Epstein; paranın, erkek egemen iktidarın ve dokunulmazlığın birleştiği bir sistemin, dünyanın ete kemiğe bürünmüş halidir. Epstein bir kişi değil, sistemin kendisidir
Deniz Bakır
ABD Adalet Bakanlığı’nın Jeffrey Epstein hakkında yürüttüğü federal soruşturmaya ilişkin yaklaşık 3 milyon sayfalık belgenin kamuoyuna yansıması, yalnızca adli bir vaka ya da küresel bir suç ağını değil bir sistemin anatomisini de çıkaracak nitelikte bir olaya dönüştü. Belgeler, Epstein’in kimlerle temas kurduğunu tek tek ifşa etmekten çok daha fazlasını söylüyor: Gücün, servetin ve siyasal korumanın bir araya geldiğinde nasıl bir istismar düzeni kurabildiğini gözler önüne seriyor. T24’ten Melis Karaca’nın ayrıntılarıyla aktardığı hikâyeye göre Epstein, kamuoyunun tanıdığı haliyle “korkunç zengin” olarak doğmadı. 1953’te New York’un Coney Island bölgesinde, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesinin önemli bir kısmı Holokost’ta katledilmişti. Matematikte başarılı bir öğrenci olarak öne çıktı ancak üniversite eğitimini tamamlamadı. Hayatındaki ilk kırılma noktası, New York elitlerinin çocuklarının okuduğu Dalton School’da matematik öğretmenliği yapmasıyla geldi. Bu okul, Epstein’e yalnızca bir iş değil, üst sınıfa açılan ilk kapıyı sundu.
Dalton’daki öğretmenlik serüveni kısa sürdü. Performans gerekçesiyle okuldan ayrılması istendi. Ancak bu ayrılık, Epstein için bir düşüş değil, sıçrama oldu. Okul velileri aracılığıyla Wall Street’e uzanan bir ağın içine girdi. Bear Stearns’te işe alınması, kurallara uymamasına rağmen korunması ve özgeçmişindeki yalanın görmezden gelinmesi, Epstein’in hayatında tekrar tekrar işleyecek bir mekanizmanın ilk örneğiydi: “Yetenekli” ve “işe yarar” olduğu sürece her şey affedilebilirdi.
Bear Stearns’te hızla yükselen Epstein, patronunun kızıyla yaşadığı ilişki sayesinde fiilî bir dokunulmazlık kazandı. Şirket içi ihlaller, etik dışı ilişkiler ve yalanlar cezasız kaldı. Bu cezasızlık hali, Epstein’in kişisel karakterinden çok, içinde bulunduğu sınıfın ve erkek dünyasının reflekslerini yansıtıyordu.
Bear Stearns’ten ayrıldıktan sonra Epstein, “danışmanlık” adı altında ultra zenginlerin parasıyla ilişki kurduğu yeni bir alan açtı. Ancak asıl kırılma, milyarder Leslie Wexner ile kurduğu bağ oldu. Wexner’ın serveti üzerinde neredeyse sınırsız yetki elde eden Epstein, yalnızca para yönetmedi; erişim, ilişki ve güç yönetti. Bu noktadan sonra Epstein, finans dünyasının sınırlarını aşarak siyaset, akademi, medya ve sanat çevrelerinde dolaşan bir figüre dönüştü.
Belgeler ve tanıklıklar, Epstein’in 1990’ların sonlarından itibaren sistematik bir cinsel istismar ve seks ticareti ağı kurduğunu gösteriyor. Bu ağ, tekil suçlardan değil; evler, uçaklar, adalar ve “yardımcılar” aracılığıyla süreklilik kazanan bir yapıdan oluşuyordu. Reşit olmayan kız çocukları “masaj” bahanesiyle eve çağrılıyor, para ve baskı yoluyla istismara zorlanıyor, ardından başka mağdurları bulmaya teşvik ediliyordu. Bu düzen, yalnızca Epstein’in değil, çevresindeki güç ağlarının bilgisi ve sessizliğiyle sürdü.
Ghislaine Maxwell bu ağın kilit isimlerinden biriydi. Medya patronu Robert Maxwell’in kızı olarak zaten elit bir dünyada büyümüştü. Epstein’le kurduğu ilişki, yalnızca kişisel değil, örgütsel bir ortaklığa dönüştü. Maxwell’in bugün aldığı 20 yıllık hapis cezası, bu ağın “istisnai” bir kırılması olarak kayda geçti. Ancak aynı ağın içinde adı geçen pek çok güçlü isim için benzer bir hesaplaşma yaşanmadı.
2005’te Florida’da başlayan ilk soruşturma, adalet sisteminin nasıl devre dışı bırakıldığını da açıkça gösterdi. En az 30 mağdurun ifadesine rağmen, Epstein 2008’de federal düzeyde dokunulmazlık sağlayan bir anlaşmayla kurtuldu. 13 aylık göstermelik bir ceza, “work release” ayrıcalıkları ve mağdurlardan gizlenen bir süreç… Bu tablo, bireysel bir savcı hatasından çok, sınıfsal ve erkek dünyasına ait bir adalet anlayışının ürünüydü.
Epstein ancak 2019’da basının ısrarlı takibi ve kamuoyu baskısıyla yeniden tutuklandı. Ancak bu kez de hesaplaşma yarım kaldı. Cezaevinde “intihar” ettiği açıklanan Epstein’in ölümü, kamera kayıtlarının çalışmaması, denetimlerin yapılmaması ve sorumluların cezasız bırakılmasıyla birlikte yeni soru işaretleri yarattı.
Epstein’in ilk soruşturmada cezaevinden neredeyse hiç yara almadan çıkması, ardından ikinci tutuklamasında “intihar” ettiği açıklaması, kurduğu kirli ilişkiler ağını görünmez kılmaya dönük bir tasfiye ihtimalini güçlendiriyor. Önce serbest bırakılması, ardından ortadan kaldırılması; yalnızca bir suçlunun değil, onunla birlikte anılan siyasal, ekonomik ve bürokratik bağların da yargı önüne çıkmasının engellenmesi anlamına geliyordu. Ancak baştan sona çürümüş, kokmuş bir düzenin üzerini örtmek mümkün değildir. Yıllar boyunca kapatılan bu çürümenin kokusu bugün örtünün altından sızarak her yere yayılıyor; dosyalarla, tanıklıklarla, suskunluklarla kendini yeniden hatırlatıyor. Epstein bir “istisna” değil; tekil bir sapkınlık ya da münferit bir suç figürü hiç değil. O, paranın, erkek egemen iktidarın ve dokunulmazlığın birleştiği bir sistemin, dünyanın ete kemiğe bürünmüş halidir. Epstein bir kişi değil, sistemin kendisidir.








