Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulmakta olan Emre Erdem, 20 Ağustos 2025 tarihli mektubunda şöyle diyor: “Size -kendilerinin de belirttikleri gibi- Türkiye’nin Guantanamo’sundan yazıyorum. Son iki ayda öyle şeyler yaşadım ki, buradan sizlere nelerin anlatılması gerektiği konusunda kararsızım. Burası daha önce kaldığım hiçbir cezaevine benzemiyor. Burada tüm norm ve kurallardan ayrı şekilde ve ‘devlet olgunluğundan’ uzak bir tavırla, bir şikayete karşı on misilleme perspektifiyle yaklaşıyorlar tutsaklara.
Kısa sürede beş disiplin cezası ve bir ceza dosyasıyla muhatap oldum. Beni dövdüklerinde incinen elleri için bana dava açmışlar. Şu örneği vereyim; rahmetli Mehmed Uzun’un “Bir Dil Yaratmak”, “Küllerinden Doğan Dil” ve “Dicle’nin Sürgünleri” ile Gökçer Tahincioğlu’nun “Kayıp Adalet” isimli kitabı ‘devletin bölünmez bütünlüğü ve toplumdaki birliği zedeleyeceğinden’ dolayı burada yasak, içeri verilmiyor. İnfaz hakimliğine itiraz ediyorsun; incelenmeden, jet hızıyla başvurun reddediliyor.
Neyse, bunu geçersek, bu mektubu yazma amacım telefon süreleriyle ilgili (bir yıl kadar önceki) yaptığım yeni başvuruya gelen Ombudsmanlık kararını bildirmektir. Karar, yeni geldi.
Daha önce ‘Dostane Çözüm Kararı’ verildiğini size yazmıştım. Geçen sürede Adalet Bakanlığı dostane çözüm kararına uymayınca, verdiği sözü tutmayınca, ben bir daha başvurup o kararın gereğinin yapılmasını istemiştim.
Kamu Denetçiliği Kurumu da başvuruma bu kez ‘Kısmen Tavsiye, Kısmen Ret Kararı’ verdi. Buna göre, yani karara uyarsa “Ziyaretçimizin gelmediği hafta bizlere de belirli bir süre telefon hakkı verebilir. Ben Adlilerinki gibi 30 dakika talep etmiştim ama 30 dakika reddedilmiş. Lakin en az 10 dakika verilmesi ve bunun için başta yürürlüğe konulan ama sonradan kaldırılan (ğ) bendinin uygulamaya konulmasını, buna göre düzenleme yapılmasını istemiş, merkezi sistemdeki Bakanlığın yazılım ve donanımdaki engellerin de kaldırılmasını istemiş.
Tam istediğimiz gibi olmasa da, gereği yerine getirilirse, on binlerce (100 binin üzerinde olabilir) mahpus daha fazla telefon görüşmesi hakkına sahip olacak. Kararı Kamu Denetçiliği Kurumu’na geç de olsa aldırabildik. Eğer gereği yapılırsa, en azından bizden sonrakiler yararlanır.
Bu arada, bulduğum iki ayrı emsal karara göre benim cezam iki yıl önce bitmiş olması gerekiyor. Benim infazım görüşten çevrilme hücre cezalarıyla yakılmıştı. Bulduğum emsal kararlara göre de infaz ancak direkt hücre cezalarıyla yakılabiliyormuş. Emsal kararlarda infazları görüşten çevrilmiş hücre cezalarıyla yakılan iki kişinin de infaz yakmaları iptal edilmiş ve tahliye olmuşlar.
***
Urfa 2 nolu T Tipi Cezaevi’nde tutulmakta olan Mehmet Serhat Polatsoy, 4 Ağustos 2025 tarihli notunda şöyle diyor: “Şu CHP’liler cezaevine girmese Kürtlerin bunca yıldır yaşadıkları sanırım anlaşılmayacaktı. Yok bu kadar gözaltı süresi olur muymuş; niye illaki tutuklu yargılanıyorlarmış; yok 10 dakikalık telefon hakkı yeter miymiş… Bir de Muhittin Böcek, günde 14 defa ilaç kullanıyormuş. Benim günde 24 defa ilaç kullandığımı ne zaman öğrenecekler acaba!
(HDP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırırken, dönemin CHP lideri Kılıçdaroğlu, ‘Anayasa’ya aykırı ama evet, diyeceğiz demişti. Daha sonra HDP’li ve DEM’li belediyelere kayyım atanırken, CHP’nin tavrı, birkaç demeçle karşı çıkmak şeklinde olmuştu. Şimdi kayyım saldırısı kendilerine yönelince, yapılanın ne denli anti-demokratik olduğunun farkına vardılar. Umarız bundan sonra kayyım siyasetine karşı mücadelede hep birlikte tavır alınır; hiç olmazsa burjuva demokrasisi ayarında buluşuruz.)
***
Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulmakta olan Fatima Aktaş, Adil Okay’a gönderdiği 6 Ağustos 2025 tarihli mektubunda şöyle diyor: “Bende durumlar aynı, bana verdikleri ceza ve tutulan tutanaklardan ötürü kitap okuma, kendime zaman ayırmama fırsat vermiyorlar. Değişik yani değişken psikolojik şiddete maruz kalıyorum. İnsanın ruh halini bazen düşünsel ve fiziksel olarak insanı hasta edip kurutan bir politika. İnsanı kültürel sosyal anlamda bir kayboluşa, insanı yok oluşa sürükleyen yaklaşımlar.
Eşime, aileye iyiyim demek zorunda kalıyorum. Babam yaşlı kanser hastası, yeniden bir ameliyat daha geçirdi. Annem 21 yıldır benim için ağlıyor, uykuları haram. Son birkaç aydır el işi yaparak kendimi aldatıyorum. Tek tip çıldırtma dayatmalarına dirensem de, bastırdığım her çığlığım bedenimde hastalık olarak kendini dışa vuruyor. Asla haklarımı helal etmediğim insanlar. Mevlam onlardan razı olmasın. Onun için iyiyim yalanına sığınmayıp sevdiklerimi aldatmayacağım.”
***
Tekirdağ 1 nolu F Tipi Cezaevi’nde tutulmakta olan Fatih Aydın, görülmüştür inisiyatifine gönderdiği 22 Temmuz 2025 tarihli mektupta şöyle diyor: “S ve Y tipi hapishanelerde tecridin boyutları ortaya çıkıyor. Mimari yapısı böyle. Fakat uygulamalar değişken. Orada kalan her tutsak ağırlaştırılmış veya süresi fark etmeksizin havalandırma saatleri en fazla iki saatle sınırlı.
Havalandırmaya ayrı yerlerde çıkartılması ve kişilerin sınırlı olması havalandırma saatlerini kısıtlayan bir durum. Sadece aynı koridordaki tekli hücrelerde kalan altı kişi birlikte havalandırmaya çıkabiliyor. Gün boyu ayrı ayrı çıkıldığı için saatler kısıtlanıyor. Tutsakların genel tavrı, talepleri tekrar herhangi bir F tipine gitmek. Bunun için çeşitli aktiviteler, kampanyalar yapılıyor.
Fakat dışarıdan destek sınırlı olduğu için sonuç almak biraz zor. Yine de gündemde tutan, kimi vesilelerle gündeme getirenler, kampanyalar düzenleyenler var. Ama cılız kaldığını söyleyebilirim. Biraz da genel siyasi durumlarla alakalı veya süreçle alakalı olarak tam anlamıyla gündem olamıyor.“
Mektubu gelenler:
Fatima Aktaş – Tarsus Kadın Kapalı Cezaevi
Emre Erdem – Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi
Serhat Polatsoy – Urfa 2 nolu T Tipi Cezaevi
Fatih Aydın – Tekirdağ 1 nolu F Tipi Cezaevi