Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısını değerlendiren EUTCC Başkanı Prof. Kariane Westrheim, Türkiye’nin çağrıya kulak vermesi gerektiğini belirterek, bu şartlarda kongrenin imkansız olduğunu söyledi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat tarihinde “Asrın Çağrısı” olarak değerlendirilen “Barış ve demokratik toplum çağrısını” gerçekleştirdi. Aradan bir ayı aşkın bir zaman geçmesine rağmen devlet tarafından henüz atılmış bir adım, PKK kongresinin toplanmasına dönük şartların oluşturulmasına dair bir hamle yapılmış değil. Daha önce de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın umut hakkının uygulanması için Nobel Ödüllü insanları örgütleyen ve buna ilişkin çalışmalar yürüten Avrupa Birliği Türkiye Sivil Komisyonu (EUTCC) Başkanı Prof. Kariane Westrheim gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Ana talep Öcalan’ın özgürlüğü’
Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda (AP) düzenlenen 19. “Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler” başlıklı konferansa dair konuşan Westrheim, “Kürtlerin gerçekleştirdiği konferans çok güzeldi ve şu anda Türkiye’de ve Suriye’de yaşananlar bağlamında yapıldı. İnsanlar sürecin ilerleyişi konusunda çok tedirgin ve meraklılar ve birçok soru hala cevapsız. Konferansın sonuç bildirgesinde de bir çağrıda bulunuldu ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine ve Irak’ta Kürt bölgesine yönelik saldırılarının uluslararası hukukun ihlali olduğu, Türkiye İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmasına son verilmesi talep edildi. Ana talep Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması. Siyasi ortaklarıyla, PKK ile konuşma özgürlüğüne sahip olmalı. Dolayısıyla bir kongrenin gerçekleşmesine ve güvenlik önlemlerine ihtiyaç var. Ama hala Türkiye’den bu konuda bir cevap yok” diye konuştu.
Umut verici talepler
Konferansın temel amacına değinen Westrheim, “Avrupa Birliği’den Kuzey Doğu Suriye’deki Özerk Yönetimi tanıması çağrısında bulunuyoruz. Ayrıca AİHM’in Sayın Abdullah Öcalan’ın davasıyla ilgili kararının derhal uygulanmasını sağlamaları ve yine mevcut soruna, Orta Doğu ve Türkiye’de şu anda olup bitenlere yönelik siyasi çözüm sürecini güçlendirmek için tüm mekanizmaları kullanmaları gerekmektedir. Avrupa Birliği’ne PKK’yi terör listesinden çıkarması ve devam etmekte olan proje lehine olumlu sinyaller göndermesi çağrısında bulunmamız da çok önemliydi. Bence AB’in yapabileceği ve öncelikli yapması gereken şey budur. Bu çağrıyı, 27 Şubat’tan sonra ve şu ana kadar, dördü listenin en başında olmak üzere 270’in üzerinde Nobel Ödüllü kişi, her meslekten, gruptan insan, politikacılar, eski devlet başkanları, akademisyenler imzaladı. Çok sayıda da sendika var. Sanırım çağrıya destek verecek STK’ler daha fazla olacaktır. Bu çok umut verici” diye konuştu.
‘Süreç başladı durdurulamaz’
“Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına dair konuşan Westrheim, “Aslında çağrıyı bekliyorduk, çünkü uzun zamandır konuşuluyordu, bu yüzden herkes bekliyordu. Çağrı geldiğinde süreç sadece daha da netleşir diye düşündük. Ama zaman geçtikçe bu çağrının, yazılan kelimelerden daha fazlası olduğunu gördüm. Bence son derece iyi bir çağrıydı ve silahsızlanmanın ana konu olduğunu, savaşın sona ereceğini görmek beni mutlu etti. Belki de ana mesaj buydu, ancak aynı zamanda şunu da söylemeliyim ki işlerin hızlanmasından, çok hızlı ilerlemesinden, Kürtlerin Türkiye’nin istediği ya da talep ettiği şeyleri bir karşılık almadan kabul etmesinden korkuyordum. Bu yüzden yasal, siyasi önlemler ve güvenlik önlemleri taleplerinin çok güçlü olduğunu gördüm. Kürtler de bu konularda çok güçlü mesajlar veriyor ve bence bu kesinlikle gerekli. Ayrıca, bu gibi süreçlerde gerçek bir müzakere sürecinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Elbette uluslararası toplumun, AB gibi büyük kurumların, devletlerin sahneye girmesi ve gerçekten arenaya çıkıp, yeter artık demesi de gerek” dedi.
‘Türkiye adım atmalı’
Türkiye’nin saldırılarını eleştirerek hükümetin süreci geciktirmesine dair konuşan Westrheim, “Öncelikle Sayın Öcalan özgür olmalı, çünkü siyasi bir liderin, partisindeki arkadaşları ve üyeleriyle, özellikle de PKK ile herhangi bir yazışma ya da diyalog kurma şansı olmadan cezaevinde tecrit edilmiş bir şekilde tutulması kabul edilemez. Dolayısıyla bunun bir önkoşul olduğunu düşünüyorum. Birincisi, özgür olması gerekiyor. Fakat bunun olacağına, bunu yapacaklarına dair hiçbir işaret yok. Türkiye bu adımı atmalıdır. Bu talep edilen bir koşul. Elbette, konuyu tartışmak, yoldaşlarının bu konuda hemfikir olup olmadıklarını görmek için bu kongreyi toplamalıdır, çünkü durumla ilgili bir tür ortak fikir ve karar olmalıdır. Sayın Öcalan’ın en harika yanı ise öyle ya da böyle olacak demek yerine, ‘ben bunu öneriyorum ama buna herkes karar vermeli’ demesidir. Bunun gerçekleşebilmesi için önce bu sürece ilişkin bir mesaj vermemiz gerekiyor. Bu tarz, Türkiye’nin istediği bir şey değil, çünkü onlar bir anda silahsızlanmalarını, sadece silahları bırakmalarını talep ediyor; silah bırakma bir müzakerenin parçası ama bu kongreyi yapmadan ve Türkiye tüm bu güvenlik önlemlerini almadan bunun olması imkansızdır” dedi.
Haber: Melek Avcı / JINNEWS