Newroz meydanlarında demokratik çözüm ve kalıcı barış konusundaki ısrarın bir kez daha ortaya konulduğunu belirten DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, ‘Bu yükselen sesin ertelenemez. İçinde bulunduğumuz sürecin gerçek anlamda yasal kalıcı ve güvenceli bir çözüme dönüşmesi gerekmektedir’ dedi
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi.
‘Newroz alanlarında demokratik çözüm talebi yükseldi’
Hava koşullarına rağmen birçok yerde görkemli Newroz kutlamalarının yapıldığını, akın akın insanların geldiğini söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu hafta sonu kutlamaların biteceğini söyledi. Newrozlarda halkların, parlamentoya ve iktidara mesajlarını ilettiğini söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Newroz meydanlarına gelenler demokratik çözüm ve kalıcı barış konusundaki ısrarını bir kez daha ifade etti. Barış ve demokratik toplum sürecine olan bağlılığını bir kez daha teyit etti. Sayın Öcalan’ın sürecin baş müzakerecisi ve baş aktörü olduğu, onun sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının artık tartışmasız bir şekilde yerine getirilmesi gerektiğini ve onun başlattığı barış ve demokratik toplum sürecinin arkasında olan olduğunu da ortaya koymuş oldu. Çözüm sürecinin aslında güçlü bir öznesi olduğunu, tarafı olduğunu, barışı istediğini, çözümü istediğini, demokratik yaşamı istediğini de güçlü bir kararlılıkla yeniden vurguladı. Demokratik birlikten, ortak yaşamdan ve demokratik entegrasyondan yana tutumunu da açık ve net bir şekilde ortaya koyduğunu ifade etmemiz gerekiyor” diye belirtti.
‘Eşitlik, özgürlük ve ortak yaşam iradesi’
Bu yılki Newroz’un yeni bir toplumsal sözleşme arayışının da güçlü bir ilanı olduğunu söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Meydanlarda yükselen ses sadece negatif barışın değil, artık pozitif barışa, özgür yaşama, demokratik topluma ve demokratik siyasete kapı aralanması gerektiğini ve bu konuda demokratik entegrasyon yasalarının da hızlı bir şekilde çıkarılması gerektiğini de açık şekilde ortaya koymuştur. Yıllardır sürdürülen baskı politikalarına, tecrit uygulamalarına ve demokratik siyasetin alanını daraltan bütün hukuki siyasi yaklaşımlara karşı halklarımız sadece itiraz etmemiş, aynı zamanda nasıl bir gelecek, toplum, sistem istediğini de ifade etmiştir. O anlamıyla aslında Newroz’da tek bir ses yükseldiğini ifade edebiliriz. O da eşitlik, özgürlük, ortak yaşam iradesinin güçlü vurgulanması ve buna dönük beklentilerin birinci elden halk tarafından talep edilmesidir” sözlerini kullandı.
Devamında ise Gülistan Kılıç Koçyiğit şunları ifade etti: “Ortadoğu şu anda yangın yerine dönmüş durumda. Bu anlamıyla süreci, Newroz’daki mesajı Türkiye bağlamında da okumamak gerektiğini düşünüyoruz. Bu mesajların bölgesel etkilerine de dikkatle bakmak ve bu kapsamda değerlendirmek gerek. Ortadoğu’ya birileri kaosu, birileri savaşı, birileri şiddeti, operasyonel tutumları dayatırken Kürt halkı bir kez daha Ortadoğu’yu kurtaracak şeyin halkların bir arada eşit, özgür ve demokratik temelde yaşaması olduğunu, Ortadoğu’yu özgürleştirecek, istikrara kavuşturacak anlayışın da buradan geçtiğini ifade etmiştir. Bu mesajların bir adresi vardır. Bu mesajlar çatısı altında bulunduğumuz parlamentoyadır, devletedir, iktidaradır, diğer muhalefet partilerinedir. Bu yükselen sesin ertelenemez olduğunu ve taleplerin netliği kadar aynı zamanda aciliyetinin de altını çiziyoruz. Her şeyden önce içinde bulunduğumuz sürecin gerçek anlamda yasal kalıcı ve güvenceli bir çözüme dönüşmesi gerekmektedir. Geniş kapsamlı, demokratik çözümü esas alan, şeffaf, toplumsal mutabakata dayanan bir yasal çerçevenin inşası artık bizim açımızdan kaçınılmazdır. Newroz meydanlarında ortaya çıkan güçlü halk iradesi çözüme dair atılacak yasal adımların çerçevesini ortaya koymuştur.
Örgüt yok gözaltı var
Ama bir de bu Newroz’un coşkusuna karşılık hiç de bu görkemli kutlamalarıyla yan yana görmek istemediğimiz, içinde bulunduğumuz süreçle hiç de bağdaştıramadığımız bazı yaklaşımlar da oldu. Hem İstanbul’da hem Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında halka yönelik yaklaşımların sorunlu olduğunu ifade edelim.
Örneğin bu sabah 38 kişinin evleri basılarak gözaltına alındıkları haberiyle uyandık. Örgüt propagandası yapma gerekçesiyle gözaltına alınmışlar. Ortada bir örgüt yok artık kendisini feshetmiş. Olmayan örgütün propagandasından halihazırda işlem yapmaya devam eden bir anlayış olduğunu görüyoruz ki bu kabul edilemez. Bu tarz provokatif girişimlerde bulunmanın ne sürecin ruhuna ne de Newroz Bayramı’nın ortaya koyduğu iradeyle bağdaşmıyor.
Toplum barışa hazır
Bugün yapılması gereken milyonların haykırdıklarına saygı duymak ve onun gereklerini siyaset kurumu olarak yerine getirmek olmalıdır. Bütün bu moral, bütün bu motivasyon bize şunu gösteriyor. Toplum barışa hazır. Toplum çözüme, yasalara hazır. Toplum birlikte yaşam, eşit özgür demokratik bir ülke kurma konusunda iradesini ortaya koymuştur. Mecliste kurulan komisyonda raporuyla bütün eksikliklerine rağmen, bütün eleştirilerimize rağmen özellikle 6. ve 7. başlıkta yine bir irade ortaya koymuş. Bunu kâğıda dökmüş ve tarihi bir metin olarak da buraya parlamentoya getirmiştir. Bugün Meclisin yapması gereken hem toplumun beklentilerine ve taleplerine kulak kabartmak hem de kendi kaleme aldığı rapor doğrultusunda zaman geçirmeden hızlı bir şekilde yasal düzenlemeleri yapmak konusunda da adım atmasıdır. Çokça bayramdan sonraya tarih verildi. Şimdi Bayramdan sonranın içerisindeyiz. Yarına bırakmadan yarının geç olacağı hemen bugünden harekete geçme çağrımızı bir kez daha Meclisteki herkese bütün muhataplara yapmak istiyoruz.
Kaostan kurtulmanın yolu iç barışı sağlamak
İçinde yaşadığımız coğrafya ateşten bir çembere dönmüş durumda. Gerçekten tarihsel bir kırılma anıyla karşı karşıyayız. Bütün bu bölgesel alt üst oluştan, kaostan, girdaptan kurtulmanın biricik bir yolu var. İç barışı sağlamak, gerçek anlamda halkların eşit, özgür ve demokratik yaşayacağı bir sistemi inşa etmekten geçiyor. Bugün bütün müdahaleler kaynağını nereden alıyor diye baktığımızda demokratik meşruiyet zayıflayan iktidarların ve sistemlerin aslında nasıl kırılganlaştığını toplumsal rıza üretmekte sorun yaşayan siyasal sistemlerin dış müdahalelere nasıl açık hale geldiğini ve iç barışını kuramayan, kendi halkıyla barışmayan, kendi halkıyla bütünleşemeyen ülkelerin dışarıdaki fırtınalardan en nihayetinde kendini koruyamadığını da bize açık ve net bir şekilde gösterir. Hızlı bir şekilde bunu sadece bir dış politika gündemi olarak değil, doğrudan doğruya siyasal yapıya ve demokratikleşme düzeyine toplumsal bir bakış açısıyla ele alınması gerekiyor. Yani bu bir stratejik dönüşümün başlangıç anı olmalıdır. Var olan sistemde ısrar etmek, statükoyu devam ettirmekte ısrar etmek en nihayetinde hepimize kaybettirecektir. Bu anlamıyla gerçek anlamda bir yapısal demokratik dönüşüme ihtiyaç var.
Demokratikleşme sürecinde harekete geçilmeli
Bu anlamıyla eşit yurttaşlık hakkının güvence altına alınması için Meclis merkezinde meclisin olduğu şeffaf katılımcı uzlaşıya dayalı bir demokratikleştirme süreci hızla harekete geçilmelidir. Demokratik siyaset alanını daraltan tüm idari ve yargısal müdahaleler sona erdirilmelidir. Yargının siyaseti dizayn etme aracı olarak çıkarılması, yargının siyaset üzerinde bir sopa olarak kullanılmasından derhal vazgeçilmelidir. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve siyasal katılım üzerindeki baskılar derhal ortadan kaldırılmalıdır. Kayyum uygulamalarına son verilerek halka ait olan halkın iradesi tanınmalı ve hızlı bir şekilde seçilmişler makamlarına iade edilmelidir. Yargı bağımsızlığı sağlanmalı, gerçek adaletin yolu açılmalı ve siyasal nitelikli yargılamalar hızla sonlandırılmalıdır. Barış sürecini destekleyecek, güven verici, kapsayıcı, hukuki düzenlemeler bütüncül bir perspektifle hayata geçirilmelidir.
Sayın Öcalan’ın özgürlük koşulları sağlanmalı
En önemlisi de bu sürecin en önemli öznelerinden olan Sayın Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının gerçek anlamda süreci sağlıklı yürütmesi için gerekli bütün düzenlemelerin yapılması ve toplumun da ifade ettiği gibi artık İmralı’yı bir yüksek güvenlikli cezaevinin bulunduğu bir ada değil, barışın ve demokratik toplum sürecinin yürütüldüğü bir ada haline getirmenin ve böyle tanımlamanın da zamanı geldiğini ve bu konuda da adımlar atılması gerektiğini ifade etmemiz gerekiyor. Bütün bunlar demokrasiyi kurumsallaştıracak, sürece güveni arttıracak, toplumsal desteği güçlendirecek ve süreci ivmelendirecek başlıklardır.
Bütünlüklü yasa çıkarılmalı
Hızlı bir şekilde bütünlüklü bir yasa çıkarılması gerekiyor. Toplum bunu bekliyor. Ama aynı zamanda raporun ortaya koyduğu 7. başlıktaki demokratikleşme başlıkları açısından hiçbir yasal düzenleme yapılmadan hayata geçirilebilecekler açısından da hükümetin derhal adım atması gerekiyor. AHİM kararlarının uygulanması, kayyum uygulamalarının geri alınması ve diğer bütün başlıklarda hızlı bir şekilde yol alınması gerekiyor. Çünkü bunlar için bir yasaya ihtiyaç yok. Zaten bunlar Türkiye iç hukukuna anayasasına içkin olan başlıklardır. Bu konuda da zamana yaymamak gerektiğini ifade etmem gerekiyor. Bu beklenecek bir dönem değil. Aksine bütün bölgesel gelişmeler bize hızlı olmamız gerektiğini, derhal adım atmamız gerektiğini söylüyor.
İran’a referans vererek süreci bekletmek doğru değil
Suriye buradaki sürecin önüne konuldu. Ne yazık ki sorunlu bir şekilde Suriye’deki mesele çözülmeden burada adım atılmayacağına dair beyanları çokça dinledik ve bu anlamıyla çokça zaman kaybettik. Neyse ki Suriye’deki süreç ilerledi ve bir anlaşmayla da nihayete erdi. Şimdi İran meselesini de getirip burada yürüyen sürecin bir iç meselesine, buradaki sürecin önüne koyan bir anlayışı doğru bulmadığımızı ifade edelim. İran bambaşka bir ülke. Kendi koşulları var, kendi dinamikleri var. Şu anda bir savaş içerisinde. O anlamıyla İran’ın sorununu İran’dakilerin çözmesi gerekiyor. Biz Türkiye’de yaşıyoruz ve Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik çözümünü konuşuyoruz. O anlamıyla Türkiye’deki Kürt sorununun demokratik çözümünü kah Suriye’ye bağlamak, kah Irak’a bağlamak, kah İran’a bağlamanın kendisi bizim açımızdan farklı değerlendirmelere de götürebilir. Bugün İran’daki mesele bir bekletici mesele değil. Aksine hızlandırıcı bir mesele olarak ele alınması gerekiyor. Bakın demokratik bir dönüşüm sağlamayan ülkelerin yaşadıklarını görüyoruz. Biz diyoruz ki Türkiye bütün bu ateş çemberinin içerisinde kendi demokratik dönüşümünü sağlayarak gerçek anlamda demokratik bir cumhuriyetin inşasına giden yolu açarak demokratik siyasetin önünü açarak, örgütlü bir toplumun kurulmasını sağlayarak ve iç barışını sağlayarak bu girdaptan çıkabilir. O anlamıyla yeniden İran’a referans vererek süreci bekletmek doğru değil.”
Kaynak: JINNEWS









