İsrail’le ticaretin kesildiği açıklamasının üzerinden iki yıl geçerken, Ankara’nın ‘dolaylı ticaret’ hattı bu kez çok daha ağır bir iddiayla gündemde. ABD’nin İsrail’e satacağı binlerce bombanın üretim zincirinde Türk sermayeli bir şirketin yer alması, ambargo tartışmalarını yeniden alevlendirdi
Türkiye’nin 2 Mayıs 2024’te İsrail ile tüm ticari ilişkileri kestiğini duyurmasının üzerinden iki yıl geçti. Ancak kamuoyunda “gizli ticaret” tartışmaları bitmedi. Daha önce Filistin üzerinden yürütüldüğü iddia edilen dolaylı ticaret gündeme gelmiş, liman kayıtları ve gümrük verilerindeki anormallikler İsrail’e mal akışının farklı yollarla sürdüğüne dair kanıyı güçlendirmişti. Şimdi ise tartışma bambaşka bir başlığa taşındı: İsrail ordusunun kullanacağı bombaların üretim zincirinde Türk bağlantılı bir şirketin yer alması.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı yeni mühimmat paketi, İsrail’e gönderilecek 12 bin adet BLU-110A/B tipi bomba gövdesini kapsıyor. Yaklaşık 151 milyon 800 bin dolar değerindeki paket kapsamında mühimmatların bir kısmı stoklardan sağlanacak, geri kalanı ise ABD’de üretilecek. Açıklamada dikkat çeken ayrıntı ise ana yüklenici şirketin Texas merkezli Repkon USA olmasıydı. Repkon USA, merkezi İstanbul’da bulunan Repkon Makine’nin ABD’de kurduğu iştirak olarak biliniyor.
ABD yönetimi satışın “acil” olduğu gerekçesiyle Kongre onayı sürecini devre dışı bıraktı. Washington, bu kararın İsrail’in “bölgesel tehditlere karşı caydırıcılığını güçlendireceğini” savundu. Böylece söz konusu bombaların üretim süreci hızlandırıldı. ABD’deki tesis, aynı zamanda MK-80 serisi bomba gövdelerini üretebilen az sayıdaki fabrikadan biri olarak öne çıkıyor.
İsrail basını da gelişmeyi geniş biçimde gündeme taşıdı. Bazı haberlerde toplam mühimmat paketinin çok daha büyük olduğu, farklı ağırlıklarda on binlerce bombayı ve teknik destek hizmetlerini kapsadığı öne sürüldü. Bu değerlendirmelerde Türk bağlantılı bir şirketin Amerikan iştiraki üzerinden üretim zincirinde yer almasının siyasi açıdan dikkat çekici olduğu vurgulandı.
‘Karar verici değiliz!’
Şirket ise tartışmaların büyümesi üzerine bir açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu sürecin ABD hükümetinin aldığı bir tedarik kararı olduğu belirtilerek, doğrudan bir satış işleminin şirket tarafından yapılmadığı savunuldu. Bazı haberlerde şirketin karar verici aktör gibi gösterildiği ileri sürülerek bu yorumların gerçeği yansıtmadığı ifade edildi.
Buna rağmen savunma sanayii çevrelerinde farklı değerlendirmeler yapılıyor. Uzmanlara göre bir şirketin başka bir ülkede kurduğu iştirak üzerinden üretim yapması, bazı durumlarda ulusal ihracat izinlerinin dışında kalan gri alanlar yaratabiliyor. Bu nedenle savunma sanayi şirketlerinin yurtdışı üretim ve satış süreçlerinin daha sıkı denetlenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Sektör temsilcileri de benzer bir noktaya dikkat çekiyor. Türkiye’de faaliyet gösteren şirketlerin yurtdışında kurdukları tesislerde yaptıkları üretimlerin üçüncü ülkelere satışında doğrudan bir ihracat izni gerekmeyebildiğini belirten temsilciler, bunun “mevzuatın arkasından dolaşılmasına” yol açabilecek bir boşluk yarattığını ifade ediyor. Bu nedenle hem denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi hem de uluslararası satış süreçlerinin şeffaflaştırılması gerektiği dile getiriliyor.
Savunma sanayi alanında çalışan bazı uzmanlar ise silah ticaretinin sadece ekonomik değil aynı zamanda diplomatik sonuçları olduğuna dikkat çekiyor. Bir ülkede üretilen ya da o ülkenin şirketleri tarafından geliştirilen mühimmatın hangi coğrafyada ve hangi çatışmada kullanılacağı, üretici ülkenin dış politikasıyla doğrudan ilişkilendirilebiliyor. Bu nedenle birçok ülkede silah satışlarının çok katmanlı inceleme süreçlerinden geçtiği biliniyor.
Türkiye’de de benzer bir tartışma uzun süredir gündemde. Savunma sanayi ürünlerinin ihracatında siyasi ve stratejik değerlendirmelerin daha sistematik biçimde yapılması gerektiği sık sık dile getiriliyor. Özellikle yurtdışında kurulan şirketler aracılığıyla yürütülen üretim ve satış süreçlerinin hangi kurallara tabi olacağı konusu henüz net bir çerçeveye kavuşmuş değil.
İsrail’e yönelik bu son mühimmat paketi ise tartışmayı yeniden alevlendirmiş durumda.
Tartışmanın odağındaki bomba
ABD’nin İsrail’e satmayı planladığı BLU-110A/B tipi bomba gövdeleri yaklaşık 450 kilogram ağırlığında. Bu gövdeler, JDAM gibi hassas güdüm kitleriyle donatıldığında yüksek isabet oranına sahip hava bombardımanı mühimmatına dönüşebiliyor. Söz konusu gövdeler MK-80 serisinin bir parçası ve modern hava kuvvetleri tarafından yaygın biçimde kullanılıyor. Bu nedenle üretim kapasitesi sınırlı olan tesisler, uluslararası savunma sanayii açısından stratejik önem taşıyor.
HABER MERKEZİ









