• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Ağustos 2025 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Mehmet Nuri Özdemir

Kör düşmanlık muhteşem kaos

20 Mart 2024 Çarşamba - 00:00
Kategori: Mehmet Nuri Özdemir, Yazarlar
Ahmet’e veda

ABD hegemonyası bölgesel ve küresel ölçekte yeniden yükseliyor. Irak ve Suriye savaşı ile kaybedilen meşruiyetin önce Rojava’da, sonra Ukrayna’da onarılması, yükselen ABD hegemonyasının en önemli iki nedeni. Yeniden başlayan Türkiye-ABD yakınlaşması da bu değişimin bir sonucu olarak okunabilir.

İlişkilerdeki bu değişim her ne kadar Ankara yetkilileri tarafından klasik bir retorikle lanse edilse de aslında Türkiye açısından tamamen bir zorunluluk ve geri adım gibi görünüyor. Rusya’nın Ukrayna bataklığına saplanması, İran’ın içerde ve dışarıda zayıflamaya başlaması, Suriye’nin işgale ve paylaşım planlarına beklenmeyen bir direnç göstermesi ve de Türkiye’nin içerde yaşadığı ekonomik ve siyasi krizlerin büyüyerek devam etmesi Türkiye’yi dış politikada değişime zorluyor. Bundan sonra giderek daha fazla Batı kutbuna yanaşan bir Türkiye görebiliriz.

Hatırlanacağı üzere Türkiye’nin Suriye savaşında mezhepsel tercihleri önceleyen, Suriye’den pay almaya odaklı strateji doğrultusunda hizalanmasıyla ABD ile Türkiye arasındaki makas açılmıştı. Fakat son gelişmelerden anlaşıldığı üzere belli ki doğu blokuyla sürdürülen ilişkiler de sınırlarına ulaşmış. Bu tabloda Türkiye’nin Suriye politikasının payı büyük. En son yapılan Astana zirvesinin Rusya, İran ve Türkiye’nin eliyle Suriye’nin emperyalist paylaşım platformuna döndüğünü ve Türkiye’nin buradan da istediğini alamadığını gördük. Suriye politikasından Batı ülkeleri iyice nemalandı ve Türkiye’yi Ortadoğu’dan gelen göçmen risklerini önlemede devasa bir istasyon olarak kullanmayı başardı. Açıkçası Türkiye’nin Suriye politikası ve sonrasında başlattığı seferler Türkiye’ye ağır yük ve sorumluluk bindirmenin ötesine gidemedi. Adeta birer Pirus zaferi olan seferler ülkeyi tamamen Ortadoğu ülkesi haline getirdi.

Asıl hakikate gelirsek; Ankara bu denklemde tüm hikayesini, Kürtlerin kazanımlarını nasıl ortadan kaldırabilirim, yollarını nasıl kapatabilirim üzerine inşa ettiği için krizden krize, gerilimden gerilime, tavizden tavize koşup duruyor. Türkiye Kürtleri zayıflatma hedefine sıkışmış ve buradan çıkamıyor. En son hangi rejimle yönetildiği belli olmayan, emperyal çıkarlara hizmet edebilecek şekilde bir ülke statüsü ile ayakta tutulan Irak devleti ile yapılan görüşmelerin arka planında yine bu motivasyon vardı. Irak görüşmelerinde görüldüğü üzere Türkiye, uzun süredir devam eden Kürdistan’a el koyma planını başka bir aşamaya taşımak istiyor ve bu plana bölge ülkelerini de dahil etmek istiyor. Ancak hem bölgesel hem küresel devletlerin Türkiye’nin planıyla ortaya çıkabilecek riskleri üstlenmeye takatleri yok.  Kürtlere cephe açmak, ne bölgesel ne de küresel aktörler açısından iyi bir yatırım değil. Türkiye’nin Kürt meselesindeki istikrarlı zafiyeti, sadece bu aktörlere Türkiye ile ilişkilerinde maksimal kâra göre konumlanma fırsatı sunuyor.

Ankara, askeri teknoloji aracılığıyla Kürt savaşı üzerinden köpürttüğü şiddet tezine sıkışıp kalmış. Yayılmacılığa dönüşen bu stratejinin açığa çıkaracağı orta ve uzun vadeli yüklerin, Türkiye’nin iç ve dış krizlerini içinden çıkılamaz hale getirme olasılığı çok yüksek. Kürt savaşına odaklı savaş ve gerilim stratejisi sürerken ülke nüfusunun 30 milyonunu oluşturan Kürt halkının ne düşündüğünü ve nasıl hissettiğini yeterince hesaba katmamak başka bir ihmalkarlık, belki de büyük bir tarihsel yanılgı. Değişen dünya karşısında, asırlardır iç içe yaşadığı bir toplulukla bu kadar uzun süreli bir savaş ve şiddet stratejisinde ısrar etmenin riskleri doğru hesaplanmıyor. Sistemin Kürt bilgisi çok sığ ve sistem Kürtler karşısında silahlanma ve şiddet argümanları dışında politik ve kültürel bakımdan yenilenmekte zorlanıyor. Anın intikamcı aklı, Türkiye’yi köreltiyor ve dar bir perspektife sıkıştırıyor.

“Rojava ve Başur Kürtlerinin iradesine saygı ve Türkiye’de yeni bir çözüm süreci” en mantıklı siyaset olarak ortada duruyor. Buna büyük Kürt barışı diyebiliriz. Yani tüm Kürtlerle barış. Herkesin kazanabileceği bir yol bu. Günün sonunda buraya doğru çubuğu kırmayan siyaset mutlaka kaybeder. Bölgesel ülkeler, küresel aktörler bu hakikati görüyor. Ancak gerçekçi olmakta fayda var; Türkiye bu hakikate direniyor ve de çok uzak. Bu hakikatin tersine giderek Kürtlerle arasına yüksek duvarlar örmeyi tercih ediyor. Haliyle seçim sathı mailinde yeniden iyi niyetle başlayan barış ve çözüm süreci tartışmaları bu realiteye çubuğu bükerek hareket etmeli. Gerçek bir barışın koşulları öncellikle soğuk gerçeklerle yüzleşmek ve barışı temenni olmaktan çıkarmakla başlar. Barış artık kazanılması ve örgütlenmesi gereken bir mevzi. Savaş karşıtlığı güçlenmediği sürece, hele de seçim sathı mailine sıkıştırılan barış tartışmaları -çok kıymetli olsa bile- toplumda bir umut ve heyecan yaratmakta zayıf kalır.

Sonuç olarak çoklu krizler büyüyerek devam ediyor. Mayıs seçimlerinin ülkenin tek bir sorununu bile çözmediğini görüyoruz. Savaş ve şiddet ile krizler ne zamana kadar bastırılır bilemeyiz. Zerre kadar değişim sinyali yakmayan bir siyasi akıl ile mevcut sorunların çözülemeyeceğine, buradan bir cennetin çıkmayacağına hem iktidar çevreleri hem de bizler ikna olmalıyız.

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Barış, ekmek, özgürlük

Sonraki Haber

Tekman: Halkla birlikte yöneteceğiz

Sonraki Haber
Tekman: Halkla birlikte yöneteceğiz

Tekman: Halkla birlikte yöneteceğiz

SON HABERLER

Neler oluyor?

Barış ve siyasetsizlik çıkmazı

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2025

Türkiye örgütledi, eğitti, donattı, Suriye ordusuna yerleştirdi!

Türkiye örgütledi, eğitti, donattı, Suriye ordusuna yerleştirdi!

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2025

‘Barış hakikatin dile gelmesidir’

‘Barış hakikatin dile gelmesidir’

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2025

Görev zamanı

7 milyon işçinin ücreti

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2025

Yahya Orhan: Artık kendimiz için çalışacağız!

Safyettin Tepe işkencede katledildi!

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2025

İmkâna mekân

Devletin terörü, Kürdün barışı

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2025

Bir zorunluluk olarak resmî tarihle hesaplaşmak

Bir zorunluluk olarak resmî tarihle hesaplaşmak

Yazar: Yeni Yaşam
29 Ağustos 2025

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır