Birçok kişi ve çevre Şam’da yapılan toplantıda SDG komutanlığına “Haşdi Şabi güçlerine karşı savaşın” dayatmasında bulunulduğunu dile getirerek Rojava’ya yönelik saldırıyı bununla izah etmeye çalışıyor. Bunun söylenip söylenmediği ayrı bir konu. Böyle olsa dahi yürürlükte olan planlamayı, komployu gizlemeye, gerçeği perdelemeye yönelik bir argüman olduğunu hemen belirtmek gerekir.
Yüzyılın başında Kürdistan ve Kürtlerin statüsü -statüsüzlüğü demek daha doğrudur- üzerinden oluşturulan bölgenin dizaynı projesi yüz yıl sonra yeniden Kürtler ve Kürdistan üzerinden yapılmaya çalışılmaktadır. İngiltere’nin rolü yine belirleyici durumdadır. Benzerlikler çarpıcıdır. Ama farklılıklar da vardır.
Yüzyıl öncesi planlamada en zayıf nokta Kürtlerin ideolojik ve siyasal liderliklerinden yoksunluğudur. Liderlik yoktur veya zayıftır. Kendini asgari de olsa örgütlemiş bir hareket yoktur veya isim düzeyindedir. Siyasal ve askeri yönetim ve komutasının olmaması planlamanın hegemonik güçler tarafından kolaylıkla hayata geçirilmesini sağlar.
Yüzyıl sonra bölgenin yeniden dizaynı her yönüyle oluşturulmaya çalışılırken Kürtlerin konumu bambaşka bir durumdadır. İdeolojik ve siyasal önderlik kurumu inşa edilmiştir. Uluslararası komplo ile Önderlik kurumu rehine alınarak bu gelişmenin önüne geçilmeye çalışılır. Kürtler için bu durum hayat memat meselesidir. Bugün milyonların kimlik ve özgürlük haykırışı ve eylemliliği varsa işte bu Halk Önderliğinin inşasından dolayıdır.
Önder Öcalan 27 yıllık esaretinden sonra bütün görkemliliğiyle yeniden tarihi rolünü, Önderlik gücünü sergilerken komplocuların buna karşı hamlelerde bulunmaması düşünülemezdi.
1999 komplosu doğrudan bir Hareket’in, bir halkın önderliğine bağlanarak sonuç alınmak istenmiştir. 2026 komplosu daha kapsamlıdır. Önder Apo tümden etkisizleştirilmek, açığa çıkan Kürt gücünün, Kürt halk varlığının ise komplocuların emellerine hizmet edecek şekilde öncüsüz, örgütsüz bırakılarak, diğer bir ifadeyle işlevsizleştirilmiş öncülük haliyle işbirlikçi oluşumların hizmetine sokulma çabasıdır.
Colani Şam’a doğru yürütülürken JİTEM’in devletleştirilmesi süreci de başlamış oluyordu. Bu başlı başına komplonun çoktan örüldüğünü ve hayata geçirilmeye başlandığını gösteriyor. Yenilenmiş ve devletleştirilmiş bu JİTEM, Suriye’de HTŞ adı altında halkların başına musallat edilirken en kirli ve kanlı haliyle bölgeye doğru sürülmektedir. İlk hedefin Kürtler olması nedensiz değildir. İngiliz planlamasında amaçsız da değildir. Özgürlük Hareketi ve Önderliğine karşı, yani tam anlamıyla özgürlük ve demokrasi bilinci ve yaşamına karşı en kara, en kanlı örgütlemeyle karşı çıkılmaktadır. Kürt-Fars, Kürt- Arap, Kürt- Türk, Sunni- Şii… Böl, parçala, birbirine vurdur.
Türk devletinin beka aklı belli ki İngiliz aklının esiridir. Türk’e de ne tam kazandırıyor ne de öldürüyor. Hep bir aralıkta tutuluyor. Ta ki İran’dan sonra son darbeyi vurana kadar. Bazıları ağzı kulaklarında kendilerine gün doğduğunu iddia edebilir, darbe mekaniğinin onu ne hale düşürdüğünü göremeyecek kadar kör olabilirler ama Kürtlerin bunu görmediğini sanmaları ancak ahmaklıkla açıklanabilir.
Tam da bugünler de Önder Öcalan’ın Meclis Komisyonu ile yaptığı toplantının tutanaklarının alelacele, oldukça düşünülmüş biçimde yayınlanması darbe mekaniği kendini nasıl örgütlü kıldığını ve hareket noktasının ne olduğunu tüm çıplaklığıyla ele vermektedir.
Önder Öcalan’ın 27 Şubat çağrısına sağdan ve soldan yapılan karalamaların sahipleri kimse, bugün yine aynı çevreler bütün imkanları ve karalamalarıyla devrededir. Hedef Önder Apo’dur. Amaç ideolojik ve siyasal gücün etkisizleştirilmesidir. Bu güç etkisizleştirilmeden komplonun sonuç alması mümkün değildir. Özgürlük ve demokrasi güçlerinin tam anlamıyla sırat köprüsünden geçtiği belirtilebilir.
Ortaya çıkan, kendini bilfiil eylemli kılan bir halk gücü vardır. Bu kimliğin kendini inkar etmesi düşünülemez. Kürtler bunu kabul etmediğini hemen her yerde gösteriyor. Çok farklı bir halk dinamiğinin olduğu söylenebilir. Kürtlük temel hissi ve bilinciyle eylem halinde olan milyonlar vardır. Direnme gücünün ne kadar yüksek olduğu bizzat savaş alanında yaşananlar bize göstermektedir. Bu kazanmanın en önemli dinamiklerinden biridir. Diğeri ise, siyasal ve askeri öncülük bütünlüğünü korumaktadır.
Komplocuların her zaman başarılı olacağını söylemek bizzat yaşanılanları ve kazanılanları inkar etmek olacaktır. Zaman ve yöntemler değişmiş olabilir, araçlar farklılaşmış olabilir ama bilinci ve duyarlılığı sonuna kadar eylemli kılma halinde olunması da o kadar gerekli olmaktadır.









