Bazı insanlar vardır; yaşamadıkları, tecrübe etmedikleri, görmedikleri acı kalmamıştır diye düşünürüm. Hüseyin yoldaş, bir halkın yaşadığı tüm trajedileri yaşamış, acılarını tatmış ve yaşanan tüm acıların sonlanması için de tüm aydınlığını ve yaşamını ortaya koymuştur. Bundandır ki gerçek bir aydındır o. Sorunlarına karşı sorumluluk alabiliyorsa aydındır
Ramazan Kaya*
“Pişta xwe yan bispêre çiyayekî an jî camêrekî.” Bu Kürt özlü sözünün de belirttiği gibi Kürtlerin sırtını yasladığı nadir ve güzide insanlardandı Hüseyin Aykol yoldaş. Dost ve öğreticiydi. O, öyle bir dost ve emekçiydi ki özgür yaşamın ve özgürlük mücadelesinin yılmaz neferi oldu. Tüm ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların, mazlumların, kırıma uğrayan kadının, ekolojinin yanında oldu ve onlardan biri oldu.
Sesi olmayan Kürde ses idi. Kâh zindanların karanlığını aydınlatan haykırış, kâh beyaz tülbendi ile yerlerde sürüklenen Barış ve Cumartesi Anneleri’nin haykırışıydı hikâyelerinde ve yazılarında. O, hep zulmün korktuğu sesti özgürlük mücadelesinde.
Birçok nesil Hüseyin Aykol ile büyüdü, aydınlandı. Özgür basının yılmaz neferi, amiraliydi. Hep de öyle olacak. Okuma yazmayı öğrenen hemen her Kürt çocuğunun ilk tanıdığı yazarlardandı. Çünkü gazetede okumuştur yazısını. Ben de o çocuklardan sadece biriydim. İnsanın hiç unutmayacağı, zihninin en canlı köşesinde yer edinen olaylar ve şahsiyetler vardır. İşte zihinlerde hiç unutulmayacak isimdir Hüseyin Aykol ve sırtımızı dayadığımız ulu bir insandır.
Bazı insanlar vardır; yaşamadıkları, tecrübe etmedikleri, görmedikleri acı kalmamıştır diye düşünürüm. Hüseyin yoldaş, bir halkın yaşadığı tüm trajedileri yaşamış, acılarını tatmış ve yaşanan tüm acıların sonlanması için de tüm aydınlığını ve yaşamını ortaya koymuştur. Bundandır ki gerçek bir aydındır o. Sorunlarına karşı sorumluluk alabiliyorsa aydındır. Bundan dolayıdır ki geleceğe taşınmalı; bugün ve gelecekte olmaları gerekenlerdir. Tıpkı tüm vakitsizce (aslında vakitleri olmayan, zamanı aşmış) yiğit ve kahraman insanların barış ve özgür geleceği özgür insanla yaşamaları gibi. Hüseyin Aykol yoldaş barış ve özgürlüğü görmeliydi. En çok da Ada’ya gitmesi gerekenlerdendi. Barış ve özgürlük Hüseyin Aykol yoldaş ve onun gibilerle var olacak ve yaşayacaktır. Hüseyin Aykol yoldaşın, dostun ve büyük emekçinin yaratmış olduğu değer ve anısını saygı ve minnetle anıyorum.
Bizler cezaevinde türlü sorunlarla karşı karşıyayız. Yaşamın fiziksel kısıtlılığı yanında tüm insani durumların sorun olarak karşımıza çıkarıldığı bu mekânlarda yaşadığımız sorunlardan daha fazla zorlandığımız ve öfkelendiğimiz büyük bir toplumsal sorun, daha doğrusu bir kırım olan kadın cinayetlerinden bahsetmek istiyorum.
Kadın cinayetleri demek ne kadar doğrudur şüpheliyim. Çünkü kadın şahsında toplum cinayete kurban gidiyor, katlediliyor. Katliamlar her ne kadar tekil gerçekleşse bile kadın kırımı toplum kırımdır. Ülkenin en büyük sorunlarındandır. Çünkü kadın sadece biyolojik olarak bir insan cinsi değildir. Aynı zamanda toplumun, kültürün ve ahlakın yaratıcısı, taşıyıcısı, koruyucusu ve geliştiricisidir. Kadın toplumsallığı oluşturandır. Toplumun üyeleri kadın tarafından toplanıp toplumsallaştırılmıştır.
Her kadının katledilmesini, toplumun katledilmesi olarak görüp ele almak gerekir. Birçok şey söylenebilir lakin bizler bireysel, örgütsel ve toplumsal olarak ne kadar duyarlıyız? Bu katliamlara karşı yeterince öfke duymadığımızdan (bilhassa ataerkil zihniyetin biyolojik üyeleri erkekler olarak) o acıyı yeterince hissetmediğimizden duyarlılığımız da yeterince gelişmiyor. Kadın katliamını normalleştiren anlayışa karşı çıkmak toplumsal ve bireysel sorumluluğumuzdur. Kadının katledilmesi haberini her alışımızda ne düşünüyor ve ne hissediyoruz? Bu düşünce ve hissiyat bizi tavır almaya götürmüyorsa kendimizden şüphe duymak gerekir. Hissiyatımız düşünce ve fikre sebep olup bu da bizi bir devinime götürene kadar his ve duygularımızı sorgulamamız gerekir bireysel ve toplumsal olarak.
Bu katliamların arkasında yatan zihniyet ataerkil egemen düşünce sistemidir. Ataerkil düşünce her şeyi, özellikle kadını (ki kadın toplumdur) kendi mülkü olarak görür. Bu mülk üzerinde her türlü kullanımı kendine meşru kılar. “İster sever ister döver ister öldürür” mantığı ve düşünce sistemidir ataerkil egemen anlayış. Bugün yaşadığımız ve maruz kaldığımız durum bu anlayış düzeyinin doruk noktasıdır, ayyuka çıkmasıdır.
Her bir kadın katliamı ayrı bir trajedi, ayrı bir acı ve soykırım. Hepimizin ne kadar duyarsız olduğunu gösteren ve yakın zamanda yaşanan bir katliamı örnek vermek, hepimizin derin uykusunun göstergesi olacaktır.
Bir kadın sokağa çıkıyor, haykırıyor; çocukken istismara uğradığını, bunun sonucu evlendirildiğini ve bu istismarcı ataerkil varlığın kızını da istismar ettiğini büyük bir cesaretle haykırıyor ve diyor ki: “Beni öldürüp intihar etti diyecekler, inanmayın.”
Bu haykırış karşısında insanlık ne yaptı? Kadın ve küçük kızının cansız bedeni denizden çıkarıldı. O kadın ve küçük kız çocuğunun çığlığı karşısında yapılabilecekler o kadar çokken biz koruyamadık, hiçbir şey yapamadık.
Bu katliamlara karşı en büyük mücadeleyi vermesi gerekenler biz erkekler olmalıyız. Hem düşünsel anlamda hem de katil sistem ve kişilere karşı mücadele içinde olmalıyız ki toplumsallığı koruyabilelim. Kadınla doğru yaşamın nasılını öğrenmek, güzel ve doğru yaşamın yol haritası olacaktır.
Kadınla etik ve estetik ölçülerde yaşamak özgür ve güzel yaşamın yegâne yoludur. Bu da sadece bir cinsin mücadelesi değil; kadın ve erkeğin doğru, güzel ve ahlaklı yaşaması için birlikte vereceği özgür yaşam mücadelesidir.
*30.03.2026
Ramazan Kaya
Erzurum/Dumlu 2 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi









