Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun kadınlarda geç fark edildiği belirtiliyor. Teşhisi geciktiren en önemli etkenin toplumsal cinsiyet rolleri olduğu kaydediliyor. Kadınlar karşılaştıklarını anlatıyor
Ezgi Oğraş
Araştırmalar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) kadınlarda erkeklere kıyasla daha geç tanı aldığını ve daha ağır psiko-sosyal sonuçlarla seyrettiğini gösteriyor. Teşhisi geciktiren en önemli etken, toplumsal cinsiyet rolleri. Oğlan çocuklarına DEHB teşhisi çok daha erken konurken, kız çocukların tanı almak için yetişkin olmayı beklemesi gerekebiliyor.
Barselona’daki Vall d’Hebron Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nde yürütülen, 900 yetişkin DEHB tanılı hastayı kapsayan popülasyon temelli bir çalışma da, kadınlarda tanının daha geç konulduğunu, DEHB şiddeti ile depresyon ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek seyrettiğini ortaya koydu.
Merve (28), yıllardır DEHB ile mücadele ediyor. Belirtilerin çocukluğunda ortaya çıkmasına rağmen ‘utangaçlık’ olarak yorumlandığı için uzun süre teşhis edilememiş:
“Okulda öğretmenler hikâye okurdu ve el yazısı çalışma derslerimizde bunları deftere yazmamızı isterlerdi. İlk iki kelimeyi duyduktan sonra odağımı kaybeder ve ne yazacağımı unuturdum. Utangaç bir çocuk olduğumu düşünüyorlardı fakat ben aslında konuşulanları, bana anlatılanları tam dinleyemediğim için cevap veremezdim.”
Yaşadığı güçlükler, yetişkin olunca iş hayatında çok daha görünür hale gelmiş:
“İş toplantılarında genelde çok kısa bir süre sonra dikkatim dağılıyor. Karşı taraf, onları dinlemediğimi düşünüyor. Saygısız veya işini ciddiye almıyor gibi yargılandığımı hissediyorum. Kadınların organizasyon, planlama ve sonuçlandırma becerilerinin iyi olduğu düşünülür fakat ben nereden başlayacağımı bile algılayamayıp tamamen panik yapıyorum. İşi son dakikaya bıraktığım için de ‘tembel’ algısı oluşturuyorum. Bazen yüksek tonda konuşabiliyorum. Öfke veya hüznü anlık olarak en yüksek seviyede gösterdiğim için de ‘histerik’ veya ‘reglin mi yaklaştı?’ gibi ithamlar duyuyorum.”
Merve, günlük hayatta DEHB kaynaklı zorluklarla baş edebilmek için şu yöntemleri geliştirmiş:
“Genelde konuşmamayı tercih ediyorum çünkü verdiğim cevaplar bana sorulandan ve bana anlatılandan farklı oluyor. Ufak bir iki gülüş kibarca durumu geçiştirmemi sağlıyor, bazen aklımda kalanlardan espri yapıp ortamı dağıtıyorum. Eşyalarımı görmediğim zaman ihtiyaçlarımı saptayamıyorum. Bu nedenle kıyafetlerimi ve eşyalarımı sürekli olarak görebileceğim yerlere koyuyorum. Evden çıkarken ocak ve priz gibi riskli yerlerin fotoğrafını çekiyorum çünkü kafamda başka şeyler oluyor ve ocağı kapatıp fişi çektiğimden emin olamıyorum. İkili ilişkilerimde beni karşımdaki kişi mi yoksa durum mu heyecanlandırıyor bunu iyice analiz etmeye çalışıyorum çünkü sadece dopamin heyecanıyla insanları yaşantıma dahil etmemeye çalışıyorum.”
Eğitim hayatında güçlükler
Sezin (29), DEHB tanısını ancak 23 yaşında almış: “Bende farklı bir şeyler olduğunu ergenliğimden itibaren sezmeye başlasam da davranışlarımın ve içine girdiğim durumların bir şeyin belirtisi olabileceğini düşündüğümde 23 yaşındaydım. Çevremdekiler tarafından sorumsuz olarak algılanıyordum. Ergenliğim boyunca süregelen ve hala devam eden depresyon yüzünden uzmanlar da ya dikkat eksikliğim üzerinde durmadılar ya da depresyonla ilişkilendirdikleri için ayrı bir değerlendirmeye almadılar.”
