Irak Federe Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü DİLŞAD ŞEHAB ile konuştuk:
- Kaç kongre yapılırsa yapılsın Rojava’da Kürtlerin birliğinin sağladığı o etkiyi yapamazdı. Kongresiz ve başka bir çalışma olmaksızın Kürtlerin birliği oluştu. Bize düşen görev barış mesajına sahip çıkmak
- İnkâr politikaları halkımızın iradesini daha da güçlendirdi, direnişi daha da büyüttü. Dünyadaki gelişmeler Kürt halkının inkârla yok edilemeyeceğini ispatladı. Bugün tüm taraflarda bu kanaatin oluştuğunu görüyoruz
- Kürdistan Bölgesi’nin hedef alınması büyük bir zulümdür ve hiçbir gerekçesi yoktur. Daha endişe verici olan, bu saldırıların büyük bir kısmının Irak içerisinden, yasa dışı milis gruplar tarafından gerçekleştirilmesidir
Söyleşi / Nezahat Doğan
Dünya ve özellikle içinde bulunduğumuz coğrafya; savaşın, şiddetin ve derinleşen kaosun kıskacında her gün daha fazla sarsılıyor. Egemen güçler ve ulus-devletler; halkları ve inançları yok sayarak, sınırları silah zoruyla yeniden çizmek istiyor.
Tam da bu ateş çemberinin merkezinde; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sunduğu demokratik paradigma, üçüncü yol sadece Kürtler için değil, tüm halklar için barışçıl ve ortak bir yaşamın, özgür yurttaşlığın yegâne yolunu gösteriyor. Mevcut statükoyu zorlayan bu alternatif model, umudun adresi olduğu kadar egemen sistemlerin de açık hedefi haline getirilmiş durumda. Bu saldırganlığa karşı ise halkların ortak ruhu ve öz örgütlülüğü ekseninde, Kürtlerin hem iç dinamiklerinde hem de dış müdahalelere karşı demokratik ulusal birliğini tahkim etmesi daha elzem hale geliyor.
Ortadoğu’da bir asırdır hüküm süren “böl-parçala-yönet” stratejisi, bugün Kürtlerin ulusal birlikteliği ve ortak aklıyla sarsılıyor. Geçmişte karşı karşıya getirilen Kürt halkı; özellikle Halep ve Rojava’ya yönelik saldırılar karşısında sergilediği dirençle, birliğin gücünü dünyaya bir kez daha kanıtladı. Bu irade, Türkiye’de 16 aydır büyük bir kararlılıkla sürdürülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin inşasında da temel taş oldu. Nitekim 2026 Newrozu’nda Diyarbakır’da yükselen ulusal birlik sesi ile Batı’da yankılanan ortak yaşam talebi, bu sürecin en somut ilanıydı. Meydanları dolduran milyonların ortaya koyduğu güçlü irade; her türlü kutuplaştırma siyasetine karşı barışın ve çözümün adresini net bir biçimde işaret etti.
Peki; Newroz meydanlarından yükselen mesajlar siyaseten nasıl okunmalı? Dört parça Kürdistan’da ortak akıl ve strateji nasıl belirlenmeli? Kürt birliği oluştu mu? Demokratik Ulusal Birlik nasıl sağlanmalı? Güney Kürdistan bu birliğin oluşmasının neresinde duruyor? Federe Kürdistan Bölgesi, Türkiye’de yürüyen barış sürecine nasıl bakıyor?
Bütün bu başlıkları Irak Federe Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab ile konuştuk.
- Bir yılı aşkındır çok önemli bir sürecin içerisindeyiz; Barış ve Demokratik Toplum Süreci. Geçen seneki Newroz’la bu yıl da katıldığınız Newroz arasındaki farkı nasıl tarif edersiniz?
Öncelikle DEM Parti Eş Genel Başkanlarına, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanına gönderdikleri resmi davet için çok teşekkür ederiz. Tekrar Newroz’u kutluyoruz ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanının selamlarını iletiyoruz. Barış süreci uzun ve zahmetli bir yoldur. Büyük bedeller ve uzun yılların sonucudur. En güzel tarafı bunca senenin sonunda tüm tarafların birlikte yaşam, huzur ve güzel bir gelecek için birlik olmalarıdır. Bölge ve ülke için barıştan başka yol yok.
- Dünya genelinde çatışma, savaş ve kaosun hâkim olduğu ortamda barış nasıl başarıya ulaşır?
Barışa eğer stratejik olarak yaklaşılırsa başarıya ulaşacaktır. Yok, eğer bir taktik olarak yaklaşılırsa, sadece bir tarafın çıkarları gözetilirse barış başarıya ulaşamaz. Hem Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’nin mesajlarında hem Kürt tarafının, Sayın Öcalan ve sürece destek veren diğer kesimlerin mesajlarında gördüğümüz üzere her iki taraf da sürece olumlu ve ciddi yaklaşmakta. Bu nedenle bu sürecin başarıya ulaşacağına inancımız tam. Halkın atılması gereken adımların hızlandırılması gerektiğine dair endişelerinin farkındayız. Ama diyalogla geçen bin gün savaşla geçirilen bir günden aladır.
- Federe Kürdistan Bölgesi’nden Türkiye’ye baktığınızda, bir seneyi aşmış bir sürecin ilerlemesinde bir yavaşlık var mı, o yavaşlığı neye bağlıyorsunuz?
Yılları kapsayan bir sorundan bahsediyoruz. Aynı Irak’ın yaşadığı tecrübe gibi, her birinin kendine özgü tarafları var tabii ki. Geçmişte Türkiye’de Kürdistan demenin bile çok zor olduğunu hatırlıyoruz. Kürdistan adında bir hanımefendi tanıyorum. Avrupa’dan gelip Türkiye üzerinden Kürdistan Bölgesi’ne geçecekti. O hanımefendinin geçişine izin vermediler, adından kaynaklı olarak. Bugün katıldığımız Newroz’da binlerce kez Kürdistan adı anıldı. Bu büyük bir değişim. Çok büyük bir kazanım olduğunu söylemiyorum. Ancak büyük bir değişimin gerçekleştiğini görüyoruz. Bu sürecin bir an önce başarıya ulaşmasını diliyoruz. Sürecin doğru yolda ilerlediğini düşünüyoruz. Sizlerin ve tüm halkın olduğu gibi bizlerin de süreçten beklentileri fazla.
- Türkiye’de Kürt inkârına, Kürt asimilasyonuna karşı, Kürtlerin varlığının tanınması konusunda güçlü bir mücadele hattı oluştu. Yıllardır Kürtlerin birlik olmasındaki eksiklik neydi? Bugün Kürtlerin ulusal birliğinin önemi nereye oturuyor?
Hiçbir iktidar bir halkı inkârı üzerinden başarılı olmamıştır. Bizler Kürdistan Bölgesi’nde 100 yıl önce kimyasal bombardımana maruz bırakıldık. Enfal’i gördük. Köylerimizi yaktılar. Ülkemizi yıktılar. Çocuklarımızın okumasını yasakladılar. Milyonlarca halkımız yollarda perişan oldular.
- Kürtler savaşla, inkârla bitirilebildi mi?
Bitirilemez ve milletimiz bitmedi. İnkâr politikaları halkımızın iradesini daha da güçlendirdi, direnişi daha da büyüttü. Dünyadaki gelişmeler Kürt halkının inkârla yok edilemeyeceğini ispatladı. Bugün tüm taraflarda bu kanaatin oluştuğunu görüyoruz. Bu çok önemli bir gelişme. Burada da, Başûr ve Rojava’da da önemli gelişmeler gerçekleşti. Kürdistan Bölgesi’nde önemli bir imkân elde edildi. Tüm dünya bugün Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile resmi bir şekilde ilişkiler geliştiriyor. Rojava da yine aynı şekilde. Türkiye’de bugün yürütülen süreçte tüm halkımızın desteği var.
- Güçlü bir irade var ama eksik olan geçmişten bugüne birlik olmamaları değil miydi? Şimdi Kürtlerin birliği nasıl sağlanır? Güney Kürdistan bu birliğin oluşmasının neresinde duruyor?
Bana göre birliğimiz Kürtlerin yaşadığı yerlerdeki özgünlüklerle birbirimizi desteklemekle sağlanır. Türkiye’de oluşan modeli Kürdistan Bölgesi’nde hayata geçiremeyiz. Kürdistan Bölgesi’nde oluşan modeli Rojava’da hayata geçiremeyiz. Her ülkenin kendine özgü özellikleri var. Türkiye’de barışçıl bir çözümün bu ülkenin kendi özgünlüğüne göre oluşması ve buna saygı duyulması gerekir.
