Kapitalist hegemonik güçlerin uşaklığında olan, ırkçı ve milliyetçi yine işbirlikçi kesim, halkların barış ve kardeşlik perspektifine düşmandır. Bu da göstermektedir ki Demokratik Toplum paradigması yaşamsallaştıkça birileri işsiz kalacaktır
Gülbahar Alpsoy
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın saldırıya maruz kaldığı bir dönemden geçmekteyiz. Elbet bu saldırı bugün başlamadı. 1999 yılında uluslararası güçler tarafından bir komplo ile Sayın Abdullah Öcalan’ın rehin alınması ve Türkiye’ye teslim edilmesiyle Kürt halkının tasfiyesi hedeflenmişti. Ancak bu derin komplo İmralı Adası’nda Demokratik Toplum ve Bir Halkı Savunmak perspektifi ile boşa çıkarılmıştır.
Komplocu güçlerin 27 yıl boyunca İmralı’da geliştirdikleri ağır, derinleştirilmiş tecrit politikasına karşı Sayın Abdullah Öcalan, Kürt halkı başta olmak üzere halkların özgürlüğü için amansız bir direniş içerisinde Barış ve Demokratik Toplum programını geliştirdi. Savaş ve çatışmanın derinleştiği, insanların geleceğe dair umudunu yitirdiği bir zamanda umudu yeniden yeşertmeyi başarmıştır.
Bugün Kürt halkının özgürlük mücadelesi yaşanan tüm zorluklara, ödenen bedellere rağmen önemli kazanımlar elde etmeyi başardı. Şimdi sıra özgürlüğü sağlamakta. Son süreçlerde Özgürlük Hareketi’ne, Kürt halkının Önderliği’ne yönelik geliştirilmek istenen negatif algı esasta özgürlük mücadelesini zayıflatmak ve Kürtlük adına Kürt kazanımlarına karşı bir siyasetin parçası olmaktır. Tek bir taşı yerden kaldırmayanlar, mücadelenin geldiği aşamayı kendine mal edecek kadar da pervasız olabilmektedir. Savaşların en yoğun zamanında işbirlikçilik ile halkına sırt dönenlerin Kürtlerin özgürlük mücadelesine hiçbir katkısı olmadığı ortadadır. Rojava’ya yönelik saldırılara karşı ortaya çıkan Kürtlerin birliği esasta doğru anlaşılmalı ve kazanımları korumak, geleceği yaratmak için yönünü Demokratik Ulus, Demokratik Birlik paradigmasına dönmesi önemlidir.
Yine Ortadoğu’da, Kürtlere akıl veren çözümü bin bir yol ile manipüle ederek zihinleri bulandıranlar da az değildir. Verilen akıl; bozucu, kışkırtıcı ve parçalayıcıdır. Şu hakikat asla unutulmamalı ki Kürt halkını soykırım kıskacından çıkaran tek bir güç vardır. Ve Kürt halkı bu gücün kim olduğunu gayet iyi bilmektedir. Demokratik Ulus perspektifinin öncüsü olan Sayın Abdullah Öcalan, direnerek varlığını açığa çıkaran halkın bulunduğu her yerde tüm halklar ile bu perspektif ışığında buluşmasını sağlayacaktır.
Elbette özgürlükçü paradigmaya karşı olanlar ve halkların barış içinde yaşamasına karşı olan kesimler azımsanmayacak düzeydedir. Bunlar değerlendirme adı altında zehir kusanlardır. Bu kadar öfke ve saldırının nedeni ise halkların ortak yaşam perspektifinin başarılı olmasıdır.
Peki demokratik toplum perspektifi kimleri ve neden bu kadar korkutuyor? Kabul etmek gerekir ki mevcut durumda tekçi ve milliyetçilikle topluma özünde bir şey katamayan kapitalist sistem bir çöküş yaşamaktadır. Her ne kadar bu çöküş aşaması kabul edilmek istenmese de halkları karşı karşıya getirerek, savaşları derinleştirerek büyük bir enkazın altından çıkış yolu aranmaktadır. Bu savaşlar ile kazandığını düşünmektedir. Yenilgiye uğrayan sistem, direnenlerin kaybettiği propagandası ile kendisini kamufle etmektedir. Görünürde sermayesine sermaye katan savaş oyunları ile elde etmek istediklerini elde eden, bireysel özgürlük anlayışı ile insan gözünü ve aklını körleştiren bir sistem, elbet güçlü, büyük ve yenilmez görünüyor olabilir. Ancak esas bu mudur? Özünde politikasını Ortadoğu’da yürütüyor olsa da esasta tüm dünyada ekonomik, ekolojik, toplumsal ve kadın düşmanı zihniyet ile ahlaki ve politik açıdan bir yıkım yaşatmaktadır. Toplumsal değerlerin çöktüğü bir yerde hangi sistemsel güçten söz edilebilir. Anlaşılmaktadır ki kapitalist egemen güç, tekçi egemenlik zihniyeti ile cevap olamamakta ve önünde duran toplumsal kurtuluşun alternatifi olan Sayın Abdullah Öcalan’ın paradigmasını da bu nedenle tehdit olarak görmektedir. İnsanlığın yok oluşunu göze alacak kadar bu alternatife savaş açmaktadır.
Kapitalist hegemonik güçlerin uşaklığında olan, ırkçı ve milliyetçi yine işbirlikçi kesim, halkların barış ve kardeşlik perspektifine düşmandır. Bu da göstermektedir ki Demokratik Toplum paradigması yaşamsallaştıkça birileri işsiz kalacaktır. Ölümden ve kandan beslenemeyecek ve toplum içerisinde yer edinemeyeceklerdir.
Sayın Abdullah Öcalan’ın Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü paradigması ve bugün sıkı sıkı tuttuğu Demokratik Toplum çözümü tüm halkların kendi öz renkleriyle ve kimlikleriyle birlikte yaşamalarını sağlar. Demokratik Toplum çözümü, halkın kendi yaşamları hakkında kendi kararlarıyla ilerlemesini gerekli kılar. Ancak bu durum teklikten beslenen güçlerin hiç de işine gelmemektedir. Bu kadar saldırının olması bundandır. Ve bu saldırıları bertaraf edecek olan da ortak yaşamda demokratik komünal toplum anlayışında ısrar eden halkların ısrarlı duruş ve mücadelesidir.
Halep saldırısı sonrası Rojava saldırılarında dört parça Kürdistan yine Avrupa’nın birçok kentinde halk Sayın Abdullah Öcalan’ın yaşamsallaşan paradigmasını savunma ve sahiplenme amacıyla alanlara akmıştır. Halk kendi öncülüğünde yürümüş ve öz iradesini bir kez daha en güçlü şekilde göstermiştir. Paradigmasına, paradigmanın kurucusuna koşulsuz bağlı özgürlük iddiasıyla ilerlemiştir. Bu güç, kaynağını bilmektedir. Kaynağının özüyle Demokratik Ulus ve Demokratik Birlik perspektifi, komployu bir kez daha boşa çıkaracaktır. Kazanan halkın öz iradesi ve özgürlük tutkusu olacaktır.









