‘Chávez ve Sosyalist Demokrasi’ kitabının yazarı Venezuelalı gazeteci Gerardo Rojas sorularımızı yanıtladı
- Delcy Rodríguez, Trump’la uzun bir çevrim içi görüşme gerçekleştirmişti. Ertesi gün ise hem Bolivarcı taban hem uluslararası kamuoyu için şok edici bir gelişme yaşandı: Delcy Rodríguez CIA ile görüştü. CIA ile kurulan temas halkta derin bir rahatsızlık yarattı
- Chávez’e göre, kapitalizmin üstesinden gelmek komünal örgütlenmeyi gerektiriyordu. Son çağrısı ‘Komün ya da hiçbir şey’ oldu. Sermayenin mantığına meydan okuyan, alternatif bir devlet ve onurlu bir yaşam inşa eden özyönetim yoluyla aşağıdan yukarıya doğru bir dönüşümü savundu
Lucrecia Kuri
Yeni yılın ilk günleri dünya çapında büyük sarsıntı yarattı. ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’ya yönelik ablukayı sıkılaştırmış, hava sahasını kapatmış ve bölgeye savaş gemileri yığmışken Florida’daki tatili sırasında “Mutlak Kararlılık Operasyonu”nu başlattı. Trump, bu kez İran’a Venezuela’da yaptıklarını hatırlatıyor. Venezuela’nın ani ve beklenmedik gelişmelerle şekillenen son haftalarını, Chavez döneminin de yakın takipçisi olan gazeteci, aktivist ve “Chávez and Socialist Democracy”, “Keys, Reflections, and the Evolution of His Proposals” “Chávez ve Sosyalist Demokrasi”, “Kilit Noktalar, Etkileri ve Önerilerinin Evrimi” kitaplarının yazarı Gerardo Rojas Yeni Yaşam’ın sorularını yanıtladı.

- 2-3 Ocak’ta ABD savaş uçakları ile Delta Force helikopterleri Caracas, La Guaira, Miranda ve Aragua’yı bombaladı. Yalnızca iki buçuk saat içinde Başkan Nicolás Maduro, eşi ve Ulusal Meclis eski Başkanı Cilia Flores ABD tarafından kaçırılıp New York’a götürüldü. Bu nasıl bu kadar hızlı gerçekleşti? Venezuela’da ne oldu?
3 Ocak’ın erken saatlerinde gerçekleşen ve “Mutlak Kararlılık Operasyonu”nun parçası olan Nicolás Maduro’nun kaçırılması, cevaplardan çok soru yarattı. ABD saldırı helikopterleri ve özel kuvvetleri, Caracas, La Guaira, Miranda ve Aragua’daki stratejik noktaları vurdu; savunma sistemlerini aşarak başkanı ve eşi Cilia Flores’i ele geçirdi. Bu olağanüstü hız, şu soruyu gündeme getirdi: Bu sonuç, içeriden sağlanan işbirliği olmadan mümkün olabilir miydi?
Yine de belirtmek gerekir ki Maduro’nun kaçırılmasına karşı askeri direniş gösterildi; ancak bu direniş yeterli olmadı. Çoğu asker olmak üzere 108’den fazla kişi Trump’ın saldırısına karşı koyarken hayatını kaybetti. Saldırıdan önce uyarı işaretleri birikmeye başlamıştı. Maduro, Washington’la müzakere masası kurulmasını önermişti. Bundan haftalar önce Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez Miami’de çatışmayla bağlantılı aktörlerle görüşmüştü. Öte yandan Rusya ve Çin diplomatik yolları zorlasa da operasyonu engelleyecek kapasiteye sahip değillerdi; bazı Latin Amerika hükümetleri ise tutumlarını yumuşatmış ya da geri çekilmişti. Saldırıdan saatler sonra Trump, Delcy Rodríguez’le görüşmeler yapıldığını doğruladı ve María Corina Machado’nun liderlik ettiği muhalefeti yönetmeye uygun görmediğini açıkladı. Kısa süre sonra, Senatör Marco Rubio’ya yakın bir askerî danışman, Maduro’nun “Venezuelalılar tarafından teslim edildiğini” iddia etti. Bu noktadan sonra gelişmeler hızla ilerledi. İki ülke arasında beklenmedik temaslar kuruldu. 15 Ocak Perşembe günü, Venezuela’nın Washington Büyükelçiliği’nin yeniden açılmasına yönelik adımlar kapsamında bir hükümet temsilcisi ABD başkentine gitti. Félix Plasencia, yıllar sonra Washington’u ziyaret eden ilk üst düzey Chavist yetkili oldu. Bu ziyaret, Maduro’nun kaçırılmasının ardından yaşanan “yumuşama” sürecinin hızını vurguladı. Bundan 12 saatten kısa süre sonra geçici Başkan Delcy Rodríguez, yeni bir Hidrokarbon Yasası taslağını ve Venezuela’da faaliyet göstermek isteyen şirketler için yatırım prosedürlerini hızlandıran bir başka tasarıyı sundu. Bu adımlar petrol sektörünü doğrudan etkiliyor. Rodríguez bundan önce Trump’la uzun bir çevrimiçi görüşme gerçekleştirmişti. Ertesi gün ise hem Bolivarcı taban hem uluslararası kamuoyu için şok edici bir gelişme yaşandı: Delcy Rodríguez CIA ile görüştü.
- Venezuelalı asker ve polislerin ABD uçaklarını, helikopterlerini ve özel kuvvetlerini neden durduramadığı tartışılıyor. O dönemde Savunma Bakanı Vladimir Padrino López, İçişleri Bakanı Diosdado Cabello Rondón ve Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez kilit konumdaydı. Bu kişiler hakkında cevaplanmamış sorular var mı?
108’den fazla kişinin öldüğü direniş, aslında mücadelenin var olduğunu gösteriyor; fakat güç dengesizliği eziciydi. Padrino López, Cabello Rondón veya Rodríguez’in saldırı ve kaçırılma operasyonundaki olası sorumlulukları üzerine henüz sağlıklı değerlendirme yapmak için erken. Trump, mevcut duruma ulaşmak için önceden görüşmeler yapıldığını iddia etti ve bu iddialar Venezuela hükümeti tarafından resmen yalanlanmadı. Neler yaşandığını ve içeriden kimlerin dahil olmuş olabileceğini zaman ve resmi soruşturmalar ortaya çıkaracak. Ancak son iki haftada hükümetin attığı adımlar ortada: Bu adımlar yalnızca Trump yönetimiyle diplomatik ilişkilerin normalleşmesine değil, aynı zamanda Venezuela ekonomisinin kilit sektörlerinde daha fazla liberalleşmeye işaret ediyor. En çarpıcı örnek, Delcy Rodríguez’in bizzat Trump’ın talimatıyla görüştüğü CIA Direktörü John Ratcliffe ile verdiği fotoğraf. Kaçırma operasyonunun merkezinde yer alan ve 108 kişinin ölümünden sorumlu olan CIA ile kurulan temas halkta derin bir rahatsızlık yarattı.
Trump saldırıdan önce ve sonra Venezuela’nın petrol rezervlerini defalarca vurguladı. Hatta “Venezuela’daki Geçici Yönetim, ABD’ye 30 ila 50 milyon varil yüksek kaliteli petrol teslim edecek” dedi.
- Motivasyon yalnızca petrol müydü? Başka hangi hesaplar söz konusu?
Trump’ın açıklamaları saldırının gerçek motivasyonlarına dair tartışmayı yeniden alevlendirdi. Petrol, özellikle petrodolar sisteminin sürdürülmesi açısından merkezî bir rol oynuyor. Ulusal ve alternatif para birimlerinin güç kazandığı bir dönemde dünya üzerindeki en büyük petrol rezervlerini kontrol etmek ve bunları dolar üzerinden satmak, doları güçlendirdiğinden ABD’nin çıkarına hizmet ediyor. Ancak yine de motivasyon yalnızca petrol değil.