- Özellikle ocak ayından bu yana Rojava’da yürütülen savaşa karşı Kürtler dört parçada birleşti. Özellikle Rojava’ya dönük saldırılara ilişkin Mesut Barzani bir irade gösterdi. Bafıl Talabani ve Neçirvan Barzani de öyle. Ulusal birlik çerçevesinde bu irade sürdürülür ve ortaklaştırılırsa Kürtler nasıl bir güç haline gelecek? Buradaki artı ve eksiklikler neler?
Çoğu zaman ulusal kongreden veya başka yöntemlerden bahsediliyor. Kaç kongre yapılırsa yapılsın Rojava’da Kürtlerin birliğinin sağladığı o etkiyi yapamazdı. Kongresiz ve başka bir çalışma olmaksızın Kürtlerin birliği oluştu. Tüm dünyada Kürtlerin bir olduğu, bir beden olduğu ispatlandı. Bu doğal bir şekilde gerçekleşti. Bu halkımızın hakikatini tüm dünyaya gösterdi. Elbette Başûr’un kendi özgünlüklerini gözeterek milletimize saygı duymalıyız. Aynı şekilde Rojava’nın kendi özgünlüklerini gözeterek milletimize saygı duymalıyız. Aynı şekilde Türkiye için de bu böyle olmalı. Bu şekilde yaklaşırsak başarıya ulaşabiliriz.
- İran’da bir savaş var. Rojhilat’da da buna karşı 6 Kürt partisi bir araya geldi. Abdullah Öcalan da gönderdiği mektuplarda Ortadoğu’da yeni Sykes Picot’ları ancak Kürtlerin birliğinin bozabileceği ve yeni bir sistemin inşa edebileceğini ifade ediyor. İran’da, Rojhilat’da devreye giren bu saldırılarla birlikte nasıl bir çözüm, nasıl bir birlik gerekiyor?
İran’da başlayan savaş bizim yüzümüzden başlamadı. Sadece Kürtler de etkilenmiyor. Uluslararası bir etkisi oluyor bu savaşın. Her geçen gün daha büyük tehlikeler yaratıyor. Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Kürt güçlerinin pozisyonlarını herkes biliyor. İran da biliyordu. Kürdistan Bölgesi olmasaydı, Irak’da federal yapı olmasaydı, Başkan Barzani’nin büyük emeği sonucunda şekillenen anayasa ve federal hukuk olmasaydı Rojhilat’taki güçler nerde olacaktı? Kürdistan Bölgesi’nin sahip olduğu bu hassasiyet olmasaydı Irak yönetimi asla Rojhilatlı Kürt güçlerini barındırmazdı. Çok defa söyledik; Kürdistan Bölgesi’nin varlığı tüm Kürtler için güçlü bir dayanışmadır.
- Sınırlar ortadan kalmış değil. Halen bir bagaj var. Bunun sorumluluğu kimde?
Türkiye’deki Kürt kardeşlerimiz Rojava’ya geçmek istediklerinde Kürdistan Bölgesi’nden geçerek bunu sağlayabiliyorlar. Türkiye ve Suriye arasında çok uzun bir sınır hattı var ve bu hat Rojava sınırıdır. Kürdistan Bölgesi’nin Rojava ile sınır hattı ise oldukça kısa. Ama buna rağmen Türkiye’de yaşayan Kürt kardeşlerimizin o kısa sınır hattından geçişi sağlandı. Kürdistan Bölgesi olmasaydı ne Rojhilat’taki kardeşlerimize yardım edebilirdik ne Rojava ile bir köprü kurabilirdik ne de barış sürecinde bir rol üstlenebilirdik. Bu büyük bir kazanım Kürtler açısından. İran’da gerçekleşen durum ise oldukça büyük bir etkiye sahip. Rojhilatlı Kürt kardeşlerimizin yararına olacak destek sunmaya her fırsatta devam edeceğiz. Ancak tecrübelerimize dayanarak şunu söyleyebiliriz ki; bu fırsat savaşla elde edilemez. Kürdistan Bölgesi’nde yüz yıl süren silahlı mücadele çözümün silahla gelmeyeceğini bize ispatladı.
- Peki, ABD-İsrail ile İran savaşında Federe Kürdistan Bölgesi ve Neçirvan Barzani’nin evinin de hedef alınması nasıl bir tehlikeye işaret ediyor?
Kürdistan Bölgesi’nin hedef alınması büyük bir zulümdür ve bu saldırıların hiçbir gerekçesi yoktur. Daha endişe verici olanı ise, bu saldırıların büyük bir kısmının Irak içerisinden, yasa dışı milis gruplar tarafından gerçekleştirilmesidir; bu durum Irak’taki toplumsal barışa yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bizler Bölge’yi korumak için iki yol izliyoruz: Birincisi, Bölge’nin bu savaştaki tarafsızlık konumunu yinelemek; ikincisi ise milislerin engellenmesi için Irak hükümeti ve federal kurumlarla sürekli temas halinde olmaktır. Maalesef Irak kurumlarında bir tür kargaşa hâkimdir ve yasa dışı güçler üzerinde tam bir kontrol sağlanamamıştır.
- Saldırının amacı nedir?
Kaynağı ne olursa olsun, bu saldırıların amacı halkımıza ve Kürdistan Bölgesi’nin federal tecrübesine düşmanlık etmektir.
- Kürtler savaş değil, savaşın tarafı değil, barış istiyor… Nasıl bir diplomasi ve müzakerelerle bu savaşın yakıcılığı bertaraf edilir?
Kürdistan Bölgesi, bugüne kadar diplomatik çabalar sayesinde kendisini bu savaştan büyük ölçüde korumayı başarmıştır ve bu politikayı sürdürmeye kararlıdır. Uluslararası toplum, Bölge’ye yönelik bu eylemlerin bir haksızlık olduğu konusunda ikna olmuştur. Dünyanın, bölge devletlerinin, her yerdeki Kürt kardeşlerimizin, siyasi tarafların tutumu ve Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın konutuna yönelik saldırıların protesto edilmesi; Bölge’nin izlediği siyasetin doğruluğunu ve Sayın Neçirvan Barzani’nin diplomatik adımlarının başarısını kanıtlamıştır. Barışçıl politikamız, özgüvenimiz ve halkımızın mücadelesiyle bu süreci aşacağımızdan ve halkımızın önünde parlak bir geleceğin olduğundan eminiz.
- Şimdi İran saldırısından sonra Lübnan, daha sonrasında Rojava’nın böyle bir risk ile karşı karşıya kalacağı söyleniyor. Rojava neden hedefte?
Rojava’da eskiden halkımız bir kimliğe sahip değildi. Düşünün bir kimlik verecek kadar değer verilmeyen bir halk şu an Suriye’de hükümet ortağı. Bu çok çok büyük bir değişim. Bu değişim bir günde gerçekleşen bir değişim değildir elbette. Yüz yıl savaştık, 50 yıl da siyaset yapalım, diyalog yapalım ve bir neticeye varalım. 2011 yılından bu yana Suriye’deki gelişmeler, küçük bir ilçenin tüm dünyada tanınan bir yer haline dönüşmesi gösterdi ki, tüm dünya Kürt halkının haklarının teslim edilmesini istiyor.
- Kürtlerin haklarının teslim edilmesi için herkesin üzerine düşen sorumluluk nedir?
Bize düşen görev barış mesajına sahip çıkmak. Kürdistan Bölgesi’nde aynı tecrübeyi yaşadık. Saddam döneminde de kabul görmedik, Türk devleti tarafından da kabul görmedik, İran’da da kabul görmedik. Ancak bugün kimse için tehdit olmadığımız kanıtlandı. Rojava’da ve diğer yerlerde birlikte yaşamın, birlikte yönetmenin imkânı var. Bugün İlham Ahmed’in mesajını dinledim. “Kuruluş aşamasındayız” dedi. Bu çok önemli. İlişkilerin kurulması olsun, ülkenin kurulması olsun; Kürtlerin yönetimde yer almaları çok büyük bir kazanım.
- Bu yüzyılda Ortadoğu’da Kürtler olmadan bir sistemin kurulması mümkün mü?
Tarih bunun mümkün olmadığını ispatladı.
- Kürtler bunun farkına vardı mı? Kürdistani Partiler ulusal birliğin oluşması, bunun daha güçlü ortaya konması, daha geniş alana yayılması konusunda bir ortaklaşma yoluna gidecek mi? Abdullah Öcalan “kongrenin başında Mesut Barzani olsun ve o yönetsin” demişti. Ulusal Birlik Kongresi oluşabilir mi? Engel nedir?
