2025 yılı verilerine göre, çok sayıda kadın katliamı gerçekleşti. Kadınlar, katliamlara karşın örgütlü ve birleşik mücadele çağrısı yaptı
Jinnews’in kadın katliamı 2025 yılı çetelesine göre 297 kadın katledildi, 191 kadın da şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Saha Araştırmaları Merkezi (SAMER) verilerine göre ise bu rakam, 508’i şüpheli olmak üzere toplamda 928 kadının katledildiğini ortaya koydu. 2025 yılı “Aile Yılı” ilan edilse de verilere göre katledilen kadınların 113’ü evli olunan erkek, 32’si boşandığı erkek, 12’si babası, 20’si oğlu tarafından, yani aile içinde ve en yakınındaki erkekler tarafından katledildi.
Kadın katliamlarının hukuken belli bir kategori altında olmadığı için gerçek verilerin bilinmediğini belirten Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) PM Üyesi Arzu Fırat, “Kadın kırımı şeklinde devam eden bir süreç var. Bunu zayıf koruma mekanizmaları, yetersiz caydırıcılık ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle açıklayabiliriz. Biliyorsunuz 2025 ‘Aile Yılı’ olarak ilan edildi ve böyle bir ülkede kadın katliamının yüzde 40’ı eşler tarafından, yüzde 20 ya da 30 civarında eski sevgili ya da partnerler tarafından yapılıyor. Bunun için de 6284 sayılı yasanın uygulanması gerekiyor” dedi.
‘11’inci Yargı Paketi kadın katillerini serbest bıraktı’
Türkiye’de hâlâ kadın bedeni üzerinden politikalar geliştirildiğini ifade eden İnsan Hakları Derneği (İHD) Kadın Komisyonu üyelerinden Nimet Tanrıkulu, çıkarılan 11’inci Yargı Paketi ile faillerin serbest bırakıldığını, hemen ardından da bir kadının katledildiğini hatırlatarak, “Biz bu devletle kadın kırımından dolayı bir hesaplaşma yaşıyoruz. Bu yüzden 2025’te sesimizi olabildiğince yüksek çıkarmaya çalıştık. Ama yine ağır şiddet ve gözaltı ile karşılaştık. Kadınlar ses çıkardığında seslerini bastırmak için sürekli bir tehdit altındalar. Veri hazırlamak, belge hazırlamak çok önemli ama sadece bununla ses çıkarmak eksik olur. Sokaklarda sesimiz yükselmediği sürece, örgütlü bir kadın gücünü oluşturmadığımız sürece bu kırımı yaşarız. Birleşik bir kadın mücadelesini esastan kurduğumuzda daha güçlü bir ses çıkarmış oluruz” sözlerini kullandı.
‘Yaşam hakkı ancak kolektif mücadeleyle korunabiliyor’
Kadın Savunma Ağı’ndan Çağlasu Bakır da, kadın hareketinin kadın katliamı üzerine gittikçe, şüpheli ölümlerin de arttığını paylaşarak, “Bunu Şule Çet’te, Rojin Kabaiş’te gördük. Ancak şunu da vurgulamak gerekir. Türkiye’de devlet hâlâ kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleriyle ilgili şeffaf, düzenli, erişilebilir veri tutmuyor; tutsa da paylaşmıyor. Şiddetin artışından çok erkek şiddetini önlemeye dönük politikaların sistematik olarak uygulanmaması, çoğu zaman devletin ve kurumlarının bu şiddetin suç ortağı hâline geldiğini vurgulamak anlamlı olan şey. Kadınlar, yıllardır yaptığını yapmaya devam ediyor. Örgütleniyor, yan yana geliyor, sokakta oluyor ve birbirini savunuyor. Devletten, milletvekillerinden beklenen şey yapılmadığı için kadınların yaşam hakkı ancak kolektif mücadeleyle korunabiliyor. 2026 yılında da önceki yıllarda yaptığımız gibi eşit, özgür ve şiddetsiz bir yaşam için kadınlar ve LGBTİ+’ları savunmak zorundayız” ifadelerine yer verdi.
‘Sistem şiddeti yeniden üretiyor’
Ailenin kutsanması ve korunması çabasının kadınları ailenin dışında tanımlanamayan ve varlığı kabul edilmeyen bir hâle getirdiğini belirten Kadın Zamanı Derneği’nden Newroz Ünverdi, erkek devletin bu çabasının faillere konfor alanı yarattığını ve cesaret verdiğini söyledi. Newroz Ünverdi şu ifadeleri kullandı:
“Bu veriler, bize şiddetin münferit bir noktadan üretilmediğini, sistemin de bu şiddeti yeniden ürettiğini; cezasızlık politikalarıyla, cesaretlendirmeyle ve kadının aileye sıkıştırılmak istenmesiyle şiddetin süreklileştirildiği bir toplumsal yapı oluşturulmak istendiğini gösteriyor. Şüpheli ölüm diye kadınların ölümünün üstünün kapatılmaya çalışılması; biz Şule Çet, Rojin Kabaiş, Nadira Kadirova ve şüpheli olarak öldürülen ama üstü ‘intihar’ denerek kapatılmaya çalışılan birçok kadından biliyoruz. Şüpheli kadın ölümleri ile kadınların katledildiği gerçeği görünmez kılınmaya çalışılmakta ve faile odaklanmak yerine olayı muğlaklaştırarak odağı farklı yerlere çekmeye çalışılmaktadır. Kadınların talebi ise çok nettir: Bu ölümlerin kader ya da belirsizlik olarak değil, önlenebilir ve politik bir şiddet biçimi olarak görülmesi gerekir.”
Haber: Melike Aydın \ JINNEWS









