• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
29 Kasım 2025 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Kurtuluştan yeni kuruluşa Kürt sorunu ve CHP

29 Kasım 2025 Cumartesi - 23:00
Kategori: Forum, Güncel, Manşet
Kurtuluştan yeni kuruluşa Kürt sorunu ve CHP

Yıllardır Kürtler bir slogan atıyor, son dönemlerde CHP daha çok atıyor ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz.’ Buyurun gereğini yapalım.

Veysi Eski

Kürt meselesi, modernleşen ve modernleştikçe merkezileşen Osmanlı’dan Cumhuriyete devletin birincil meselelerinin başında geldi ve gelmeye devam ediyor. Safevi tehdidine karşı 1514 yılında Amasya’da kurulan ittifak ve Kürt Mirlerine verilen görece özerklik 18. yy’dan itibaren devletin Avrupalı rakiplerine göre geriye düşmesi karşısında çözümü merkezileşmekte bulması ile çatırdamıştır. Demirel’in deyişi ile yirmi dokuzuncusunu yaşadığımız isyanlar silsilesi 19. yy başından itibaren başlamıştır. 29. isyana gelene kadar çıkan tüm isyanlar geniş Kürt coğrafyasının her tarafına yayılmıştır, ancak son PKK isyanı dışındaki tüm isyanlar belli bölgelerle sınırlı olup lokal isyanlar şeklinde cereyan etmiştir. Osmanlı devleti dönemine denk gelen isyanları Osmanlı genelde çok sert askeri tedbirlerle bastırırken isyanların genele yayılmaması için çeşitli “Osmanlı Oyunları” ile isyancı liderle iletişimler kurmuş ve otoritesini bu lidere kabul ettirmiştir. Otoriteyi kabul etmeyenleri de idam suikast vs yöntemlerle ortadan kaldırmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonrası işgale karşı Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile Kurtuluş mücadelesi başlamış. Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından 20-22 Ekim 1919 tarihlerinde Mustafa Kemal ile İstanbul hükumeti arasında yapılan Amasya protokolü ile geniş Osmanlı topraklarında kurtarılması gereken kısımlar belirlenerek Kurtuluş Paradigması oluşturulmuştur. Bu protokolde Türklerin ve Kürtlerin çoğunlukta oldukları bölgeler Misakı Milli olarak belirlenmiş ve Kurtuluş Savaşı’nın bu bölgelerin kurtarılması esası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. 1961 yılına kadar gizlenen 2 Nolu Amasya Protokolünde “Kürtlerin gelişme serbestliğini sağlayacak şekilde ırk hukuku ve sosyal haklar bakımından daha iyi duruma getirilmelerine izin verilmesine ve yabancılar tarafından Kürtlerin bağımsızlığını gerçekleştirme amacını güder gibi görünerek yapılmakta olunan karıştırıcılığın önüne geçmek için bu hususun şimdiden Kürtlerce bilinmesi hususu uygun görüldü…” denilerek Kürtlerin ulusal ve sosyal haklarının tanınacağını ve bunun Kürtlerle paylaşılmasını taahhüt etmiştir. İlk Meclis’in oluşumunda yer alan Kürdistan mebusları ile ve 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun geniş muhtariyet düzenlemeleri, Kurtuluş sürecinde devletin 2 nolu Amasya Protokolü’ndeki taahhütlere uygun olarak hareket ettiğini açıkça göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli kırılma anında Kürtlerin katılımını esas alan ve Kürtlerin, Türkler ile yoğunluklu yaşadıkları bölgeleri vatan kabul eden “Kurtuluş Paradigması” terk edilerek önce Lozan’da Kürtlerin yoğun yaşadıkları bölgeler (Musul0 ,Kerkük ve Rojava) Misakı Milli’ye aykırı olarak Meclis’te bulunan Kürt vekillerin tüm itirazlarına rağmen İngiliz ve Fransızlara terk edilmiştir. Daha sonrasında ise Kuruluş sürecinde tamamen Kürt inkarı üzerinden Türkiye Cumhuriyeti inşa edilmiştir.

Cumhuriyet dönemi isyanlarının temel itirazı bu inkar ve imha politikalarına olmuştur. Cumhuriyet rejimi Osmanlı’dan daha sert yöntemlerle bu isyanları bastırma yoluna gitmiş. İsyan liderlerinin idamının yanı sıra Dersim, Ağrı ve daha birçok yerde kitlesel katliamlarla bu isyanlar bastırılmıştır. 19 Eylül 1930 tarihli Milliyet Gazetesi’nde, temsili Ağrı Dağı ve üzerinde bir mezar taşına; ‘Muhayyel Kürdistan burada medfundur’ yazılarak Kurtuluştan sonraki 10 yıl içinde Kürtlerin Ağrı dağına gömüldüğü iddia edilmiştir. Bu tarihten sonra Dersim’i saymasak ki Dersim bir isyan değil devletin kaynaklarına göre “bir urdur ve katliamla bu ‘ur’ vatanın bağrından sökülüp atılmıştır.” Kürtlük Ağrı dağındaki mezarında metfun yatmıştır.

Mezardan başlamış bir isyan

Çok kısa bir tarihsel hafıza çağrısı ile 29. isyana ve bugün konuştuğumuz Barış ve Demokratik Toplum çağrısına gelmek istedim. Bu kısa tarihsel perspektif bizlere 200 yıllık devlet geleneğinin varlığı ateş kadar su kadar gerçek olan modern toplumların özü olan ulusal bir kimliği yok etmek üzerine kendini inşa ettiğini görüyoruz. Abdullah Öcalan liderliğinde başlayan isyan mezardan başlamış bir isyandır. Bir dağın başında yalnız bir mezarda gömülü olan Kürtlük bir varlık olarak bir özne olarak tarih sahnesine bu isyan ile çıkmıştır. Bu isyan dört parça Kürdistan’ın her tarafına yayılırken devletin tüm baskı ve yok etme politikalarına tüm zor aygıtlarına rağmen aynı zamanda bir Kürt Rönesansı yaratmıştır. Abdullah Öcalan, kendi içinde kendi ile sürekli hesaplaşan, her an kendini yeniden üreten gücünü sosyal, siyasal ve ideolojik dinamizminden alan bu hareketin sadece kurucu önderi değil hareketi kurduğu günden beri harekete bu dinamizmi veren hem pratik hem ideolojik önderliğidir.

Kürdün tarihsel hafızası

Abdullah Öcalan gerçeğini yok sayan sıradanlaştıran her yaklaşım aslında Kürdün tarihsel hafızasını ve çok büyük bedellerle inşa edilmiş kimliğini inkar eden yaklaşım anlamına gelir. Kürtler ulus kimliğini yaratan önderliklerine politik bir özne olarak kaderlerine dair karar verme yetkisini vermişlerdir. Bu basit bir vekalet ilişkisi değildir. Bu Kürdün tarihsel hafızasının çağrısı ile yürüyen bir süreçtir. Kürt tarihini kaba olarak bilen herkes Kürtlerin en yakınları tarafından ihanete uğrayan önderlerine nasıl ağladığını, nasıl ağıtlar yaktığını bilir. Abdullah Öcalan’a olan güvenin sebebi Öcalan’ın şahsına dair yeteneklerin yanında Kürt toplumsal hafızasının trajedi yüklü olması yatmaktadır.  Öcalan süreci yürütürken aynı zamanda bu tarihsel yük ile masaya oturmaktadır. Fiziksel şartlarının zorluğu yanında bu yükün kendisi Öcalan’ın atacağı her adımda nasıl kılı kırk yardığını görmemizi gerektirir.

Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihli çağrısının merkezine Öcalan’ı alması aslında devletin Kürdün hafızasını ve önderliğini tanımasının ilk adımı olarak değerlendirilebilir.  Ama bu tanımanın içinde aynı zamanda yaşadığımız bölgedeki tarihsel kırılmanın esas olduğunu devletin büyük bir tehdit algısı ile yeni bir “Kurucu paradigmaya” yeltendiği söylenebilir. Bu kurucu paradigmanın 1919 kurucu paradigmasına benzer tarafı zorlayıcı iç ve dış etmenler ve varlığın tehdit altında olması gösterilebilir ancak farklı olan tarafı bu tekrardan çok daha önemlidir. Farklı olan tarafı Kürt halkının bir özne olarak önderliği şahsında tanınmasıdır. Abdullah Öcalan bu çağrıya Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile yanıt verirken, aslında tarihsel kuruculukta eksik kalan öznenin yeni kuruculukta rolünü oynamasını esas almıştır. Kürt halkının bir varlık olarak hukuk düzleminde tanınması ve demokratik siyasetin eli ile demokratik toplumun inşası kavramları ile yeni kuruculuğun sadece bir dış tehdit üzerinden ele alınamayacağını, dış tehditlere karşı toplumu bir arada tutacak temel kavram setinin demokrasi ve hukuk olduğunu tüm görüşmelerinde ısrarla vurgulamıştır.