Bu çatışma kısa vadeli üretimle ilgili değil; stratejik erişim ve kontrol ile ilgili. Hedef, ABD şirketlerinin Venezuela pazarına girişini ulusal güvenlik stratejisinin parçası hâline getirmek. Bu çerçevede özel sektör bile siyasi kararların bir uzantısı olarak iş görüyor. Gerekirse Trump şirketleri yatırım yapmaya zorlayabilir. Maduro’nun kaçırılmasından sadece 12 gün sonra geçici başkan Rodríguez iki yasa tasarısı sundu, bunlardan biri yeni hidrokarbon yasası ve diğeri de Chevron ile PDVSA gibi şirketlerin yatırım süreçlerini hızlandıran düzenleme. Söz konusu düzenlemeler, yaptırımlar kalkar kalkmaz ABD şirketlerinin çıkarına olacak esnemeleri içeriyordu. Oysa ki, yasalardaki bu değişimi talep edenler doğrudan ABD petrol şirketleriydi ve değişimi talep ederken Venezuela’dan çekilmelerinin nedeninin Venezuela’nın politikaları değil, ABD yaptırımları olduğunu hatırlattılar.
Diğer yandan ABD’deki birçok rafinerinin özellikle Venezuela’nın ham petrolüne göre tasarlanmış olması da bu durumu daha da işlevsel kılıyor. Ancak siyasi maliyet çok yüksek: egemenliğin ve uluslararası hukukun açık ihlali. İç politikada ise Trump’ın önceliği, petrol fiyatlarını düşürerek akaryakıt maliyetlerini azaltmak. Ancak çatışmayı yalnızca petrol meselesine indirgemek eksik bir değerlendirme olur. Venezuela, altın, koltan, nadir toprak elementleri ve su gibi stratejik kaynakların bulunduğu geniş bir mücadelenin parçası. Bu kaynaklar küresel enerji dönüşümü çağında giderek önem kazanırken, Karayiplerde nüfuz kurma, Atlantik-Pasifik erişimi, Güney Amerika’daki konumlanma ve Guyana’daki son petrol keşifleri gibi uzun vadeli jeopolitik çıkarlar da buna ekleniyor. Bu açıdan bakıldığında Trump’ın politikası, MAGA (Make Amerika Great Again) çerçevesine uyarlanmış bir Monroe Doktrini güncellemesini temsil ediyor. Yarımküreye gönderilen mesaj açık: ABD dış politikasına meydan okuyan herhangi bir proje, söylem düzeyinde bile olsa, baskıya maruz kalabilir. Bunun için her zaman askerî güç gerekmez; bazen bir açıklama, bir telefon ya da bir sosyal medya paylaşımı yeterlidir. Bu mantık Trump’tan önce de vardı.
- Maduro’nun kaçırılmasının ardından Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez Anayasa gereği başkanlığı üstlendi. Trump ise ABD’nin artık kontrol sağladığını ilan etti. Venezuela’da ne beklenebilir? Ülkenin işgaline karşı koyabilecek özsavunma güçleri veya komünler var mı?
Rodríguez’in görevi devralması, Yüksek Mahkeme’nin yorumuna dayandırıldı. Eğer Maduro’nun yokluğu “kalıcı” sayılmış olsaydı, tıpkı Chávez’in ölümünden sonra olduğu gibi seçim yapılması zorunluydu. Bu nedenle Yüksek Mahkeme’nin yorumunda Maduro’nun hâlâ başkan olarak anılmasındaki ısrar yanında, yine Maduro’nun “kurtarılması” çağrısı da vurgulandı. Burada amaç, kurumsal istikrarı korumak ve yoğun dış baskı altında zaman kazanmaktı. Kaçırılmanın ardından iki yönlü bir hareket oluştu: Trump saldırgan açıklamalar yaparken Venezuela devleti önce stratejik bir sessizlik benimsedi, ardından gerilimi düşürme adımları attı. Bu sessizlik sönük kaldı ve Rodríguez ulusal birlik çağrısı yaptı. “Düşmanın en büyük zaferi bölünme olurdu” diyen Rodríguez, ülkenin bir direnç aşamasına girdiğini, bunun sabır, stratejik dikkat ve net hedefler gerektirdiğini belirtti. Bu hedefler; barışı korumak, Maduro ve Cilia Flores’i kurtarmak ve halkı savunmak için siyasi iktidarı sürdürmek.

Bu yaklaşım anlaşılır; çünkü tehlikede olan barış ve kurumların devamlılığı. Ancak unutmamak gerekir ki halkı gerçekten birleştirecek iç politikalar olmadan da yalnızca Trump’la yürütülen müzakere süreçleri yeterli gelmez. Önerilen yasal reformlar, özellikle hidrokarbon yasası, Trump’la en azından örtük bir işbirliğine işaret ediyor. Şimdiden Hugo Chávez döneminde inşa edilen bağımsız endüstri ilkelerinin gevşetildiği görülürken, bununla beraber Rodríguez’in CIA ile görüşmesini de göz önünde bulundurursak, Venezuela siyasetinde bir zamanlar aşılmaz olan “kırmızı çizgilerin” artık var olmadığını söyleyebiliriz. Maduro’nun kendisinin de ABD ile normalleşme arayışında olduğu, bazı müzakerelerin bu durum öncesinde zaten yürütüldüğü gerçeğine bakarsak, alınan kararların hızı konusu da açıklığa kavuşmuş olur. ABD Enerji Bakanlığı’nın; Venezuela petrol gelirlerinin yönetimi ile ülkenin elektrik şebekesine olası yatırıma dair açıklaması bu duruma çarpıcı bir örnektir. Öte yandan, bağımsızlık söylemine rağmen, Caracas’da ilan edilen önlemler ile Washington’un hedefleri arasındaki şaşırtan benzerliğin gözden kaçması mümkün değil.
Venezuela genelinde, varolan duruma karşı tepki kapasitesine gelirsek, özellikle kırsal ve kentsel alanlarda özsavunma yeteneğine sahip milis yapıları ve komünal örgütlenmeler var. Ancak bunlar mevcut stratejinin merkezinde değil. Öncelik, bölgesel kontrolü, kurumsal normalleşmeyi ve siyasi birliği göstermek. Özsavunma, açıkça tanımlanmış bir düşman tehdidi olduğunu varsayar. Şu anda ABD’nin kısa vadede Venezuela’ya girmesine yönelik inandırıcı bir senaryo söz konusu değil. Asıl tehdit, Venezuela’nın müzakere gücünü zayıflatabilecek olan ülke içindeki olası bir bölünmedir.
Bu nedenle üç ana hedef öne çıkıyor: İç birliği korumak, toplumsal barışı sağlamak, ABD ile müzakere kanallarını açık tutmak. Venezuela muhalefeti, özellikle María Corina Machado çizgisindekiler, örgütsel birlikten, ülke içi denetimden ve müzakere kapasitesinden yoksun. Bu gerçeklik de Trump’ın onları neden devre dışı bıraktığını açıklıyor.
- Dünyanın en büyük petrol rezervlerine ve büyük maden kaynaklarına sahip bir ülkede sosyalist hareket neden belirleyici ilerlemeler kaydedemedi? Nicolás Maduro hangi hataları yaptı?
Venezuela’daki sosyalist projenin sınırlılıklarını kişilere bağlayarak açıklamak oldukça zor. Latin Amerika’nın tamamında ortak olan bu sorun yapısal ve şöyle özetlenebilir; özgürleşmeyi, hâlen sömürgeci, dışa bağlı bir ekonomik modelle sürdürmek zorunda olmak. Chávez’e göre, kapitalizmin üstesinden gelmek toplumsal-komünal örgütlenmeyi gerektiriyordu. Son çağrısı “Komün ya da hiçbir şey” oldu. Sermayenin mantığına meydan okuyan, alternatif bir devlet ve onurlu bir yaşam inşa eden özyönetim yoluyla aşağıdan yukarıya doğru bir dönüşümü savundu. Emtia döngülerine ve küresel finansmana bağımlılık, tarihsel olarak bölgesel politikaları kısıtlamıştır. Venezuela da bir istisna değildir. Chávez önemli sosyal kazanımlar elde etti, ancak şu soru hala geçerliliğini koruyordu: Sermayenin sömürücü metabolizmasını yeniden üretmeden bunlar nasıl sürdürebilirdi? Bu tartışma, Güney Konisi’ndeki lityum çıkarımı ve Tesla gibi endüstrileri besleyen enerji geçişiyle bağlantılıdır. Zorluk evrenseldir: Aşılmaya çalışılan sistemi güçlendiren araçlarla alternatifler inşa etmek. ABD, Rusya ve Çin rekabetinin şekillendirdiği küresel arenada Venezuela, uzun vadeli bir çatışmanın sadece bir parçası. Sessiz müzakereler ve stratejik yeniden konumlandırma, gösterişli jestlerden daha önemlidir. Bildiriler önemlidir, ancak sonuçları eylemler belirleyecektir.
- Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi neden ilk dönemlerinin ötesinde yeni bir liderlik ortaya koyamadı? Sol hareketler Bolivya’nın yakın dönem deneyimini değerlendirdi mi? Bolivarcı sosyalizm bugün Latin Amerika’da nasıl tartışılıyor?
Kolektif liderlik ve halefiyet mekanizmalarının oluşturulmasındaki zorluk, dış baskılarla birleşince, savunmacı bir mantığa ve iç siyasi alanın daralmasına yol açtı. Merkezileşme bir kalkan haline geldi, ancak kolektif yapılanmayı ve liderlik yenilenmesini zayıflattı. Bu model sadece Venezuela’ya özgü değil; Cristina Fernández yönetimindeki Arjantin ve Evo Morales yönetimindeki Bolivya da dahil olmak üzere bölgenin genelinde görülüyor.
Venezuela’da yaşananlar daha geniş bir küresel mantığı yansıtıyor. Dış tehditler, güvenlik söylemleri ve iç düşmanların yaratılması, siyasi, diplomatik ve askeri müdahaleler için bahane görevi görüyor. Trump bu söylemi Venezuela’nın ötesine, İran’a kadar genişletti. Trump, İran rejimine karşı açık bir seferberlik çağrısı olarak yorumlanan açıklamasında, protestocuları “protestolara devam etmeye”, kurumları ele geçirmeye çağırdı ve “yardım yolda” iddiasında bulundu. Hem Venezuela’da hem de İran’da BM, güçlü bir şekilde karşılık verme konusunda isteksizlik veya yetersizlik göstermiştir. Bu sessizlik tarafsız değildir. Uluslararası hukuku ihlal eden politikaları ilerletirken büyük güçlerin bağlayıcı eylemleri engellediği bir uluslararası düzeni yansıtmaktadır. Söylemsel kınamaların ötesinde, Karayipler’deki militarizasyona veya Kolombiya, Küba veya Meksika gibi diğer ülkelere yönelik açık tehditlere karşı birleşik bir yanıt verilmedi. Hükümetlerden, CELAC’tan, UNASUR’dan veya BM’den gelen kolektif bir duruşun yokluğu, Washington’un baskısı altında bölgesel zayıflığı ortaya koyuyor. İlerici ve işçi kesimleri bu çifte standardı kınadı. Egemen hükümetler “uyuşturucu terörizmi” gibi muğlak etiketler altında suçlu ilan edilirken, yargısız infazlar sağlam kanıt olmaksızın meşrulaştırılıyor. Bugün, bu durum, Washington’la aynı çizgide olmaya direnen devletlerin egemenliğini aşındırmak için doğrudan bir dış politika aracı haline geliyor. Tehlike şu ki, bu mantık artık ABD çıkarlarının gerektirdiği her yere ihraç ediliyor.
Gerardo Rojas kimdir?
Venezuelalı gazeteci ve taban örgütlenmesi aktivisti. “Chávez ve Sosyalist Demokrasi” kitabının yazarıdır. Barquisimeto, Lara’da toplum örgütlenmesiyle ilgilenir; Chavista bir aktivisttir. 2002’de alternatif medya kolektifi Voces Urgentes’in kurucularından olup 2007’de ilk kentsel komünlerden biri olan Comuna Socialista Ataroa’da yer almıştır. 2015’te Komünler Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı yapmış, Tatuy TV’nin iletişim-eğitim-siyaset kolektifinde faaliyet gösteriyor.
* Lucrecia Kuri: Gazetemiz Yeni Yaşam adına röportajı yapan Arjantinli gazeteci. İnsan hakları savunucusu, özgür medya aktivisti, Arjantin Alternatif Medya Ağı üyesi.
** Çeviri için Güneş Ünsal’a teşekkürler