Şu an olan şey, kurulan ilişkiler, tüm tarafların desteği kongreden çok çok daha önemli bence. Birliğimizin diğer halklar tarafından tehdit olarak algılanmasının gereksiz olduğunu göstermemiz şart değil. Kendi işimizi de yapabiliriz, birliğimizi de koruyabiliriz. Bunu büyük sıfatlarla adlandırmamız gerekmiyor. Kürtlerin hakları teslim edilmeden bu coğrafya huzura kavuşmaz. Biz Kürtlerin de birlikte yaşadığımız halklara birlikte yaşamın ve barışın tarafı olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. Bu nedenle şu an gerçekleşen durum kongreden çok çok daha önemli.
- Abdullah Öcalan’ın Newroz mesajını nasıl okudunuz? Neçirvan Barzani’nin de mesajı Newroz’da okundu. Bu güçlü bir birlikteliğin mesajı mı?
Birincisi varlığın tanınmasına dair güçlü bir değişim gerçekleşti. İkincisi barış ve birlikte yaşama dair güçlü mesajlar vardı. Üçüncüsü halkımızın iradesi çok güçlü; olumlu ya da olumsuz tüm durumlarda güçlü bir halk olduğunu tüm dünyaya kanıtladı. Bu her zaman vardı ve hep var olacak.
- Türkiye’de bir barış süreci var ve müzakereleri sürerken devletin ve sistemin desteğiyle Rojava’da gerçekleşen saldırılar, Kürtlerin tekrar bir katliamla karşı karşıya gelmesi konusundaki güvensizliği ortaya çıkardı ve bu kaygıları halen devam ediyor. Türkiye’nin bu süreci yavaş götürmesi hala bölgesel bir planının olduğunun göstergesi mi?
Sayın Barzani’nin de fikri iki tarafın da sürece dair inancının olduğu yönünde. Barışa duyulan ihtiyaç ve tüm halkların sahip olması gereken hakların Kürt halkına da teslim edilmesi her kesim tarafından kabul ediliyor.
- Kürtler ilk kez bölgesel ve uluslararası arenada kendi içlerinde de diplomaside de güçlü olduklarını gösterdi. Önümüzdeki süreçte Kürtleri neler bekliyor? Nasıl handikaplar ve sıkıntılar yaşanabilir? Tehlikeler nasıl bertaraf edilir? Nasıl dersler çıkarılmalı?
Dersler çıkarabilmemiz için tarihi iyi bilmemiz gerekiyor. Yıllar öncesine baktığımızda bugün büyük bir ilerleme kaydetmiş durumdayız. Kürdistan Bölgesi’nde, Türkiye’de ve Suriye’de önemli değişimler yaşandı. Yüz yıllarca Kürtlere karşı baskı, zor politikaları ve ırkçı yaklaşımlar yürütüldü. Kürdistan Bölgesi’nin tecrübesinden bahsedersem bugün kazanılan anayasal haklara rağmen Bağdat’ta bazı kesimler hala da Kürtlerin yönetime ortak olmalarını kabul edemiyor. Irak anayasası 20 küsür yıldır var, ancak hala da kabul edemeyen kesimler var.
- Neden?
Çünkü geçen yüz yılda bu yönde bir kanaat oluşmuştu. Zaman birçok sorunun çözümü için kefildir. Rojava’da da böyle. Krizler olur, çözümler oluşur. Bugün geçmiş yüz yılda yapılan hatalardan ders çıkarılarak yeni bir aşamaya geçilmeli. Bu aşamada da elbette engeller sorunları oluşacaktır. Evet, Rojava’da Kürt halkı katliamla yüz yüze bırakıldı. Kürdistan Bölgesi’nin Rojava halkına olan desteği devam edecektir. Çünkü Kürdistan Bölgesi’nde anayasal bir zemin var. Bu zemini Rojava’nın sesini tüm dünyaya duyurmak için kullanabiliriz. Halkımız barışçıl bir halktır. Biz ölümü seven bir halk değiliz.
- Artık güçlü birlik ve özgür olma zamanı geldi mi?
Özgür olma iradesi halkımıza aittir. Tüm olumsuz durumlarda, zindanlarda, zor ve baskı altında, ölümlerde, dağlarda her yerde halkımızın iradesi sayesinde bugün özgürlükten bahsediyoruz.
*****
Ronya İlbasmış’a çeviri emeği için teşekkürler…









