Devlet aklı Amara’da, genel olarak Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de ortaya çıkan görüntüyü sindiremedi. Önder Apo’nun doğum gününün kutlanması hâlâ kabul edilir bulunmuyor. Bundandır ki Önder Apo, statüsünün netleşmesini istemekte, bu konuda bir gelişme olmadan sürecin ilerlemesinin mümkün olmadığını dile getirmektedir
Ali Sinemilli
Ramazan’dan sonra yasal düzenlemeler için adım atacağız diyen AKP süreci ağırdan almayı sürdürüyor. Ramazan bitti, Bayram bitti ama AKP cephesinde hâlâ bir hareket söz konusu değil. AKP yönetimi toplanıyor, olmadı kabine bir araya geliyor ama gözle görülür en ufak bir gelişme yaşanmıyor. Bundan ki, AKP sözcüsünün son aylardaki değerlendirmeleri hep birbirine benziyor. Yeni bir şey yok. Dikkatle dinlenilmezse bir ay önceki açıklama sanılabilir. Kuşkusuz, yeni bir şeyin olmaması yeni bir sözün kurulmamasından, yeni bir fikrin gelişmemesinden kaynaklı. Aynı şeyler düşünülüp aynı şeyler yapılınca yeniye dair bir sözü işitmek de mümkün olmuyor.
Anlaşılan o ki, AKP yönetimi süreci bu biçimde yürütme konusunda kararlı. Yani zamana yayma ve kendini tekrar etme bir plan dahilinde oluyor. Bir tartışma var, ayrı görüşler var da ondan bunlar yaşanmıyor. Daha çok zamana oynayarak süreçten kazançlı çıkar mıyım hesabı yapılıyor. Mevcut konjonktür adım atmak için riskli bulunuyor. Belki düze çıkarız, bu darboğazdan kurtuluruz ümidiyle süreci uzattıkça uzatma temel yaklaşım oluyor. Tabi ki, bunlar yapılırken görüntüye dikkat ediliyor, çözüm isteyen taraf gibi kendini lanse etmekten de geri durulmuyor. Fakat gelin görün ki, hayat devam ediyor ve asıl düşünce, asıl niyet bir biçimde kendisini dışa da vuruyor. Devlet aklı kendisini gizlemeyi, öz düşünceyi perdelemeyi başaramıyor.
Malum! Son günlerin önemli bir gündemi Önder Apo’nun doğum günü vesilesiyle gerçekleşen eylemler oluyor. Bu yıl geçmiş yılları kat be kat aşan düzeyde hemen her yerde kutlamalar oldu ve bu kutlamalar büyük bir coşku ve heyecana da yol açtı. Özellikle Önder Apo’nun doğup büyüdüğü Urfa’da günler öncesinden başlayan festival dikkat çekti. Bakur Kürdistan’ın diğer şehirlerinden ve Türkiye tarafından halkın katıldığı bu festival tam bir Önderlik ve halk buluşmasına sahne oldu. Görkemli görüntüler ortaya çıktı.
Önder Apo’nun dört duvar arasında olmadığı, halkın yüreğinde halkla birlikte olduğu bir kez daha görüldü. Konuşan herkes Önderliğin fiziki özgürlüğünü talep etti, başlatılan sürecin olmazsa olmazı olarak bunu şart koştu.
Peki! Buna devlet aklının cevabı ne oldu? İstanbul’un Kanarya Mahallesinde verilen görüntü, devlet aklının Kürt halkı başta olmak üzere devrimci, demokratik topluma verdiği cevaptır, denilebilir.
Evet! Sebahat Tuncel ve bir grup yurttaşın göz altına alınması sıradan bir olay ya da müdahale olarak değerlendirilemez. İstanbul’da verilen görüntü, Sebahat Tuncel’in polislerin kolları arasında alandan kaçırılması vakayı adiyeden değil. Üst aklın yani devlet aklının aldığı kararın pratikleşmesidir.
Öyle olmasa Kanarya’da bir araya gelen ve hiç kimseye herhangi bir zararları dokunmayan yurttaşlara bu biçimde müdahale edilmez, böyle bir rezalet yaşanmazdı.
Devlet aklı Amara’da, genel olarak Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de ortaya çıkan görüntüyü sindiremediği, bundan rahatsız olduğu için böyle bir müdahalede bulunma gereği duymuş, ‘hele bir durun’ demiştir. Yani Önder Apo’nun doğum gününün kutlanması hâlâ kabul edilir bulunmuyor.
Bundandır ki, Önder Apo, statüsünün netleşmesini istemekte, bu konuda bir gelişme olmadan sürecin ilerlemesinin mümkün olmadığını dile getirmektedir. Öyle ya, Kürt halkının Baş Müzakerecisi Önder Apo ile Devlet görüşüyor, DEM Heyeti dönem dönem İmralı’ya gidip geliyor. Ama Önderliğin doğum gününün kutlanmasına izin verilmiyor. Buna tahammül edilmiyor. Kürt halkının kolektif iradesi ile önderliğine sahip çıkması engellenmeye çalışılıyor. Bu halkın neye sevineceğini, neye üzüleceğini hâlâ bir takım aklı evveller belirlemek istiyor.
Açık ki, bu pratik bile son günlerin temel tartışması olan ‘yasal çerçevenin’ ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Hukuka, yasaya dayanmayan hiçbir sözün bir kıymet taşımadığı her geçen gün daha fazla netleşiyor. Türkiye’deki mevcut yasalara göre bile insanların bir yerde toplanması, protesto hakkını kullanması mümkün. Fakat görüldüğü üzere, tüm bunlar kendisini devletin yerine koyan birilerinin keyfi uygulamalarıyla bir anda boşa çıkarılabiliyor. O halde, bu ve benzeri örnekleri yaşamamak için başta Kürt halkı olmak üzere bütün etnik ve inanç kesimlerinin kolektif haklarını tanımak, bunu yasal çerçeveye kavuşturmak olmazsa olmazdır. Kürt halkının kolektif haklarını tanımadan ne bir süreç yürür ne de çözüm olur.








