- Devrimciliğin timsaliydi. Tepeden tırnağa kadar eylemi ve söylemi bir olan bir devrimciydi. Hem de benim için yaşamsal önemi olan toplumsal kimliğime ilişkin ne yapmam ve nasıl bir kimlikle hareket etmem gerektiğini o kısacık anda çarpıcı biçimde ortaya sermişti’
- ‘Kürtlük kendini sosyalizmle açığa vurmaktan ne utanmalı ne de korkmalıydı. Hava bunu gerektiriyordu. Ve öyle de yaptım’ sözleriyle, Mahir’in ‘inkâr edemeyiz’ dediği Kürtler, demokratik toplumcu sosyalizmin bir asli unsuru oldu
- 68 Gençlik Hareketi’nin tüm bölgelerde tabiri caizse kapitalizmin dünyasında gedik açmasıyla beraber, sosyalizm mücadelesi yükselecekti. Vaat edilen dünya, öfke duyulması gereken bir dünyaydı ve başka bir dünya mümkündür şiarı, gençlik hareketlerinin inançlı ve umutlu mücadelesiyle gerçekleşecekti
Özgür Avzem
“Kızıldere adın ahire kalsın
Mahir yoldaş kanın yiğide kalsın
Dokuz yoldaşıyla vuruldu Çayan
Kızıldere sana biz de geliriz”
Türkiye’nin yakın politik geçmişinin en önemli sayfalarından biri olan Kızıldere Katliamı, Türkiye’nin devrimci, sosyalist hareket tarihinin bir dönüm noktasıydı. Bundan 54 yıl önce Mahir Çayan ve 10 arkadaşı, Tokat’ın Niksar ilçesindeki Kızıldere Köyü’nde direnerek şehit düştüler. Özgürlük, demokrasi ve sosyalizm için yaşamlarını feda eden 10 devrimciyi saygı ve minnetle anıyorum.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihin doğru tarafında nasıl yer aldığını ve günümüze kadar etkisini nasıl sürdürdüğünü öğrenmek için, belki de büyük dönüşüm adımlarının atıldığı 1970’li yıllara ve Mahir Çayan’ın mücadele karakterine bakmak gerekir. Kürt Halk Önderi Önder Apo, “Tarihsel olduğun kadarıyla gerçekle birliktesin” diyerek, tarihin şimdileşen karakterine büyük anlam vermektedir.
Vaat edilen dünya, öfke duyulması gereken dünyaydı
68 Gençlik Hareketi’nin tüm bölgelerde tabiri caizse kapitalizmin dünyasında gedik açmasıyla beraber, sosyalizm mücadelesi yükselecekti. Vaat edilen dünya, öfke duyulması gereken bir dünyaydı ve başka bir dünya mümkündür şiarı, gençlik hareketlerinin inançlı ve umutlu mücadelesiyle gerçekleşecekti. Sisteme duyulan öfke ile çıkış yapan gençlik hareketleri, yeni devrim perspektifleriyle önemli paradigma değişiklikleriyle ortaya çıkacaktı. Toplumsal mücadeleler, Ekoloji, kadın hareketi başta olmak üzere birçok yeni akımla tanışmaya başlayacaktı. Avrupa’daki siyasi çalkantılar Türkiye’de de hissedilir, üniversitelerden, sendikal alana, işçisinden köylüsüne, oradan tüm toplumsal alana şiddetli bir arayış yayılmıştı. Bu arayış, Türkiye’de de adeta bir devrim çağını müjdeler. Ve Avrupa’da yaşanan 68 gençlik devrimi, Türkiye’de 1970’li yıllarda yaşanır, aynı zamanda büyük bir devrimci gençlik gelişimine yol açar. DEV-GENÇ ve Devrimci Gençlik Federasyonu kurulur. Bu yıllarda 68 Gençlik Hareketi daha çok Türkiye solu kanalıyla, Kürt gençliği üzerinde de etkili olur. Artık zamanın devrim ruhuyla dolduğu bir döneme girilir. Bu dönemde Kürt aydınları ve gençleri de bazı arayışlara yönelecekti.
‘Kendimi İstanbul yaşamına hiç kaptırmadım’
Bu yıllarda Türkiye’de gençlik hareketlerinin temel merkezi Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’dir. Burada değişik fraksiyonlar yer alsa da en etkili hareket THKP-C ve THKO’ydu. Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir ve arkadaşları bu fakültenin öğrencileridir. Doğan Fırtına, Mahir Sayın, Ali Haydar Kaytan, Ali Alfatlı gibi devrimciler de bu fakültede okurlardı. Siyasi arayış ve örgütlenmelerin zirvede olduğu bu yıllarda Önder Apo, ilk önce İstanbul’a kayıt yaptırır. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde geçirdiği zamanını şöyle dile getirir: “1971’in sonlarına doğru, İstanbul Hukuk’a kaydımı yaptırdım ama hiç okula gitmedim. Bakırköy’de bir kadastro memuruydum. Avcılar’a doğru, Şambayat Köyü müydü? Öyle bir köyde iyi bir kadastro memurluğu yaptım. Kendimi İstanbul yaşamına hiç kaptırmadım. Yine tektim. Kendi kendimi çözmeye çalışıyordum. Hesaplıyordum. Duygularım biraz daha gelişmiş olmakla birlikte, İstanbul yaşamı bende hiçbir zaman açığa vurmadı.”
Mahir Çayan’ı tanır ve sosyalizme olan ilgisi artar
Önder Apo, burada dönemin Kürt meselesine eğilen Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın (DDKO) üyesi olur. Lenin’in “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” kitabını okumuş, Kürtler bir ulus olarak neden kendi kaderini tayin edemiyor sorusu üzerinden Kürt gerçekliğine yönelir. Bu yıllarda dönemin devrimci önderlerinden Mahir Çayan’ı tanır, sempati duyar ve oldukça etkilenir. Bu durum onda giderek sosyalizme olan ilgisini artırır.
‘Eylemi ve söylemi bir olan bir devrimciydi’
Önder Apo, İstanbul’da Maçka Semti’nde bir konferansa katılarak, Mahir Çayan’ı tanıma ve ona olan sempatisini şöyle anlatır: “DEV-GENÇ’in en kritik toplantılarından birisiydi. Birden salona Mahir Çayan, Yusuf Küpeli ve Sinan Kazım Özüdoğru girdiler. Önder Mahir’di. Mikrofona devrimci tarzda el koydu ve uzun bir konuşma yaptı. Bende ciddi bir izlenim bıraktığı kesindi. Devrimciliğin timsaliydi. Tepeden tırnağa kadar eylemi ve söylemi bir olan bir devrimciydi. Açık ki beni en çok etkileyen kişilikti. Derin bir sempati bırakmıştı. Hem de benim için yaşamsal önemi olan toplumsal kimliğime ilişkin ne yapmam ve nasıl bir kimlikle hareket etmem gerektiğini o kısacık anda çarpıcı biçimde ortaya sermişti.”
Devrimci gelişmelerin merkezi Ankara’ya gelir
Dönemin devrimci öncülerini tanımasıyla birlikte, 1 yıl aradan sonra artık yönünü Ankara’ya verir. Çok iyi bir dereceyle, 1971’in sonunda Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gelerek kayıt yaptırır. Çocukluğundan beri büyük arayışlarına hep bir anlam katarak yaşayan ve yürüyüşünü sürdürürken, artık kendisini bulduğu bu fırtınalı zamanda büyük çalkantılı döneme göğüs gerecekti. Urfa, Amed, İstanbul derken, tüm politik gelişmelerin ve siyasi-ideolojik yoğunlaşmaların yaşandığı Ankara’ya gelir. Ankara, devrimci gelişmelerin ve siyasi faaliyetlerin merkezi olan İstanbul’dan bunu devralır ve önemli eylemlerin patlak vereceği bir merkez haline gelir.
Gençlik hareketlerini hedef alan 12 Mart darbesi olur
Türkiye’nin siyasal tarihinde bir kilometre taşı olan 12 Mart 1971’de darbe gerçekleşir. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra verilerek hükumetin istifasının istenmesi ile oluşan askeri müdahale, en çok da gençlik hareketlerine dönük yapılacak operasyonların sinyaliydi. O gün, saat 13:00’de TRT radyolarında okunan metin ile darbe ilan edilmiş ve aralarında devrimci sosyalist kesimlerin de bulunduğu 10.000’den fazla kişi gözaltına alınıp, tutuklanmış ya da hüküm giymişti. 12 Mart darbesinin doğrudan gençlik hareketlerini hedef alan bir yönelimi başlar.
Kızıldere direnişi
Daha önceden gözaltına alınıp tutuklanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 1 Mart 1972’de haklarında verilen idam kararı ile tüm sosyalist ve devrimci gençlik, harekete geçer ve çeşitli eylemler düzenler. Denizlerin idamını engellemek için 3 İngiliz teknisyeni kaçırarak eylem yapan Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere’de gösterdikleri büyük direnişin ardından Türk devlet güçleri tarafından yoğun obüs ve havan toplarıyla saldırılarak, katledilir. Denizler THKO’lu olmalarına rağmen THKP-C’li Mahirlerin birlikte mücadele amacıyla yaptığı bu eylem devrimci güçlerin ortaklaşa mücadele tarihine geçer.
Boykota öncülük eder
Mahir ve arkadaşlarının Kızıldere’de katledilmeleri, Önder Apo’yu çok derinden etkiler. Hem düşüncelerinden hem de devrimci kişiliğinden derinden etkilendiği Mahir Çayan artık katledilmişti. Buna karşı bir şeyler yapma sorumluluğu taşıyacak ve harekete geçecekti. Ertesi gün, devrimci öğrenci gençliği bir şeyler yapma yönünde tartışma yürütür. Doğan Fırtına’nın boykot önerisiyle Önder Apo’nun destek veren öncülüğü, tüm öğrencilerde bir yürek ve davranış birliğine yol açar. Böylelikle Mahir’in öğrenci olduğu okulda devrimci gençler bu katliamı protesto etmek ve şehadetleri anmak için boykot gerçekleştirilir. Bu boykotun öncülüğünü de Önder Apo ve birkaç genç arkadaşı yapar. Önder Apo bu boykota öncülük ederken genç bir devrimci sempatizandır.
‘Şehadetleri, beni kendi öz gerçekliğimin üzerine yürüttü’
Mahirlerin katledilişi herkesin üzerinde büyük bir yük oluşturmuş, herkesi çok üzmüş, gergin ve öfkeli kılmıştı. Önder Apo, bu dönemi şu sözlerle dile getirir: “Hem Türk hem de Kürt devrimci gençlik hareketleri ortamındaydım. DDKO, DEV GENÇ’li, yıllarda bu oluşumların sempatizanları olmak, az etkili bir olay değildi. THKP-C, THKO, TKP/ML-TİKKO isimlerini duymuş, önderlerinin yiğitçe şehadetlerine tanık olmuştum. THKP-C Önderi Mahir Çayan’ın önce Hüseyin Cevahir’le Maltepe direnişi, ardından cezaevinden kaçışı ve dokuz yoldaşıyla Kızıldere’de şehadete erişleri, oldukça etkileyiciydi. Bu katliamı protesto eden ilk boykot eylemine önderlik edecek kadar üzerimde etki bırakmıştı. Şüphesiz ikinci sırada gelen bir başka etmenle birlikte, gençliğin bağrından çıkan bu önderlerin hakikat uğruna şehadetleri, beni kendi öz gerçekliğim üzerine yürümeye cesaretlendiren temel etkenlerdi.”
Mahirlerin katledilişi ve Denizlerin idamı onu derinden sarsar
Öncülük ettiği boykot eyleminde tutuklanan ve Ankara Mamak Cezaevi’ne konulan Önder Apo, tutsaklık döneminde gerçekten de Mahirlerin anısına en anlamlı cevabı nasıl vereceği yoğunlaşmasında belirli bir sonuca ulaşırken, devrimci bir okul işlevi gören Mamak’ta bir kez daha onu ve tüm devrimcileri sarsacak bir olay daha yaşanacaktı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın haklarındaki idam kararı gerçekleştirilir. 1972’inin 6 Mayıs’ında, yiğitlikleriyle göz dolduran ve özgürlük aşığı olan bu üç devrimcinin Mamak zindanından idama götürülüşlerine tanıklık edecek, herkesi derinden sarstığı gibi Önder Apo’yu da derinden sarsar. Hem Denizlerin idamı hem de Mahirlerin katledilişi, Önder Apo’yu çok ağır bir duygu sarmalına büründürmüş, yüreğinde yarım kalmış bir türkü, bir kavga ve bir sevdanın hissini yoğunca yaşar.
‘Bu gençleri takip etmekten geri duramazdım’
7 ay boyunca Mamak zindanında kalan Önder Apo için bu süreç, düşünce derinleşmesi yaşar ve algılarını şöyle yoruma tabi tutar: “1970’ler Ankara’sında Devrimci gençliğin sesi gür ve korkusuzdu. Tuzaklı bir sahada korkusuzluk olduğu hissediliyordu. Ama onlar benim soy varlığıma sahip çıkacak kadar cesur ve özverili idiyseler ve eğer bende sınırlı bir onur duygusu varsa, bu gençleri takip etmekten geri duramazdım. Mahir Çayanların Kızıldere’de şehadeti, Deniz Gezmişlerin idamları, biz namuslu sempatizanlara anılarını takip etme görevi vermişti. Artık okul okumak bir bahaneydi. Halk adına hareket edeceğim kesindi.”
‘Öyle bir hareket yaratmalıyız ki bir daha 12 Mart gibi olmasın’
7 Nisan 1972 yılında gözaltına alınıp 21 günlük işkencenin ardından tutuklanarak 7 aylık tutsaklığının ardından 1972 yılının 24 Ekim’inde serbest bırakılır. Önder Apo, pratiğe geçirilmesi için yaşadığı düşünce derinleşmesini, Mamak zindanından sonraki süreçlerde yeni sözler verip, tarihi kararlar alınması için hazır hale getirir. “Ben zindandayken, öyle bir hareket yaratmalıyız ki, bir daha 12 Mart gibi olmasın, hemen tasfiye olmasın, kendi istediğimiz zamanda ve istediğimiz yerde mücadeleyi başlatalım anlayışına kavuştum” der ve Mahirlerin, Denizlerin özlemlerini gerçekleştirmek için, kendisini borçlu görür. Onların mücadele anılarını, aklının ve yüreğinin terazisinde tartmış, ölçmüş ve biçmişti.
Mahir Çayan: ‘Kürt meselesi vardır, inkâr edemeyiz’
Bu anı ve mirasın büyük anlam değerini yüklenerek, günümüze kadar yarım asırlık mücadele sürecinin etkisini sürdürüyor. Önder Apo’nun Mahir Çayan’ın anısına bağlılığı ve vermiş olduğu bu karşılık gerçekten de doğru anlaşılmalı. Çünkü bugün Türkiye ve Kürdistan’da yeterince bu gerçekliğin farkına varılamıyor. Yaşanılan ideolojik kalıplaşma ve siyasi bağnazlık, değişimin ve Mahir Çayan kişiliğini anlamanın önünde en büyük engeli teşkil ettiği gibi, bununla bağlantılı olarak, ciddi bir tarih okuması eksikliğinin de geliştiğini görüyoruz. Mahir Çayan ve arkadaşlarının şehadetlerinin elli dördüncü yıl dönümünde bu eksiliğin giderilmesi için büyük bir çaba içerisine girilmesi ve kendimizi yenilememize her zamankinden daha da zaruret gösteren bir konudur.
Mahir Çayan ‘Kürt meselesi vardır, inkâr edemeyiz’ derken, Kürtlük davasına sahip çıkılması için, doğru tarih bilincini edinmenin ve Kürtlerin sosyalizmi savunan, aynı zamanda temsil eden özne bir halk olduğunu kabullenmenin zamanıdır. Nitekim Önder Apo’nun “Kürtlük kendini sosyalizmle açığa vurmaktan ne utanmalı ne de korkmalıydı. Hava bunu gerektiriyordu. Ve öyle de yaptım” sözleriyle, Mahir’in “inkâr edemeyiz” dediği Kürtler, demokratik Toplumcu Sosyalizmin bir asli unsuru oldu. Kürtlüğün sosyalist karakteri Mahir Çayan’ın kapsayıcılığında, Önder Apo’nun ise, şahsında somutluğa kavuşacak.








