Suriye’de ve Kürtlerin o kadim tabiriyle Rojava’da taşlar yerinden oynarken, Ankara’nın o soğuk dehlizlerinde kurulan cümleler, burada, bu coğrafyanın evlatlarının ruhunda onarılması güç çatlaklar açıyor. Mesele artık sadece stratejik bir beka tartışması değil; mesele, bir halkın kendi gerçeğiyle, komşusuyla, kardeşiyle kurulan duygusal bağın görülmemesi olayıdır.
Yıllardır bir güvenlik parantezine sıkıştırılan Kürt meselesi, sınırın ötesindeki her uçak sesiyle, her top atışıyla yeni bir duygusal kırılmaya evriliyor. Oysa o sınırın iki yakasında aynı ninniler söylenir, aynı ağıtlar yakılır. Sınırın ötesindeki zeytinlikler ateşe verildiğinde, bu taraftaki sofraların tadı kaçıyor. Siyasi iktidarın güvenlik kuşağı dediği o hat, bölge insanı için bir hafıza kırımına dönüşüyor, duygu kopuşlarına dönüşüyor.
Ayrılık sadece gurbette değil, artık kendi yurdunda, kendi evinin başköşesinde ağırlanan bir misafir oldu. Kürtlerdeki aidiyet duygusu, vatandaşlık bağı denilen o hukuki bağdan taşarak, bir duygusal kopuşun eşiğine gelip dayandı. Zira insan, acısının tanınmadığı, yasının paylaşılmadığı, hatta sevincinin tehdit sayıldığı bir iklimde kendini ne kadar evinde hissedebilir?
Belli bölgelerde yaşanan nüfus değişimleri, Kürtler için sadece mekân kaybı değil, kültürel bir hafıza kırımıdır. Bir şehrin sokaklarında kendi dilini ve kültürünü görememek, kolektif bir yabancılaşma ve ait olamama hissini doğurur.
Suriye’de yaşananların Kürt toplumunda yarattığı ruhsal kırılma, nesiller boyu aktarılabilecek bir travma potansiyeli taşıyor. Bu kırılmanın onarılması; sadece siyasi bir çözümle değil, hakikatlerin kabul edilmesi, adaletin tesisi ve hakların tanınmasıyla mümkündür.
Bugün gelinen noktada, Kürtlerin yaşadığı ruhsal kopuş, bir reddedişten ziyade bir kendini koruma refleksi olarak okunmalıdır. Toplumsal iyileşme, bu ruhsal bariyerlerin ancak güvenlik ve adalet duygusuyla aşılabileceği gerçeği üzerine inşa edilmelidir. Eğer Suriye’de Kürtlerin ruhsal dünyasındaki bu kırılma tamir edilmezse kalplerdeki ve zihinlerdeki kopuş ne yazık ki kalıcı olacaktır.
Siyasetin o katı dili, insanın kalbine değmiyor. Aksine, kalbi kurutuyor. Sınırın ötesindeki kazanımları bir beka sorunu olarak kodlayan akıl, aslında bu taraftaki gönül bağlarını kopardığını göremiyor mu? Yoksa görmek mi istemiyor? Bugün yaşanan şey, sadece siyasi bir tercih ayrılığı değildir; bu, bir duygusal mültecilik halidir. Kendi topraklarında, kendi dilinde ve kendi akrabalık coğrafyasında ruhu sürgün edilmiş bir halkın sessiz çığlığıdır.
Gönül köprüleri yıkıldığında, yerine hangi beton barajı kurarsanız kurun, o boşluğu dolduramazsınız. Tarih, sadece savaşları değil, o savaşların ruhlarda bıraktığı izleri de yazar. Bugün Suriye üzerinden yürütülen siyaset, Türkiye’deki Kürtlerin gönül haritasında derin uçurumlar açıyor. O uçurumların dibinde ise sükut değil, birikmiş bir kırgınlık ve kopuşun ayak sesleri var.
Ortak acıların paylaşılmadığı, bir grubun zaferinin diğerinin felaketi olduğu bir ortamda, duygusal ortaklık yerini derin bir yabancılaşmaya bırakır. Bu kopuş, sadece insanların birbirinden uzaklaşması değil; ortak değerlerin, güven duygusunun ve biz olma bilincinin zayıflamasıdır.
Kopuş terimi burada fiziki olmaktan öte zihinsel ve duygusal bir ayrışmayı ifade eder. Artık mevcut sistemlerle ortak bir gelecek tahayyül etmekte zorlanan bir kuşak yetişiyor.
Hangi güvenlik stratejisi, bir insanın kendi halkına duyduğu sevgiden daha kıymetlidir? Hangi sınır hattı, bir annenin sınırın öteki yanındaki evladı için döktüğü gözyaşından daha kutsaldır?
Toplumsal kopuş bir süreçtir, bu süreci tersine çevirmek için empati köprüleri kurarak sadece kendi mahallemizle değil, diğerleriyle temas kuracak alanlar yaratmak gerekecektir.
Gelinen noktada ihtiyacımız olan şey, sınır ötesindeki denklem ne olursa olsun, içerideki “biz” duygusunu tahkim etmektir. Kürtlerin Suriye’deki akrabaları için duyduğu endişeyi anlamak, bu endişeyi bir güvenlik tehdidi değil, bir insani hakikat olarak kabul etmek barışın ilk adımıdır.
Siyaset; sadece stratejik hamleler yapmak değil, aynı zamanda o hamlelerin toplumun kalbinde açtığı yaraları sarma sanatıdır.









