Kürt toplumuna güven verecek tek gerçekçi adım Önder Apo’nun özgür koşullarda çalışması oluyor. Demokratik entegrasyonun demokratik cumhuriyetin gelişimi temelinde gelişeceğini Önder Apo’nun değerlendirmelerinden anlıyoruz. Ancak henüz ayrıntılarını tam bilemediğimiz bu stratejiyi, mimarından dinlemek, anlamak, tartışmak istiyoruz
Emine Ilgaz
Barış ve Demokratik Toplum sürecinin çok önemli bir aşamasına gelindi. Buna bir viraj, bir dönüm noktası hatta sıçrama alanı da denilebilir. Eğer dikkatli, duyarlı ve gerekliliklerine uygun yaklaşım geliştirilirse hiç şüphesiz açığa çıkacak olan gelişmeler, hemen olmasa da uzun vadede ihtiyacı duyulan Türkiye reformuna götürebilir. Fakat tersi de mümkündür. Yani ciddiyetle, halklara karşı sorumlulukla ve duyarlılıkla yaklaşım gösterilemezse Ortadoğu kaosunun içinde sonucu belirsiz gelişmelere de kapı aralanabilir. Bölge halklarını belirsizliğe sürükleyecek olan bir karadelik daha açılabilir.
Elbette komisyon çalışmalarının geldiği aşamadan bahsediyorum. Devletin bir kanadının güvenlikçi gayelerle yürütmeye özen gösterdiği ancak Kürt halkının varlık ve özgürlük problemi başta olmak üzere esasta bölge halklarının birlikte yaşam iradesinin oluşması için siyasi bir irade gerektiren politik bir problemin çözümünde, komisyonun kurulmasında ısrar etmek aslında siyasette ısrar etmek anlamına geliyordu. İstihbarat ve ordu güdümüne koyulmuş bir Kürt sorunu çözümü formülünün son elli yılda geldiği nokta savaş politikalarına dayalı yürümek olmuştu. Bu savaş sürecinden her iki taraf da kendi hanesine kazanç sağladığını ısrarla söylüyor. Gerçekten böyle midir? Bunu düşünmek, bir hesap yapmak gereklidir. Kürtler bu savaşın sonucunda potansiyelini, jeostratejik durumunu, Ortadoğu’daki gerçeklik içinde görünürlüğünü yaratarak çıktılar. Elbette bunu büyük, ağır bedeller vererek gerçekleştirdiler. Kürt sorunu denilen ve bir yüz yıl boyunca örtülü soykırım politikalarıyla karşı karşıya kalmış, eşine hiç rastlanmayacak statüde kalmaya mecbur kılınan bir halkın, bu ‘Tunç kanununu’ parçalaması ancak böyle gerçekleşebilirdi. Çok yakın bir zamana kadar da Kürt varlığının bahsinin yapılamadığı bir Türkiye gerçekliğinden bahsediyoruz. Bu gerçekleşmiştir, inkâr edilemez. Türkiye ise Kürt varlığına karşı yürüttüğü savaşta kazandıklarını nasıl kategorize edebilir bilemiyorum. Belki güçlü savaştım diyebilir, ‘taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmadım’ diyebilir. Türk halkının yüzde 90’ını Kürtlerin yokluğuna inandırdım diyebilir. Gerçekten bilemiyorum, ne kazandığını nasıl bir ifadeye kavuşturabilir? İnsan kaybı, ekonomik yıkım, halklar arasında açılan uçurum, savaşın yürütülmesi için gerçekleştirilen hakikat kıyımı, sosyal yaşamda ahlaki çürüme… Türkiye’nin bir kazanımı Kürt varlığının terörize edilmesi ile belki bölgesel politikada geliştirmiş olduğu baskı politikası olabilir. Fakat bununla da kaybettikleri kazandıklarından çok daha fazladır. Bunu kendileri çok daha iyi bilirler. Şimdi yeni bir fırsat kapısı açılacak mı?
Çok iyi biliyoruz ki Kürt toplumuna dayatılan zoraki Türkleştirme, Türk kimliğine hiçbir katkı yapmamıştır. Tam tersine saf bir ulus-devlete ulaşma savaşı, Türk kimliğindeki orijinalliği, güçlü yönleri törpülemektedir. Türkleştirilmeye çalışılan Kürt varlığı, hep yaralı, yarım ve saklı bir aidiyet sorunu demektir. Türk kimliğinin böyle bir şeye ihtiyacı hiç yoktu, şimdi de yoktur. Türkmen kimliği coğrafyamızın geçmişinde, önemli eşiklerde kendi rengi ile yön vermiş belirgin bir yapıyken, Türkiye’de yaşayan herkese dayatılan yapay Türklük inşası en çok da bu kimliğe zarar vermektedir. Kısacası Barış ve Demokratik Toplum süreciyle birlikte başta Türk halkı olmak üzere Türkiye’de yaşayan tüm halklar açısından eşit, özgür, adil bir sistem geliştirmenin imkânı da devreye girmiş oluyor. Açılacak fırsat kapısı Türk toplumunun da baharı haline dönüşebilir.
Kürt-Türk ilişkilerinin yeniden ve bu sefer adil düzenlenmesi temelinde her iki halka çok daha fazla kazandıracak bir sürecin eşiğindeyiz, demek istiyorum. Önder Apo’nun ‘demokratik entegrasyon stratejisi’ her iki halkın tarihinde yeni bir dönüm noktasıdır. Demokratik entegrasyon süreci akamete uğratılmaz ve sağlıklı gelişme gösterebilirse sadece Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan Kürtler değil bölgede yaşayan tüm Kürtler açısından bir çekim merkezi haline dönüşecek, Kürt kalesi ile çevrili bir Türkiye ekonomik ve güvenlik açısından geleceğe kendi öz stratejisini geliştirmiş olarak adım atacaktır. Kendi varlığını tehlike altında görmeyen Kürt toplumu, kendi özgür iradesi ile Türkiye toplumu ile birlikte hareket edecek, yeni yüzyılı ortak vatan ve ulus temelinde şekillendirecektir. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki demokratik entegrasyon stratejisinin mimarı Önder Apo’dur. Bu stratejinin hayata geçmesi ancak onun yönlendiriciliğinde mümkündür. Geride kalan bir yüzyılı soykırım, komplo, darbe, ötekileşme, hukuksuzluk ile yaşamış olan Kürt toplumuna güven verecek tek gerçekçi adım Önder Apo’nun özgür koşullarda çalışması oluyor. Demokratik entegrasyonun demokratik cumhuriyetin gelişimi temelinde gelişeceğini Önder Apo’nun değerlendirmelerinden anlıyoruz. Ancak henüz ayrıntılarını tam bilemediğimiz bu stratejiyi, mimarından dinlemek, anlamak, tartışmak istiyoruz.