Komisyon ve Öcalan

TBMM’de oluşan çözüm komisyonunun Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesi etrafında başlayan tartışmalar ve özellikle CHP’nin Ada’ya gidecek heyete üye vermemesi çok tartışıldı. CHP’ye yön veren CHP medyası diyebileceğimiz zevat CHP’nin kararına karşı geliştirilen eleştirilere CHP’ye haksızlık yapıldığı, Öcalan’ın ziyaret edilmesinin Öcalan’ı meşrulaştıracağı gibi argümanlarla CHP’nin kararını savunmaya devam ediyorlar. 19 Mart sürecinden sonra CHP’ye yönelik yargı kıskacı ve anti demokratik müdahaleleri yine sürecin karşısında bir yere koyarak hem CHP’yi siyaseten yalnızlaştırıyor ve CHP’yi yeni kurucu iradenin dışına düşürmeye çalışıyorlar.

Devletin kurucu partisi CHP açısından tarihsel olarak yol çatallaşmıştır. CHP ya bu zevata uyarak tekçi milliyetçi Cumhuriyetin bekçisi olarak tarihin yanlış tarafında yer alacak ya da kendi tarihsel misyonunda var olan kurtuluş iradesinin tarafında yer alacaktır. Türkiye’nin Kurtuluş paradigmasının esasını temsil eden Amasya Protokolleri ve 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu CHP çıkarmıştır. Kurtuluş Savaşı’nı Kürtler ile Türklerin kurtuluş savaşı olarak veren CHP açısından yeni kuruculukta pusula Kurtuluş paradigması olabilir. Yeni dönemin Kurtuluş döneminden temel farkı Kürtlerin artık bir politik özne olarak tarih sahnesine çıktığının ön kabulünü gerektirmektedir. Yine Kürtler Öcalan şahsında kendi kaderlerine karar vermektedir. Bunları kabul etmeden Kürtlere lider ya da liderler atayarak yol yürümek imkansızdır.

Yine devletin ve hükümetin bölgesel ve küresel tehdit algısı ile başladığı bu süreçte Kürtlerin ve Öcalan’ın demokrasi ve hukuk vurgusunu görmezden gelerek Kürt sorunu ile demokrasi ve hukuk sorununun aslında bir sarmal olduğunu görmeden salt soyut bir demokratikleşme vurgusu ile yol alınamayacağının anlaşılması gerekmektedir.

Yıllardır Kürtler bir slogan atıyor, son dönemlerde CHP daha çok atıyor “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz.” Buyurun gereğini yapalım.

*İstanbul Barosu/ÖHD üyesi

 

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Keskin Bayındır: Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ekseninde harekete geçin

Sonraki Haber

Arap solunun projesi nedir? – II

Sonraki Haber
Arap solunun projesi nedir? – II

Arap solunun projesi nedir? - II

SON HABERLER

Bir yüzleşme hikâyesi

Bir yüzleşme hikâyesi

Yazar: Aziz Oruç
29 Kasım 2025

Sanat, siyaset için midir?

Sanat, siyaset için midir?

Yazar: Heval Elçi
29 Kasım 2025

Binlerce yıllık bir kadın sanatı: Deq

Binlerce yıllık bir kadın sanatı: Deq

Yazar: Aziz Oruç
29 Kasım 2025

‘Pazarlık yok’ teranesi

İmralı ziyareti

Yazar: Aziz Oruç
29 Kasım 2025

Muhalefet yol ayrımında

Kürtler kimle ittifak kurar, kimi destekler?

Yazar: Heval Elçi
29 Kasım 2025

Arap solunun projesi nedir? – II

Arap solunun projesi nedir? – II

Yazar: Heval Elçi
29 Kasım 2025

Kurtuluştan yeni kuruluşa Kürt sorunu ve CHP

Kurtuluştan yeni kuruluşa Kürt sorunu ve CHP

Yazar: Aziz Oruç
29 Kasım 2025

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır