyor. Çünkü Türkiye, Geçici Suriye Hükümeti’nin ana destekçisi ve siyasi İslam ile Selefi gruplara yardım ve destek sağlıyor. İsrail, siyasi İslam’ı tüm biçimleriyle İsrail’in güvenliği için büyük bir tehlike olarak görüyor. Bu nedenle Suriye’de organize ve güçlü bir siyasi İslam varlığına izin vermiyor. Ayrıca Arap ülkeleri de İslamcı grupların ve Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin genişlemesinden ve artmasından memnun değil.
- Türkiye’nin Suriye’de mevcut askeri üslerine ek olarak yeni askeri üsler kuracağı söyleniyor. Bu konuda elinizdeki somut bilgeler neler?
Türkiye’nin Suriye’de yeni askeri üsler kurmak istediğine dair kesin bilgiler var ve bu üslerin Suriye’nin derinliklerinde inşa edilmesi planlanıyor; böylece Suriye coğrafyasının tamamı üzerinde egemenlik sağlanabilecek. Bu da Suriye’nin başat bir devlet olarak yer alması gereken önemli yolların ve ekonomik projelerin kontrol edilmesi amacıyla yapılıyor. Türkiye, Hama ve Tedmur gibi birçok Suriye bölgesine çok sayıda uzman ve askeri ekipman gönderdi. Bunlar, gelişmiş ve çeşitli türde silahlarla donatılmış askeri üslerin inşası için hazırlık niteliğinde. Şüphesiz bu, Türkiye’nin bugün Suriye coğrafyasının çoğunu kontrol eden İslamcı düşüncelere sahip gruplara askeri desteğinin bir parçası olacak ve bu, bölgedeki gelişmeler ışığında uluslararası düzeyde kabul görmüyor.
- İsrail, Türkiye’nin üs kuracağı iddia edilen bazı bölgelere hava saldırıları düzenledi. Bu saldırıların zamanlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’ye verilen mesaj nedir?
İsrail’in birkaç gün önceki Suriye’ye yönelik askeri saldırılarının amacı, Türkiye’nin Suriye’deki etkisini sınırlamaktır. Türkiye, Suriye’deki etkisini artırmak için farklı yollarla çalışıyor; öncelikle Şara hükümetiyle askeri ve istihbarat anlaşmalar yoluyla askeri ve istihbarat alanındaki etkinliğini artırmaya, uzman askeri danışmanlar aracılığıyla da kurulacak yeni Suriye ordusuna şekil vermeye çalışıyor.
Türkiye, Şam’a hem askeri hem de güvenlik alanında güçlü bir şekilde girmiş, Suriye’de varlığını ve güvenliğini dayatmak amacıyla aşırı derecede yayılmıştır. Şüphesiz bu, Türkiye’nin şirketler ve yatırımlar yoluyla güçlü bir ekonomik varlık oluşturma çabası ve Suriye’nin imkanlarından yararlanarak yeniden inşa sürecini başlatma yönünde güçlü bir adımdır.
Türkiye’nin varlığı ve artan etkisi, genel olarak bölge ve özellikle İsrail için büyük bir tehdit oluşturuyor; İsrail, başka ülkelerin kendi sınırlarında yerleşmesine ve Suriye’nin zengin kaynaklarını ele geçirmesine izin vermeyecektir. İsrail, Lübnan’daki Hizbullah güçlerini yenilgiye uğratarak ve İran’ın etkisini sınırlayarak Esad rejiminin çöküşünde temel bir rol oynadı. Bu nedenle İran’ın etkisi yerine Türkiye’nin etkisini daha fazla geliştirmesine izin vermeyecek; çünkü Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve İsrail’in güvenliği açısından yarattığı tehlikeler İran’ınkinden daha az değil.