Eğitim hayatında yaşadığı güçlüklerin tanı sonrasında anlam kazandığını belirten Sezin’in okul yıllarına dair deneyimi şöyle:
“İlkokulda okuma yazmayı en son öğrenen bendim. Hiçbir zaman dersleri tam dikkat dinleyebildiğimi hatırlamıyorum. Üniversite sınavına ciddiyetle hazırlanmaya çok kez niyetlensem de bu birkaç haftadan uzun sürmüyordu. Sonra yeniden odaklanamadığım; tembellikle, sorumsuzlukla yaftalandığım için suçluluk duyarak geçiyordu günlerim. Tüm bunlar aptal olduğumu düşünmeme sebep oluyordu ve kendimi berbat hissediyordum. Tanı aldıktan sonra bu hissin yükü omuzlarımdan kalktı. Düzenli olmakta zorlandığım için ‘bir de kız olacaksın’ şeklinde yaftalandığım hala olur.”
Tanı sonrasında karşılaştığı yapısal engellere de dikkat çeken Sezin, sağlık sisteminde yaşadığı zorlukları şöyle anlattı:
“SGK yetişkinlerin DEHB ilaçlarını karşılamadığı için öğrenciyken ilaçlarımı almakta zorlandığım çok oldu. Terapiye erişim ise zaten maddi durumunuz Türkiye ortalamasının biraz üzerinde değilse çok ama çok zor.”
Cinsiyet temelli açıklamalar
Aslı’nın (38) ise tanı almadan önce gösterdiği semptomlar, ailesi tarafından ‘zeki ama çalışmıyor’, ‘çok hareketli, yerinde durmuyor’, ‘biraz kibirli’ olarak yorumlanmış. Tanı alana kadar yaşadığı zorlukların genellikle başka ruhsal sorunlarla açıklanmasının cinsiyet temelli olduğu görüşünde:
“Kadınların DEHB tanısı alması erkeklere göre daha zor. Tanı kriterlerinin çoğu erkek hastalar üzerinden tanımlandığı için DEHB tedavisi yerine depresyon tedavisi almanız daha muhtemel.”
Teşhis konduktan sonra destek arayışının da çeşitli güçlüklerle ilerlediğini dile getiren Aslı, Türkiye’de yetişkin DEHB tanısına erişimin hâlâ sınırlı olduğunu savunuyor:
“İlk teşhisi 17 yaşımda Ankara Tıp Fakültesi’nde aldım. O günden itibaren çok çeşitli ilaçlar kullandım. Mezuniyetle birlikte artan sorumluluk ve iş yükü sebebiyle terapi almaya başladım. Türkiye’de yetişkin DEHB tanısı almak çok zor. Hâlâ ilk kez gittiğim bir psikiyatristin, kullandığım ilaçları söylediğimde bana inanmadığını ve yalan söyleyerek ilaçlara erişmeye çalıştığımı düşündüğüne şahit oluyorum. Devlet hastanelerinde beş-on dakikalık seanslarda yetişkinlerin DEHB tanısı alması zor.”
Erkeklerde tolere edilen davranışlar
Beste (28) , DEHB belirtilerini lise yıllarında yaşadığı bir kriz sonrası gittiği psikiyatri randevusunda fark etmiş:
“Farkında olmadan odanın içinde yürüyerek telefonla konuşmam, dikkatimin aniden başka nesnelere kayması doktorumun dikkatini çekti. O güne kadar yaşadığım odaklanma sorunlarını tembellik sanıyordum. Çevrem de beni ‘potansiyelini kullanamayan’ biri olarak görüyordu. Tanı aldığımda, hayatım boyunca anlamlandıramadığım pek çok davranış ilk kez yerine oturdu. Görsel ve mekânsal hafızamın güçlü olduğunu fark ederek, dersleri farklı yerlerde çalışarak, renklerle notlar aldım. Tek işe odaklanmak yerine bilinçli olarak ikinci bir uyaran ekledim. Terapi ve ilaç sürecine girdim fakat destek seçeneklerinin sınırlı olduğunu gördüm. Meditasyon hayatımda önemli bir yer edindi; dürtüselliğimi yönetmeyi, bedenimde kalmayı öğrendim. Her gün güçlü olmak zorunda olmadığımı kabul etmeyi öğrendim.”
Beste, yaşadıkları zorlukların kadınlara yönelik toplumsal beklentilerle çelişmesinin ise durumu daha da ağırlaştırdığına dikkat çekiyor:
“Bir kadın olarak en zorlandığım şey anlaşılmamaktı. Dağınık olmak, kararsızlık yaşamak, her şeye aynı anda heveslenmek ‘kadına yakışmayan’ özellikler olarak görüldü. Erkeklerde tolere edilen davranışlar, kadınlarda eleştiri konusu oldu. ‘Standart kadın’ kalıbına sığamadıkça kendimi daha fazla sorguladım. Sorun uyumsuzluk değil, farklılıktı.”
Yapısal görünmezliğe işaret
Psikiyatrist Eren Ezgi Gevher Avcı, kadınlarda DEHB’nin genellikle geç fark edilmesinin bireysel bir durumdan çok yapısal görünmezliğe işaret ettiği görüşünde. Avcı, klinik deneyimleri üzerinden kadınlarda DEHB’nin nasıl seyrettiğini şöyle anlattı:
“DEHB, kadınlarda erken yaşlarda atlanan ve erişkinlikte kaygı, depresyon, tükenmişlik ya da ilişkisel zorlanmalar üzerinden görünür hale gelen bir klinik tablodur. Genellikle hiperaktivite geri plandadır. Konsantrasyon sorunları, erteleme, organizasyon sorunları ve duygusal dalgalanmalar gibi dikkat eksikliği bulguları kadınlarda daha ön plandadır. İşlevsel açıdan ise kadınlar sıklıkla yüksek çabayla durumu telafi etme eğiliminde olurlar. Bu idare etme hali dışarıdan uyum gibi görünse de uzun vadede yorgunluk, özdeğer kaybı ve kronik stresle sonuçlanır.”
Toplumsal cinsiyet rolleri
Söz konusu farkın yalnızca biyolojik nedenlerle açıklanamayacağını vurgulayan Avcı, toplumsal cinsiyet rollerinin tanı sürecini belirgin biçimde etkilediğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu farkın biyolojik nedenleri vardır. Ancak biyolojik faktörlerin yarattığı farklılaşma, toplumsal cinsiyet rolleri ile derinleşir. Erkek çocuklarda dışa vurulan hiperaktivite daha erken fark edilirken, kız çocuklarından beklenen uyum, sessizlik, ağırbaşlılık ve düzen beklentileri, belirtilerin bastırılmasına yol açar. Kadınlar daha fazla gayret göstererek semptomlarını maskelemeye çalışır. Bazen aşırı düzenli olma, mükemmeliyetçilik veya kendini denetleme/izleme yoluyla durumu kurtarmaya çalışır. Bu hem klinik görünümü değiştirir hem de tanının gecikmesine neden olur. Öte yandan; bazen kadınlardaki DEHB bulgularında, erkekte olduğu gibi dürtüsellik ve hiperaktivite ön planda olur. Kadınlarda dürtüsellik, hareketlilik ve ‘sakarlık’, toplumsal olarak makul kadın rolüne uygun olmadığı için, küçük yaşlardan itibaren eleştiriye maruz kalırlar. Dolayısıyla ilerleyen zamanlarda kendilerini kusurlu, yetersiz ve çoğu zaman kabahatli algılamaya yatkın hale gelirler.”
Psikiyatrist Eren Ezgi Gevher Avcı, kadınlarda DEHB’nin klinik değerlendirme biçiminin de yeniden düşünülmesi gerektiğini savunuyor. Avcı’nın bu konudaki görüşü şöyle:
“Kadınlarda DEHB değerlendirilirken dikkat ve hareketlilikten ziyade duygusal yük, görünmez emek, bakım rolleri ve kadının telafi stratejileri dikkate alınmalı. Kaygı ve depresyon tanıları ile gelen kadınlarda, kimi zaman altta yatan DEHB’yi işaret edebilir. Klinikte erkek merkezli ölçütlerden uzaklaşıp, kadınların deneyimini merkezine alan değerlendirme stratejileri geliştirmek önemli.”









