Yazar Nevzat Güngör’ün Kitapyurdu Doğrudan Yayıncıık’tan çıkan bu eseri ilmek ilmek kurgulanmış. Yer şiirsel anlatıya dönüşen teknik bir maharetle kotardığı kitabında merak ve sürükleyicilik hep yanı başınızda sizlere okuma istemi verecektir
Ayhan Kavak
Yazar Nevzat Güngör’ün son romanı “Kerbela’yı Beklerken”, ‘Buğday tanesi’ girizgahına dayanması tesadüf değildir. Bir tarafta yok olan buğday tanesi varken, diğer yandan zehir olup çıkan buğday tanelerinin bir mezarlıkta kesişen yollarının romanıdır, anlatılan. Gene alıntılanan Kur’an ayeti, “…insan ne kadar zalim, ne kadar cahildir” ile ilişkilenecek katmanlı bir roman dünyasıyla tanışacaksınız.
Ali Ekber’in karanlığının silindir gibi toplumu ezmesi esnasında başına gelenlere projeksiyon tutarken, onun devrimci yaşamındaki naif tahlillerinin ne denli iyimser-safdil bir pencereden bakmasına tanıklık edeceksiniz. Ali Ekber illegaliteye çekilmiş devrimci bir öğrenciyken, devreye konulmuş darbenin örgütlü halk yığınlarıyla bugün yarın yıkılacağını ummaktadır. Keza Ali Ekber, Dersim’in kılıç artığı bir ailesinin evladıdır. Üniversiteyi kazandığında, Batı ellerinde sürgüne mahkûm edilip oraları yurt edinen babasının neler yaşadığını, nasıl kurtulduğunu ilk kez anlatmasıyla yaşatılan trajedi karşısında gözlerinden yaş, yüreğinden dökülür. Babasını deyimiyle yüzyıllar geçmiş olsa da onlara reva görülmüş Kerbelaların tezahürüdür. Ali Ekber için de Kerbela mazlum ve madunlara yaşatılan en büyük kötülüktür.
“… Yaraydı, çekiyordu, geçmişti, şiddette oraya itiyordu. Kerbela’yı o kadar anlatmaya çalışmış, ama o hep yarım bırakarak suskunluğunu gözyaşlarıyla yıkmıştı. Kerbela, onun atalarından aldığı Yaraistan’dı, öldüğünde o da babam gibi çocuklarına devredecekti. Kuşaktan kuşağa hep büyüyen ülke… Gölgede kalmış olanların, bütün ezilmişlerin ve de mazlumların farklı adlar verseler de kendilerine ait Kerbelaları yok muydu?..”
12 Eylül günlerinde yakalanmamak veya katledilmemek için türlü girişimlerde bulunup türlü tehlikelere göğüs gerse de nihayetinde zulmetin zulmünün takibine takılırlar. Ali Ekber kaçar kaçmasına da yediği mermiyle kendini ailesinin yaşadığı kentteki bir mezarlıkta bulur. Yaralıdır. Ali Ekber, sürünerek geldiği o mezarlıkta saklanmaktadır. Niyeti biraz kendini topladığında ailesinin evine gitmektir.
Diğer yandan kötülüğün somutlaştığı, nebbaşlardan bile daha alçak olan Vedat ve güdümündeki Salih var. Onlar da gece sokağa çıkma yasağına rağmen mezarlıktalar. İntihar edip yeni gömülmüş, kentin en güzel kızı olan Sıla’nın mezarını kazıp ona nekrofil arzularını ifa etmek içindir. Sıla’nın cenazesine neler yapacaklarını ağza alınmadık sözlerle dillendiren Vedat ve Salih çocukluk arkadaşları olup toplumun tortusu bile olamayacak tinnettedirler. Her ikisi askerliği bile aynı yerde bitirmiş, avare kasnak bir yaşam sürdürmektedirler. Onların yakınında gizlenen Ali Ekber ikilinin konuşmalarını dinlemektedir. Engellemek istese de mecalsizdir. Yapacakları karşısında kahrolmaktadır. Tabii hepsinin yaşam serüvenleri de film şeridi gibi serimlenir.
Salih bu kez ikinci olmak istemez. İlk kendinin tecavüz edeceğini bildirir. Tartışmaları alevlenir ve Salih yılların bastırılmışlığından sıyrılarak Vedat’a yumruk atar. Vedat bir şey belirtmez, alttan almakla yetinir. Hasılı uzun uğraşlar sonucu cenazeyi çıkarırlar, kefeni yırtarlar ve o esnada Salih’in kafasına baltayla vurup öldürür. Ali Ekber öncesinde bağırdığından yerini belli etmiştir. Görgü tanığı olmaması için kürekle başına vurulur. Emeline ulaşan Vedat; Sıla, Ali Ekber ve Salih’i aynı mezara atarak üstlerini toprakla doldurur. Ali Ekber işte o an son nefesini verir. Ali Ekber’e reva görülen yine Kerbela’dır.
Yazar Nevzat Güngör’ün Kitapyurdu Doğrudan Yayıncıık’tan çıkan bu eseri ilmek ilmek kurgulanmış. Yer şiirsel anlatıya dönüşen teknik bir maharetle kotardığı kitabında merak ve sürükleyicilik hep yanı başınızda sizlere okuma istemi verecektir.