- İsrail hem geçen süreçte hem de güncel itibariyle Kürtleri destekleyeceklerine yönelik açıklamalar yaptı. İsrail’in Kürtlere yönelik politikası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Özerk Yönetim ve Kürt güçleri olarak, Suriye ve bölgenin istikrarı için çalışan, Suriye’de siyasi çözüme ulaşmayı hızlandıran, bölünmeyi ve gerilimlerin artmasını engelleyen her bölgesel ve uluslararası gücü memnuniyetle karşılıyoruz.
- Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim, Kuzey-Doğu Suriye’yi nasıl etkileyecek? Özellikle bölgesel dengeler açısından durumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Suriye’de yaşanan gerilimler, biz dâhil tüm halkları ve Suriye bölgelerini doğrudan etkiliyor. Bölgelerimizi doğrudan ya da dolaylı farklı yollarla koruyor olmamıza rağmen, Suriye içindeki istikrarsızlık bizim güvenlik ve istikrarımıza da etki edecektir. Biz, Suriye’deki farklı uluslararası güçlerin istikrar faktörü olmasını istiyoruz; Suriye’yi kendi gerilimlerini çözme alanı ve bölgenin zenginliklerini Suriye halkının kanı üzerinden elde etme hesabı yapma sahası haline getirmemeliler.
Farklı bölgesel güçler, Suriye’nin egemenliğine saygı duymalı, Suriye coğrafyasından çekilmeli ve iç işlerine müdahale etmemelidir. Suriye halkı kendi içinde ortak noktalar bulabilir ve diyalog yoluyla olumlu sonuçlara ulaşarak tüm anlaşmazlıklarını diyalogla çözebilir. Bu nedenle Suriye’nin komşu ülkeleri, özellikle Türkiye, Suriye’nin iç işlerine müdahale etmemeli; çünkü bu olumsuz müdahale, durumu daha da karmaşık hale getiriyor, bizi çözümden uzaklaştırıyor ve çözüm sürecini uzatıyor. Bu yüzden Suriye’de çözümün başlangıcı, Türkiye’nin askeri olarak çekilmesi ve Suriye’nin siyasi ve iç işlerine müdahalesini sınırlamasıyla başlamalıdır.
- Kuzey-Doğu Suriye Yönetimi olarak İsrail-Türkiye gerilimine karşı nasıl bir diplomatik tutum sergiliyorsunuz?
Biz Kuzey-Doğu Suriye’de, Suriye için ulusal bir çözüm bulmada önemli bir ulusal gücüz. Daha önce ve bugün de Suriye’de kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm bulmak için birçok görüş sunduk; ancak gerek daha önce ve gerekse şimdi Şam’ı kontrol eden güçler çözüme yanaşmadılar, çözüm için sunduğumuz görüşleri dikkate almadılar. Bugün, Kuzey-Doğu Suriye bölgesini siyasi ve askeri açıdan temsil eden Suriye Demokratik Güçleri, Suriye genelinde istikrar ve güvenliği geliştirmede temel bir halka olabilir. Bu nedenle Suriye’deki tüm bileşenleri ve genel olarak Suriye halklarını, Suriye’de kapsamlı bir ulusal diyalog geliştirmeye davet ediyoruz ki bu diyaloğun ülkede kalıcı bir çözüm için temel oluşturacağına inanıyoruz ve bu yöntem dışında hiçbir şey başarılı olamaz.
- İsrail ile Türkiye arasındaki rekabet, onların bölgedeki İran, Rusya, ABD ve Arap Ülkeleri gibi diğer aktörlerle ilişkilerini nasıl etkileyecek?
Bölgedeki her gerilim ve her çatışma, özellikle Türkiye ile İsrail arasında olanlar, herkesi bundan faydalanmaya ve Suriye’de bölgedeki çıkarlarını korumak için bir yer edinmeye çalışmaya itecektir. Şüphesiz bütün bunlar, Suriye halkının güvenliği ile hayatlarının korunması hesabına olacaktır. Bunların hepsi istikrarsızlığın geri dönmesi için kapıyı açacak, yeni göç dalgalarına neden olacak ve ülkede kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşma süresini uzatacaktır.
