- Kürt halkı 15 Şubat tarihini ‘Kürt Soykırım Günü’ olarak tanımladı. Elbette komplo ve soykırım birlikte yürütülen uygulamalardı. Bir halkın, ulusun, inanç grubunun var olmasını sağlayan, varlığını mümkün kılan ve sürekliliğini sağlayan tüm zihniyet, yaşam öğelerine yönelik yok etme saldırısıdır soykırım
- Uluslararası Komplonun yıl dönümünün yaklaştığı bu günlerde, aynı komplo sistemin bu kez çok daha katmanlı ve sistematik bir şekilde Rojava’daki Kürtlere uygulandı. Sahada Şam’a ve Türkiye’ye bağlı çetelerin barbarca saldırıları oldu. İnfazlar, işkenceler, toplu katliamlarla Rojava’yı Kürtsüzleştirme ve insansızlaştırma kararı alınmıştı
Özgür Avzem
Kürt Halk Önderi Önder Abdullah Öcalan’a yönelik geliştirilen 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun üzerinden 27 yıl geçti. 27 yıl boyunca bu komplonun varlığıyla yaşamak, öz itibariyle Kürtler için gerçek anlamda yaşamak değildir. Yaşamanın bir şartı vardı Kürtler için, o da komploculara karşı mücadele edip, başarmaktı. Diğer türlüsü, değerlerin en büyük bileşkesi olan önderliksel gerçekliği anlamlandırmak, bu gerçeklikle yaşamına anlam katıp, değerlerle yaşamak ve özgür yaşamın inşasında adımlar atabilmekti. Bir halkın özgürlük özlemleri, Önder Apo’ya yönelik geliştirilen komployla bastırılmak istendi. Kürt halkı, Önder Apo şahsında komployu bir direniş haline getirdi ve getirmeye devam ediyor. Uluslararası komplo gibi bir saldırıyı boşa çıkarmak, hatta tersine çevirmek ancak dünyada demokratik konfederalizm önderliği olarak tanımlanmış Önder Apo’nun başarabileceği bir eylemdir. İmralı’da yürüttüğü direnişiyle, dünyaya yayılarak evrenselleşen Kürdistan özgürlük mücadelesiyle komplo boşa çıktığı gibi tüm parçalardaki Kürdistan halkı tarafından sahiplenilmesi, komploculara verilen en güçlü yanıt oldu.
Komplo ve soykırımın başlangıç tarihine bir bakalım. Türkiye Cumhuriyet’in kuruluşuyla Kürt önderlerine ve Kürtlere dönük komplo silsilesi başladı. İlk saldırı Şêx Seid önderlikli direnişin provoke edilmesiydi. Bu direniş kanlı bir şekilde bastırılarak, Kürtler ve Türkler arasındaki tarihsel uzlaşmanın temeline büyük bir komployla dinamit konuldu. Komplonun ortaya çıkardığı gerçeklik, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtlere yönelik imha ve inkâr konseptini de oluşturdu. İsyanın son kalesi olan ve “Kürdistan sömürgedir” teziyle 1973 yılında tarih sahnesine çıkan Kürt Halk Önderi Önder Öcalan, Kürt sorununda demokratik çözüm için harekete geçti.
Komplo’nun ayak sesleri
Önder Apo’nun bu çabalarına karşı 1925 komplosunun bir devamı niteliğinde yeni komplo devreye konuldu. ABD ve İngiltere öncülüğünde NATO tarafından uygulamaya konulan komplo, Önder Apo’nun imhasını hedefliyordu. Önder Apo’nun Suriye’nin başkenti Şam’da olduğu bir eve yönelik 6 Mayıs 1996’da bombalı suikast düzenlendi. Önder Apo şans eseri kurtulunca, bu kez “tasfiye” planı devreye konuldu. Bu aynı zamanda ileride geliştirilecek komploya bir mesajdı. Önder Apo, tarihin en büyük siyasi operasyonuna karşı Kürt sorununda demokratik çözüm fırsatının yitirilmemesi için 9 Ekim 1998 günü Suriye’den çıktı. Bu durum komplonun bir başlangıcını ifade ediyordu.
15 Şubat 1999’a gelindiğinde; ABD, İngiltere ve İsrail tarafından örgütlenip yürütülen, tüm iktidar ve devlet sistemine dayanan bir uluslararası komplo gerçekleştirildi. Bu komplo saldırısı sadece PKK’ye ve Kürt özgürlüğüne karşı değildi. Başta Türkiye halkları olmak üzere tüm Ortadoğu halklarına ve küresel insanlığa karşıydı. Çünkü bu komplo saldırısı, Kürt halkını inkâr eden ve imha etmek isteyen bir saldırıydı. Önder Apo; “130 gün süren sürek avı ile geçen operasyon, dünya hegemonu ABD dışında hiçbir güç düzenleyemez. Türk özel savaş güçlerinin bu süreçteki rolü, beni sadece uçakla İmralı’ya kontrollü olarak taşımaktı” demişti.
‘Kürt Soykırım Günü’
Bu anlamıyla komplonun gerçekleştiği gün olan 15 Şubat günü, içinde bulunduğumuz ay itibariyle, Kürt soykırım günü olarak ilan edildi. Kürdistan tarihinde de bugüne denk getirilen soykırım saldırıları vardır. Önder Apo üzerinde gerçekleştirilen uluslararası komplo saldırısından dolayı Kürt halkı 15 Şubat tarihini ‘Kürt Soykırım Günü’ olarak tanımladı. Elbette komplo ve soykırım birlikte yürütülen uygulamalardı. Bir halkın, ulusun, inanç grubunun var olmasını sağlayan, varlığını mümkün kılan ve sürekliliğini sağlayan tüm zihniyet, yaşam öğelerine yönelik yok etme saldırısıdır soykırım. Kürtlere uygulananlar, yapılan tanımların çok çok üstündedir.
Kürt Türk Arap çatışmasını başaramadılar
Önder Apo’ya dönük gerçekleştirilen uluslararası komplo, tümüyle Önder Apo’yu etkisizleştirmekti. Fakat bunu başaramadılar. Hedeflenen Kürt-Türk çatışmasıydı. Bugün ise, aynı güçler Suriye’de Kürt-Arap savaşını hedefleyerek, ikinci 15 Şubat komplosunu gerçekleştirmek istediler. Bu, Uluslararası komplonun güncellenmiş biçimi olarak 2’inci 15 Şubat komplosuydu. Bu kez komplonun ana odağında Kürtlerin soykırımı vardı. Soykırım kararının alındığı yer, PKK kurucularından Sakine Cansız’ın, Leyla Şaylemez’in, Fidan Doğan’ın aynı zamanda Evin Goyi’nin, Mîr Perwer ve Abdurrahman Kızıl’ın katledildiği Paris’ti. Bu toplantının zamanlamasının, katledilenlerin yıl dönümüne denk getirilmesi de hiç kuşkusuz tesadüf değildi.
5-6 Ocak tarihinde Paris’te gerçekleştirilen görüşme, ABD gözetiminde İsrail ile HTŞ arasında yapıldı. Bu görüşmeden önce QSD ve Şam heyeti arasında Şam’da bir görüşme gerçekleştirilmişti. Görüşme Amerika ve Fransa arabuluculuğu temelinde yapılırken, uzlaşılan maddelerin üzerinde her iki taraf da mutabık kalmıştı. Görüşmenin ardından varılan anlaşmanın kamuoyuna resmi bir şekilde duyurulması kararı çıkmıştı. Fakat bu esnada anlaşmaya müdahale edildi ve görüşme sonuç vermedi. Sonraki süreçler biliniyor. ABD ve İngiltere faktörünün tekrardan devreye girip, Kürtlere dönük komplo ve soykırım uygulamasına onay verildi. 6 Ocak’ta Şex Meqsut ve Eşrefiye’ye dönük yapılan soykırım saldırısıyla birlikte, Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinde bulunan Kürtlere dönük saldırılar gerçekleştirildi. Uluslararası Komplonun yıl dönümünün yaklaştığı bu günlerde, aynı komplo sistemin bu kez çok daha katmanlı ve sistematik bir şekilde Rojava’daki Kürtlere uygulandı. Sahada Şam’a ve Türkiye’ye bağlı çetelerin barbarca saldırıları oldu. İnfazlar, işkenceler, toplu katliamlarla Rojava’yı Kürtsüzleştirme ve insansızlaştırma kararı alınmıştı.
Eş zamanlı olarak dijital medyada Kürtlerin değerlerine saldırı
Saldırılar başladığı andan itibaren, demokratik ulus Paradigmasına yönelik saldırılar da eş zamanlı başladı. Özellikle Kürt kimliğinin arkasında sığınıp da derin düşmanlıklar besleyen ve kendilerine Kürt milliyetçileri diyen kesimler, Dijital medyada karalama kampanyası başlatarak, Rojava’da halkların bir arada yaşayan ortamını bulandıran anti propagandalarına kadar, saldırı fulyasını devreye koydu. Dijital medyada Kürtlerin değerlerine, Demokratik ulus perspektifine ve halkların kardeşliğine dönük yürütülen saldırı kampanyası, elbette birkaç zümrenin işi değil, örgütlü, kastlı ve planlıydı.
Özellikle anonim hesaplar verili merkezler tarafından kurulup, yönetilerek Kürtlerin özgürlüğü için mücadele eden kişi ve kurumlara yönelik saldırılar gerçekleştiriliyor. İlmik ilmik örülen mücadele değerlerinin içini boşaltıyor. Bu kesimler, Rojava’da bir türlü askeri dengelerin ötesine gitmeyen süreci, yani yaşanan bu kaotik durumu fırsat bilerek, çok yoğun bir şekilde Önder Apo’nun paradigmasına dönük saldırdı. Bugün Kürtlere dönük yürütülen çok katmanlı, uzun vadeli ve planlı saldırılar, daha çok yapay zekâ içeriklerle ve sahte profillerle yürütülüyor. Kuşkusuz tek bir merkezden yönlendiriliyor bu hesaplar. Sahte yorum ve manipülatif görsellerle demokratik ulus perspektifinin özünü boşaltan ve halkın özgürlük iradesini kırıp, mücadele değerlerini itibarsızlaştırma çabası yürütülerek, karakter suikastı yapılıyor. Özellikle kendilerini KDP’ye yakın tutan çevreler Türk özel savaş uygulamalarının tecrübelerinden yararlanarak, hareket ediyor. Fakat Kürt halkı ve dostları Rojava’ya ve paradigmaya yapılan saldırılara karşı yek vücut olarak, günlerce alanlara çıkıp, direnişlerin en görkemli halini gerçekleştirmeleri, saldırganların plan ve hesaplarını bozdu.
2’nci 15 Şubat komplosunun devamı: Başur
İngiltere ve ABD öncülüğündeki merkezi hegemon sistemin, bölgedeki jeopolitik güç dengesi ve düzeni değiştirme çabası sürerken, 15 Şubat komplosunun devamı niteliğinde ortaya konulan soykırım planının bir başka yeri ise Başur. Özellikle Şara ve Saddam’ın kızı Raghad Saddam arasında gerçekleşen 2 saatlik toplantıda sızan bilgilerle yakın zamanda Irak’a dönük Baas-DAİŞ ortaklığıyla bir operasyon hazırlığı var. Bu operasyonla birlikte Irak’ta bir iç savaşın önü açılmak isteniyor. Nitekim Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, “Bu işin bir de Irak ayağı var. Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı var. İnşallah Irak’ta buradakinden ders çıkartırlar da daha akıllı bir karar alırlar ve oradaki geçiş daha kolay olur” diye tehdit etmişti. Olası böyle bir operasyonun gerçekleşmesinde Türkiye’de büyük destek verebilir. Elbette böyle bir planın devreye konulması, Kürtler açısından da tehlikedir. Öncelikle Şengal, Mexmur, Kerkük, Tuzhurmatu, genelde Irak’ta yaşayan tüm Kürtler için son derece büyük risk taşıyor. Böyle bir ittifakın sonucu olarak, bölgesel ve küresel güçlerin desteğiyle, Kürtleri büyük saldırı ve katliam riskiyle karşı karşıya bırakabilir. Aynı zamanda Irak ve Kürdistan bölgesi yönetimlerinin varlığı da tehlikededir.
Komplonun daha geniş ve uzun vadeli bir şekilde devam ettiği bugünlerde, Dünya Merkezi Hegemonyası ve Kapitalist modernite güçlerinin Kürt halkına biçtiği misyon posa olmaktır. Kürt soykırımı kararı, DAİŞ’in ve Türkiye’ye bağlı çetelerin uygulayıcılığında olsa da kapitalist modernite güçlerinin bir uygulamasıdır, kararıdır. Ve Kürtlere bu kararda biçilen rol posa olmaktır. Posa olmak, insan olmaktan çıkmaktır. Soykırıma uğramak, soykırım çemberinden kurtulamamaktır. Fakat bir şey unutuluyor. Kürtler artık posa pozisyonunda değil, evrensel mücadelesiyle tüm güçlerin karşısında Ortadoğu’da en temel aktördür. Herkesin görüşmek istediği ve temsil edilen Demokratik Ulus Paradigması modelinden güç almak istediği bir konumda. Kürtler, artık Önder Apo sayesinde posa olmaktan kurtulmuştur. İçinde bulunduğumuz süreçte, Kürtler açısından tehlike henüz geçmiş değil, risk teşkil eden planlar ve teoriler kuruluyor.
Elbette Hiçbir şerefli ve onurlu Kürt, 15 Şubat’ı unutmuyor, unutturmuyor. Komplonun 26’ıncı yılı tamamlanırken, 27’inci yılında daha büyük komploları boşa çıkarmak için, örgütlü direnmekten başka bir çare yok.









