Şüpheli kadın ölümlerinin sayısının kesinleşmiş katliamlarının sayısını aştığını belirten Rosa Kadın Derneği yönetiminden Büşra Yentürk, karanlıkta bırakılan her şüpheli kadın ölümünün yeni katliamların önünü açtığını belirtti
Kürdistan ve Türkiye’de son yıllarda “şüpheli kadın ölümleri” artıyor. Yeterli soruşturma yürütülmemesi, delillerin toplanmaması ya da dosyaların aceleyle kapatılması, geride yanıtlanmamış sorular bırakıyor. Şüpheli kadın ölümleri karşısında iktidarın sessizliği sürüyor. Kadın örgütleri ve hukukçular, bu vakaların önemli bir bölümünün örtbas edilmiş kadın katliamları olabileceğine dikkat çekerken, adalet mekanizmasının cinsiyet temelli şiddeti görmezden gelen yapısı bir kez daha tartışmaya açılıyor. Artan şüpheli kadın ölümleri; veriler, adli süreçler, ihmaller ve geride kalanların tanıklıkları üzerinden mercek altına alınıyor.
Şüpheli ölümler
Bu yapısal sorunun boyutları, yıllık verilerde daha da görünür hale geliyor. JINNEWS’in derlediği verilere göre Ocak–Aralık dönemini kapsayan 2025 yılı boyunca en az 297 kadın ve 29 çocuk erkekler tarafından katledildi; aynı yıl içinde 191 kadın ve 28 çocuk ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2025 raporu da aynı verileri ortaya koyuyor. Rapora göre 294 kadın katliamı kayda geçerken, 297 kadın ölümü “şüpheli” olarak kayıtlara geçti.
Şiddet 2026 yılında da hız kesmeden devam etti. JINNEWS’in 2026 Ocak ayına ilişkin şiddet çetelesine göre, ay boyunca en az 15 kadın ve 3 çocuk katledilirken, 9 kadın ve 3 çocuk şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Farklı kaynaklardan edinilen bilgilere göre ise yalnızca 1–13 Şubat tarihleri arasında 7 kadın ve 1 çocuk katledildi; 5 kadının ölümü ise şüpheli olarak kayıtlara geçti.
Konuya ilişkin Rosa Kadın Derneği yönetiminden Büşra Yentürk ile şüpheli kadın ölümleri üzerine konuştu.
‘Şüpheli kadın ölümleri kesinleşmiş katliamdan fazla’
Kadın örgütlerinin 2025 yılının izleme raporuna işaret eden Büşra Yentürk, şüpheli kadın ölümlerinin sayısı, kesinleşmiş kadın katliamlarını aştığını söyledi. Bu tabloyu sistematik ve şeffaf veri eksikliğiyle birlikte ele almak gerektiğini belirten Büşra Yentürk, kadın ölümlerinin önemli bir bölümünün etkin soruşturma yürütülmediği için karanlıkta bırakıldığını söyledi.
‘Şüpheli ölümlerin katliam olduğu ortaya çıktı’
İlk etapta intihar olarak kaydedilen ve daha sonra kadın örgütlerinin mücadelesiyle “katliam” olduğu ortaya çıkan ölümlere değinen Büşra Yentürk, Şule Çet, Yağmur Önüt ve Roşin Kabaş dosyalarının bu durumun en çarpıcı örnekleri olduğunu söyledi. Büşra Yentürk, bu ölümlerin tamamında ilk açıklamaların “intihar” yönünde yapıldığını, ancak yoğun kamuoyu baskısı ve örgütlü mücadelenin ardından soruşturmaların derinleştiğini belirtti.
‘Adalet sağlansın’
Kadın katliamlarının büyük bölümünün ancak medya ve kadın örgütlerinin çabasıyla gündeme gelebildiğini söyleyen Büşra Yentürk, karanlıkta bırakılan her şüpheli kadın ölümünün yeni katliamların önünü açtığını, bu nedenle temel taleplerinin, şüpheli her kadın ölümünde adaletin sağlanması olduğunu ifade etti.
Sorunun münferit değil, yapısal olduğunu vurgulayan Büşra Yentürk, devletin erkek egemen bir zihniyetle hareket ettiğini ve bu nedenle kadın ölümlerine yönelik refleksin son derece zayıf kaldığını belirtti.
Kaynak: Rojda Aydın / JINNEWS