Bugün Rusya’nın etkisi eskisinden daha az; ancak Suriye’deki etkisini geri kazanmaya çalışabilir ve bunu İsrail ile ilişkilerini güçlendirerek, ABD ile çatışmalarını azaltarak, Şam’a karşı olumlu ve temkinli bir yakınlaşma ile yapabilir. İran, Suriye’deki değişimlerden en çok etkilenen ülke oldu ve Suriye’deki etkisi büyük ölçüde azaldı. İran, Suriye sorununun çerçevesi dışında başka birçok sorunla karşı karşıya ve her durumu ya da zayıflığı Suriye’ye geri dönmek için kullanmaya çalışacaktır; çünkü Suriye’nin coğrafyası onun için stratejik bir öneme sahiptir. Aynı zamanda birçok Avrupa ülkesi, Suriye’de herhangi bir İran varlığına karşıdır; ancak Türkiye’nin artan etkisi konusunda da aynı karşıtlık vardır ve bu nedenle çıkarlarını Amerika ve İsrail yolu üzerinden korumaya çalışacaklardır.
- Türkiye ile İsrail ilişkilerinin gelecekte nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz? Bu rekabet ilerde nasıl sonuçlanır?
Suriye’deki durum ve Şam’daki rejim değişti; bu, tüm bölge ve dünya üzerinde büyük bir etki yarattı. Suriye, Ortadoğu’daki jeopolitik konumuyla önemli bir yer tutuyor ve bu nedenle bölge ve dünya üzerinde büyük bir etkiye sahip. Eğer Suriye’de istikrarsızlık ve kaos durumu artarsa, bu tüm komşu ülkeleri ve bölgeyi etkileyecek ve daha önce var olan güç dengesi yeni bir şekil alacaktır. Burada, bölgenin istikrar ve güvenliğini korumak için Suriye’de kalıcı ve sürdürülebilir çözümler bulunmalıdır.
İsrail ile Türkiye arasındaki gerilim durumu, Suriye üzerinde büyük bir etkiye sahip olacak. Türkiye’nin Suriye’de izlediği siyaset çelişkilerin derinleşmesine yol açıyor, Kürtler ve Özerk Yönetim’e karşı düşmanlığı ve bölgelerimize yönelik tekrarlanan saldırıları ve tüm Suriye coğrafyasına yayılma hedefi, İsrail ile yeni bir gerilimin kapısını açtı. Eğer Türkiye hegemonyasını dayatır ve siyasi İslam’a askeri ve siyasi desteğini sürdürmeye devam ederse, bu gerilim daha geniş bir coğrafyaya yayılabilir. Bu nedenle bu sorunu ve gerilimi çözmek için Türkiye’nin tamamen ve koşulsuz olarak Suriye coğrafyasından çekilmesi ve Suriye’nin iç işlerine müdahale etmemesi gerekir.
Sonuç itibariyle, bugün Ortadoğu’nun değişime doğru gittiği, dünyanın, bölgede kalıcı ve uzun vadeli istikrar sağlayabilecek yöntemler ve güçler aradığı bir gerçeklik var. Bu, büyük güçlerin desteğiyle ve büyük ekonomik projelerin uygulanması döneminin başlatmak istemeleri amacıyla yapılıyor. Bu da Türkiye’nin Ortadoğu’da, bölgesel açıdan önemli yeri olan Suriye ve Irak’a ve Lübnan’a doğru yayılma amaçlı sergilediği rekabetin gölgesinde gerçekleşemeyecek. Ukrayna’da olası bir ateşkesin dayatılmasından sonra küresel güç dengelerindeki muhtemel değişimlere göre, Türkiye’nin bu arzusu, çoğu bölgesel ülke ve küresel güçlerin çıkarları üzerinde bir tehdit oluşturacak ve bu nedenle onun Suriye’nin doğusuna müdahale etmesini zorlaştıracaktır.
Söyleşi: Mansur Adalı – Nujiyan Adar / ANF