Siyaset bünyesinde her daim hesaplanamaz, planlanamaz ve öngörülemez olanı barındırır. Öbür türlüsü, siyaseti askeri-maddi-mali-fikri güç hesaplamalarından ibaret olarak görmek olur. Siyasetin bu belirgin karakteri ona mistik bir temel katıyor.
Ortadoğu’da siyaset, her daim hesaplanamaz olanla karşılaşma (zamansal-öznel-mekânsal) hızına sahiptir. Siyaset mutlak zaferler veya kesin yenilgilerle tanımlanamaz; bunların üzerine kurulamaz. Bu gerçekliğin son sınama alanı (testi) 6 Ocak’ta Paris’te yapılan anlaşmanın Kürtlerle ilgili kısmı oldu.
Söylenenlere bakılırsa, 6 Ocak’taki anlaşmanın önemli bir parçası DSG’nin yönettiği bölgelere, geçici yönetimin dış destekle birlikte saldırması, bu saldırılara İsrail başta olmak üzere çok sayıda aktörün sessiz kalmasını içeriyordu. Devamında ise Suriye’de Kürt bölgeleri ele geçirilecek ve Şengal’e varılacaktı. Şengal’e girmek demek, çatışmaların Irak topraklarına sıçraması ve dolayısıyla görüntüye Irak’ın da girmesini getirecekti.
Bunun akabinde konjonktür uygun olursa Şiilerle savaşmayı reddeden Kürdistan Bölgesel Yönetimi hedef alınacaktı. Böylece Kürt coğrafyası büyük oranda kazanımlarından arındırılacak, diz çökmeye ve iş birliği yapmaya zorlanacaktı. Yani 6 Ocak Paris anlaşmasıyla ortaya çıkan fırsat sonuna kadar değerlendirilecekti.
Riyad-Ankara-Şam ortaklığındaki planda temel hedef Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulurken Kürt jeopolitiğini güçten düşürmekti. Kürt jeopolitiği güçten düşürülerek kazanımları geri alınacaktı. Böylece Türkiye Kürt merkezli güvenlik kaygılarına cevap bulacak, Riyad Şam idaresinde etki alanını genişletecekti.
Nihayetinde siyaseti güç hesaplamalarından ibaret görenler için bu plan hem saha şartları hem bölgesel uygunluk hem de küresel destekler birlikte düşünüldüğünde gayet “rasyonel” ve “gerçekleştirilebilir” idi. ABD ve İsrail sessiz, Tom Barrack destekçi, Avrupa kendi derdinde, Rusya denklemde yok…
Siyasi romantizm ve oto-propagandaya düşmeden gayet gerçekçi bir yerden ifade edelim. Birkaç durum bu planı bozdu. Neydi bunlar? Başlıcalarını ifade edersek:
Irak ve Türkiye başta olmak üzere çok sayıda ülkeye ve hemen her kıtaya yayılan, büyük destek gören eylemlerin ürettiği iç gerilimlerdi. Ülkeler zaten aşırı kutuplaşma ve derin ekonomik kriz yaşarken Kürt huzursuzluğunun çarpan etkisi yüksek oldu.
Bu dönemde özellikle Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki protestoların moral etkisi oldukça etkili oldu. Önceki dönemlerde ortaya çıkan krizlere kıyasla çok fazla ve katılımı yüksek eylemlerin olması bunun temel sebebiydi.
Ayrıca DSG’nin Kürt coğrafyasında askeri savunma barajı kurması, ilk saldırıları püskürtmesi ve direnişte ısrarcı olduğunu göstermesi dünya ve bölge güçleri açısından aylarca sürecek bir savaşı göze alıp almama sorusunu gündeme getirdi. Son olarak bu sokak sesini siyasi sonuca götürme hususunda Sayın Öcalan’ın barış sürecini dahi arka plana atan tutumunun sonuç alıcı olduğu görülüyor.
Yani siyasetin mistik temeli bir kez daha hesaplanamaz, planlanamaz ve öngörülemez karakterini gösterdi. Böylece 30 Ocak’ta DSG ile geçici Şam yönetimi arasında bir anlaşmaya varıldı. Bu anlaşmayla birlikte 6 Ocak’ta kurulan oyun bozuldu ve yeniden oyun kurma aşaması başladı. Riyad’ın sessiz, Ankara’nın mutsuz onayıyla yeni döneme giriyoruz.
Bu yeni dönemde siyaset bir kez daha mutlak zaferler veya kesin yenilgilerin değil, yeni dinamiklerin ve denklemlerin konusu olduğunu gösteriyor. Bu yeni dönemde İsrail’in güvenlik ekseni değişecektir. Suriye’de Sünni ve güçlü Şam, Tel Aviv için varoluşsal bir tehdittir. Dolayısıyla İsrail’in güvenlik yaklaşımı işgalleri arttırmak, doğrudan saldırılarla gelişme ihtimali olan askeri kapasiteyi hedef almak ve süreklileşmiş diplomatik çemberi diri tutmak şeklinde eğilim kazanabilir. Suriye’nin Sünni rejimiyle Irak’taki Şii yapıların karşı karşıya gelmesi ihtimali güçlendi. Türkiye-Suudi Arabistan ortaklığına karşı İsrail-BAE ortaklığının tahkim edileceği öngörülebilir. Öte yandan ABD İran’ı ehlileştirirse İsrail’le, ehlileştiremezse Irak’ta Haşdi Şabi’yle yola devam edilebilir. Yani aslında “mutlak zaferler ve kesin yenilgiler” yerine yeni senaryoları, risk ve tehdit opsiyonlarını konuşmamız gereken bir dönemdeyiz.
Önceki dönemde Kürtler denge unsuruydu. Yeni dönemdeki denklemler ve dinamikler üzerinden bakıldığında Kürtler oyun değiştirici güç pozisyonunda olabilirler.









